Yaşlı ve manipülatif bir erkekle ; genç, daha olgunlaşmamış genç bir kızın ilişkisini odağa alan bir hikaye. Patolojik ilişkisel kavramlarla dolu.
Politik bir kitap okuduğumuzu ise kitap ilerledikçe farkediyoruz. Katharina’nın yıllarca yaşadığı ilişkinin aslında politik sistemin minyatürü olması gerçeği ile yüzleşiyoruz.
Hans eskimiş, baskıcı , kültürlü gözüken ama kendi çelişkileri ve güvensizlikleri içinde kaybolan denetleyici devleti temsil ediyor. Onun tavırlarından bu kadar bunalmamız, kitabı kaçar gibi okuyup bitirmek istememizin nedeni de tam olarak bu.
Katharina ise Doğu Almanyanın son kuşağını temsil ediyor. Başlangıçta olan o neşesi merakı, Hans tarafından kontrol altına alınıyor ve sistem için de kendi olmaktan vazgeçiyor. Bir yandan da onu bırakmayı düşünemiyor bile. Garip bir bilindiklik ile devam ediyor bu manipülatif ilişkiye. Hep suçlu o . İtaat, suçluluk hissi ,denetlenme… Ama bir şekilde Hans’ı gerçekten seviyor da, o bu sistemde sevgi arıyor, beni seviyor mu düşünüyor mu sorusu gündemine geliyor sık sık.
Kitabın sonuna gelirsek biraz muğlak bırakılmış olmakla birlikte, Hansın sadece bu sistemi temsil etmediğini bu sistemin gerçekten de küçük bir parçası olduğunu anlıyoruz. Hans ajan mıydı değil miydi bilmiyoruz net olarak ama kişilik özelliklerini Doğu Almanyanın gözetleyici, manipülatif, kontrolcü yapısından alması daha fiziksel bağlarla sağlamlaştırılıyor kitabın sonunda.
Ve kimse ne canavar ne kurban aslında. 100 yıllık bir tarih içinde sistemin şekillendirdiği insanlar sadece..