Sanem

7/10
·240 syf.··
2026 19. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 00:08
Başkalarının distopik hikâyesinin kıyısında yaşamış biri olmanın iç sıkıntısıyla okudum bu kitabı. Romanın geneline hâkim olan şey belirsizlik; ama bundan da çok, harekete geçememe hâli. Olanlara inanamama, her seferinde “bundan daha kötüsü olmaz” diye düşünme ve bu yüzden karar verememe... Karakterler tehlikeyi görmüyor değiller; aksine onu normal hayatın içine sığdırmaya çalışıyorlar. “Bu kadar da ileri gidemezler”, “Bana bir şey olmaz” düşüncesi, onları felaketten korumak yerine felakete biraz daha yaklaştırıyor. Eilish, etrafındaki dünya adım adım çökerken ailesini bir arada tutmaya çalışan, her kaybın ardından yeniden ayağa kalkmak zorunda kalan güçlü bir karakter. Ancak romanın en çarpıcı tarafı, onun direncinin yanında beklemeyi, dayanmayı ve her şeye rağmen normale tutunmayı seçmesinin işleri giderek daha da zorlaştırması. Kitap, felaketlerin çoğu zaman insanların tehlikeyi görememesinden değil, onu normal hayatın içine sığdırmaya çalışmasından dolayı büyüdüğünü gösteriyor. Bu yüzden Peygamberin Şarkısı sadece bir distopya ya da savaş romanı değil; savaşın, otoriterliğin ve mülteciliğin aslında “başkalarının başına gelen şeyler” olmadığını hatırlatan sarsıcı bir hikâye.
Peygamberin ŞarkısıPaul Lynch · Delidolu Kitap · 20241,958 okunma
Reklam
8/10
·256 syf.··
2026 18. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 20:41
Sessiz ama sert bir modern aile travması anlatımı. Soğuk ve mesafeli bie anlatım olmasına rağmen inanılmaz bir duygu yükü taşıyor. Kitap aynı anda hem ebeveyn yanınıza hem kırılgan çocukluğunuza konuşuyor. Karakterler farklı zamanlarda yaşıyor ama sanki aynı duygusal vagonda sıkışmış gibiler ve tren vagonları gibi birbirlerine bağlılar. Özellikle Harriet karakteri çok etkileyici çünkü klasik dramatik “kurban” gibi değil. Hikayenin ortasında ve her iki tarafında da yer alıyor. Oskar’ın kontrolcülüğü, Harriet’ın kırılganlığı, Yana’daki duygusal mesafe… hepsi birbirinin devamı gibi. Kimse tamamen kötü değil ama herkes birbirine yarasını aktarıyor Ve Yana‘nin kitabin sonunda bulduğu not sadece dedesinden annesine değil, aynı zamanda annesinden kendisine de fısıldanan bir mesaj aslında. Kitabın sonu ise biraz havada kalmış ve aceleye getirilmiş hissettirdi. Belki de bu kitabı daha hayata dair yapıyor. Sonuçta her zaman tatmin edici bir kapanış içermiyor hayat. Bazen elimizde kalan sadece bir iç burukluğu oluyor. Spoiler alarmı vererek kafama takılanlar ile devam ediyorum Harriet kendi notunu bulmak için ağacın altını kazdığında “kendi hislerine” çok odaklandığı için mi babasının yazdığı mektubu bulamıyor , çünkü o mektuptan hiç bahsedilmiyor Harrietin bölümünde ama seneler sonra Yana kazdığında sadece o notu buluyor. Harriet eğer babasının notunu bulsaydı o zaman farklı bir son olur muydu ve o zincirleme giden aileler arası aktarılan travma son bulur muydu o basit cümleyle? Bu durumda o notu görmemiş olması Harrietin bunca zaman içinde kendi travmasında fazla kaybolup asıl gerçekleri kaçırdığını gösteren bir ipucu mu bize? Kendince oyundan çıkmasının Yana için daha iyi olduğuna mı karar veriyor ? Yana ve maymun olayını, kendi tavşan olayıyla birleştirip aradaki
Malma İstasyonuAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20245,5bin okunma
8/10
·384 syf.··
2026 17. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 00:08
Yaşlı ve manipülatif bir erkekle ; genç, daha olgunlaşmamış genç bir kızın ilişkisini odağa alan bir hikaye. Patolojik ilişkisel kavramlarla dolu. Politik bir kitap okuduğumuzu ise kitap ilerledikçe farkediyoruz. Katharina’nın yıllarca yaşadığı ilişkinin aslında politik sistemin minyatürü olması gerçeği ile yüzleşiyoruz. Hans eskimiş, baskıcı , kültürlü gözüken ama kendi çelişkileri ve güvensizlikleri içinde kaybolan denetleyici devleti temsil ediyor. Onun tavırlarından bu kadar bunalmamız, kitabı kaçar gibi okuyup bitirmek istememizin nedeni de tam olarak bu. Katharina ise Doğu Almanyanın son kuşağını temsil ediyor. Başlangıçta olan o neşesi merakı, Hans tarafından kontrol altına alınıyor ve sistem için de kendi olmaktan vazgeçiyor. Bir yandan da onu bırakmayı düşünemiyor bile. Garip bir bilindiklik ile devam ediyor bu manipülatif ilişkiye. Hep suçlu o . İtaat, suçluluk hissi ,denetlenme… Ama bir şekilde Hans’ı gerçekten seviyor da, o bu sistemde sevgi arıyor, beni seviyor mu düşünüyor mu sorusu gündemine geliyor sık sık. Kitabın sonuna gelirsek biraz muğlak bırakılmış olmakla birlikte, Hansın sadece bu sistemi temsil etmediğini bu sistemin gerçekten de küçük bir parçası olduğunu anlıyoruz. Hans ajan mıydı değil miydi bilmiyoruz net olarak ama kişilik özelliklerini Doğu Almanyanın gözetleyici, manipülatif, kontrolcü yapısından alması daha fiziksel bağlarla sağlamlaştırılıyor kitabın sonunda. Ve kimse ne canavar ne kurban aslında. 100 yıllık bir tarih içinde sistemin şekillendirdiği insanlar sadece..
KairosJenny Erpenbeck · Can Yayınları · 20231,122 okunma