Başkalarının distopik hikâyesinin kıyısında yaşamış biri olmanın iç sıkıntısıyla okudum bu kitabı. Romanın geneline hâkim olan şey belirsizlik; ama bundan da çok, harekete geçememe hâli. Olanlara inanamama, her seferinde “bundan daha kötüsü olmaz” diye düşünme ve bu yüzden karar verememe... Karakterler tehlikeyi görmüyor değiller; aksine onu normal hayatın içine sığdırmaya çalışıyorlar. “Bu kadar da ileri gidemezler”, “Bana bir şey olmaz” düşüncesi, onları felaketten korumak yerine felakete biraz daha yaklaştırıyor.
Eilish, etrafındaki dünya adım adım çökerken ailesini bir arada tutmaya çalışan, her kaybın ardından yeniden ayağa kalkmak zorunda kalan güçlü bir karakter. Ancak romanın en çarpıcı tarafı, onun direncinin yanında beklemeyi, dayanmayı ve her şeye rağmen normale tutunmayı seçmesinin işleri giderek daha da zorlaştırması. Kitap, felaketlerin çoğu zaman insanların tehlikeyi görememesinden değil, onu normal hayatın içine sığdırmaya çalışmasından dolayı büyüdüğünü gösteriyor. Bu yüzden Peygamberin Şarkısı sadece bir distopya ya da savaş romanı değil; savaşın, otoriterliğin ve mülteciliğin aslında “başkalarının başına gelen şeyler” olmadığını hatırlatan sarsıcı bir hikâye.
Sessiz ama sert bir modern aile travması anlatımı. Soğuk ve mesafeli bie anlatım olmasına rağmen inanılmaz bir duygu yükü taşıyor. Kitap aynı anda hem ebeveyn yanınıza hem kırılgan çocukluğunuza