• İnsanların çok az bir kısmı maddi durumlarını göz önünde bulundurmadan, gösterişe kaçmadan sade bir şekilde yaşamak ister ve biraz acaip karşılanabilir. Bu konuda hunharca yaşamak istemeyen allahın verdiği nimetin kıymetini bilen dopdolu bir insan tipidir ve nadirattandır. Çünkü boş ve hayatın mahiyetini kavramamış bir kişilik verileni hemen tüketme ve karşındakilere güzel görünme hastalığına kapılmış kişiliktir. Hiç unutulmamalı ki içinin boşluğu dışına yansıyan insan aşırı bakımlı ve gösterişli olan hatta karşındakini kıskandırandır. Oysa dolu anlamlı olan ise daha mütevazi objelere göre değer biçmeyen ve insanların nazarını dikkate almayan utangaç bir misafir gibi olarak hayatını yaşayandır...
  • İnsanlar gelip gelip gidiyorlar çok acaip
    Hükümler verip kararlar alıp duruyorlar ne fena
    Sular asfaltı deliyor söylenmeyen sözler bağrı
    Durmuyorlar hareket halindeler hep
    Çok acaip..
    Sevindikleri ve üzüldükleri şeyler acaip yakın birbirine
    Tek kelimeyle sarılıyorlar tek kelimeyle işleri çıkıyor çok acaip
    Bütün zamanları sizin gibi oluyor bazen
    Bazen bir sigara daha zor sıkışıyor araya
    Çok acaip..
    Eşya normal ağaç normal kedi köpek hepsi normal
    Bir tek insan acaip ne yapacak belli olmuyor
    Gülerken ağlayacak gibi oluyor susuşu sanki cehennem
    Dursa bile yoruyor üstelik farkında değil
    Ayak uyduramıyorsun ne yapsan
    Çok acaip..
    İğne üzerine hesap yapıyor mesela çakmak üzerine sevgili üzerine
    Bırakıp kaçmak geliyor içinizden kaçılmıyor çok acaip
    Öyle saçma oluyor ki sonra her şey
    Rakının tadı çok acaip
    Sigaranın dumanı çok acaip
    İçinizden neler neler geçiyor
    Anlatamıyorsunuz çok acaip..
    Bulvar arkası parklara sığınıyorsunuz çaresiz
    Yolacak ot arıyorsunuz işeyecek ağaç gölgesi
    Bir kusma geliyor sonra sonra sus sonra dur
    O an bütün kainat komple durur gibi oluyor
    Çok acaip…
    ...Ali Lidar..
  • Sen Olmadan Asla
    Susan Wiggs
    İkinci kitabı da bitirmiş bulunuyorum
    Söyleyeceğim şey başlarda oldukça sıkıldım hatta nasıl böyle olur dediğim çok şey oldu ama acaip derece sıkıcı geldi tabi durum
    Ama sonra Oliver ah öyle bir şey ki kitabın ikinci kısmı gibiydi resmen orada ki duygusal durum beni benden aldı öyle özel öyle güzel bir mektuptu ki şimdi kime nasıl yazıldığını söyleyemiyorum ama okuyan olursa kitabın neresinden bahsettiğimi mutlaka anlayacaktır.
    Genel olarak bakarsakta kitabı biraz karışık buldum çoğu yerini beğenmedim sadece üstte bahsettigim yer dışında tutar yerini bulamadım özelikle lark olayında.
    Konu olarak bazı yerlerini anlamamış ve guzel bulmamis olsam da Oliver in varlığı yeterdi sanırım
    Kaldı bir kitap
  • Bazen çok acaip düşünceler ileri sürdüğü de oluyordu : Herkesin beğendiğini o yeriyor veya bazen sapıkça, ahlaksızca şeyleri övüyordu.
    Gustave Flaubert
    Sayfa 93 - Panama Yayın
  • Kırmızı kiremitler üzerine yağmur yağıyor
    Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz
    Yağmur yağıyor ve bazı tahtalar vardır

    Suyun içinde gürül gürül yanan
    Dudağımı büküyorum ve topladığım çalıları
    Bekçi Halilin kız kardeşinin oğluna ait
    Daha doğrusu halasından kendisine kalacak olan
    Arsasındaki yıkık duvarın iç tarafına saklıyorum

    Hiç kimsenin bilmesine imkan yok
    İmkan ve ihtimal bile yok sizin bilmenize Bay Yabancı
    Ve yağmur yağıyor ben bir şeyler olacağını biliyorum
    Ellerime bakıyorum ve ellerimin benden bilgili
    Bir hayli bilgili olduğunu biliyorum

    Bilgili fakat parmaklarım ince ve uzun değil
    Sizin bayanınızınki gibi ince ve uzun değil
    Annemi babamı karıştırmayın işin içine
    İnanmazsınız ama onların şuncacık

    Şuncacık evet şuncacık bir alakaları bile yok
    Sizin def olup gitmenizi istiyorum işte o kadar
    Ali de istiyor ama söylemekten çekiniyor
    Halbuki siz insanı öldürmezsiniz değil mi?

    Gidiniz ve öteki yabancıları da beraber götürünüz
    Tuhaf ve acaip şapkalarınızı da beraber götürünüz emi
    Boynunuzdaki o uzun ve süslü şeritleri de

    Kirli çamaşırları tahta döşemelerin
    Üzerinde bırakmamanızı yalvararak istiyeceğim
    Yalvararak istiyeceğim diyorum Medeni Adam
    Siz bilmezsiniz size anlatmak da istemem
    Kardeşim Ali gömleğinizi mutlaka giyecektir

    Halbuki ben Bay Fransız sizin gömleğinizi
    Hatta Matmazel Nikolun o kırmızı ipekli gömleğini
    Hani etekleri şöyle kıvrım kıvrımdır ya
    Bile giymek istemem istemiyeceğim
    Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz

    Kibrit gibi iç içe sıkışmış tahtadan
    Hem şu bildiğiniz usule de lüzum yok
    Tepesi demir askerleriniz babamı alıp götürmeseler
    O zaman siz görürsünüz Bay Yabancı

    Ağaçların tepesine çıkabileceğimizi
    Ben ve kardeşim Alinin anlayabileceğinizi umarım
    Siz uyuduktan sonra odanıza girebileceğimizi
    -Ben bunu ispat edeceğim-

    Hani sizin şu yüzü kurabiye bir bayanınız var ya
    Beyaz ve yumuşak
    Hani tepesinde ikisi kısa biri uzun üç tüy var
    Onu siz başka yerlerden getiriyordunuz
    Sayın Bayanınızın gözleri çakmak çakmak yanıyordu

    Siz ötekini Bay Yabancı gizli gizli öpüyordunuz
    Elinizle onu belinden tutuyordunuz sonra öpüyordunuz
    Siz bizi görmüyordunuz
    Biz ağacın tepesinden seyrediyorduk
    Siz onu çok öpüyordunuz

    Ötesini söylemiyeceğim Bay Yabancı
    Ben siz belki bilmezsiniz on yaşındayım
    Annem böyle konuşmak ayıptır dedi
    Annem o kadına şeytan diyor
    Bizim kediler de ona tuhaf tuhaf bakıyorlar
    Siz şeytanı çok seviyorsunuz galiba Bay Yabancı
    Siz şeytanı niçin bu kadar çok öpüyorsunuz

    Kabul ediyorum sizinki bizimkinden daha güzel
    Ama bizimki sizinkinden daha efendi daha utangaç
    Onu hiç görmedim o bize hiç gelmiyor
    Hele yağmur onu hiç deliğinden çıkarmıyor sanıyorum

    Ben yağmuru çok seviyorum Bay Yabancı
    Sizin ıslak saçlarınızı hiç sevmiyorum
    Tunusluların saçlarına benzemiyor sizin saçlarınız
    Bizim saçlarımıza benzemiyor sizin saçlarınız
    Ben karayım beni de amcamın oğlu seviyor

    Sizin o kadını sevmiyor Süleyman
    Süleyman benden başka kimseyi sevmiyor
    Ben de onu seviyorum
    Onu ve bizim evi seviyorum

    Bizim evin her tarafı tahtadandır
    Ayrıca matmazelin üzerine
    Bir akrep atabileceğimi de düşünün
    Tam karnının beyaz yerinden tutarsanız bir şey yapmaz

    Ama onu Matmazel bilmez ki o tam kuyruğundan tutar
    Sizin Matmazel bir ölse siz onu bir daha göremezsiniz
    Halbuki bizim ölülerimizi teyzem görüyor
    Onlarla konuşuyor onlara ekmek veriyor
    Onlar ekmek yiyor anladın mı Bay Yabancı

    Matmazel bir ölse ona kimse ekmek vermez
    Onun için gidip şapkalarınızı da beraber götürün
    Melekler bir demir parçasının üzerine oturmuşlar

    Her biri bir damla atıyor aşağıya
    İşte yağmur bunun için yağıyor
    Ben bunun için yağmuru seviyorum
    Yağmur bizim için yağıyor
    Çalılar için Süleymanın tabancası için
    Kalkıp gidin kırmızı kiremitler üzerine
    Bizim tahta evin üzerine yağmur yağıyor
    -SEZAİ KARAKOÇ-
  • Bazen hayat sadece bir kahve meselesi; ya da bir bardak
    kahvenin ne kadar yakınlık getirebileceğinden ibaret. Bir
    keresinde kahveyle ilgili bir şey okumuştum. Kahvenin sağlık için
    iyi bir şey olduğundan bahsediyordu; içorganları düzenliyormuş.

    Önce bunun hiç de hoş olmayan, garip bir yaklaşım
    olduğunu düşündüm; ama zamanla kendi içinde bir şeyler
    ifade ettiğini anladım. Ne demek istediğimi şimdi
    açıklayacağım.

    Dün sabah bir kızı görmeye gittim. Ondan çok hoşlanıyorum.
    Aramızda olan herşey geçmişte kaldı. Artık beni
    hiç umursamıyor. Onu terk ettim, keşke etmeseymişim.

    Kapısını çaldım ve aşağıda beklemeye başladım. Üst katta
    dolaştığını duyabiliyordum. Hareketlerinden yatağından
    kalktığını çıkardım. Uyandırmıştım onu.

    Merdivenlerden aşağıya indi. Yaklaştığını karnımda
    hissedebiliyordum. Attığı her adım duygularım
    karmakarışık ediyordu ve kaçınılmaz olarak ona
    kapıyı açtırdı. Beni gördü ve buna sevinmedi.

    Bir zamanlar bu onu çok sevindirirdi, geçen hafta. Bazen
    tüm onlar nereye gitti diye safça soruyorum kendime,

    “Kendimi iyi hissetmiyorum şu an,” dedi. “Konuşmak istemiyorum. ”

    “Bi’ bardak kahve koyar mısın?” diye sordum, çünkü bu
    o anda dünyada en son isteyeceğim şeydi. Öyle bir söyledim ki
    sanki ona acaip kahve içmek isteyen, başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen
    başka birinden bir telgraf okuyormuşum gibi çıktı sesim.

    “Peki,” dedi.

    Merdivenlerden yukarıya onu takip ettim. Çok saçmaydı.
    Üstüne bir elbise geçirivermişti. Elbise daha tam olarak vücuduna
    intibak sağlayamamıştı. Size sonra bir ara onun kıçından bahsederim.
    Neyse, mutfağa girdik.

    Raftan bir tane neskafe kavanozu çıkarıp masanın
    üstüne koydu. Bir bardak ve çaykaşığı çıkardı. Ben de
    bardağa ve çaykaşığına baktım. Ağzına kadar suyla dolu
    çaydanlığı ocağa koyup altını yaktı.

    Tüm bu sürede tek bir laf etmemişti. Bu sürede elbiseleri vücuduna
    intibak sağladı. Ben artık sağlayamayacağım. Çıktı
    mutfaktan.

    Sonra merdivenlerden aşağıya inip hiç mektup falan
    gelmiş mi diye baktı. Ben gelirken görmedim diye hatırlıyorum.
    Tekrar yukarı çıkıp başka bir odaya girdi. Üstüne
    kapıyı kapadı. Ocağın üstündeki suyla dolu
    çaydanlığa baktım.

    Suyun kaynamasına daha yaklaşık bir
    sene vardı. Aylardan Ekim’di ve çaydanlıkta çok fazla
    su vardı. İşte o yüzden. Suyun yarısını
    lavaboya boşalttım.

    Şimdi daha çabuk kaynardı. Yaklaşık altı
    ayda falan. Ev sessizdi.

    Dışarıya verandaya baktım. Bir sürü çöp torbası
    vardı. Çöplerdeki konserve kutularına, soyulmuş
    kabuklara falan bakıp son zamanlarda neler
    yediğini çıkarmaya çalıştım. Hiç bir şey anlaşılmıyordu.

    Mart ayı geldi. Su kaynamaya başladı. Bu
    çok hoşuma gitti.

    Masaya baktım. Neskafe kavanozu, boş
    bardak ve çay kaşığı önümde bir cenaze servisi
    gibi duruyorlardı. Kahve yapmak için gereken
    malzeme bunlardır.

    On dakika sonra evden çıkarken, içimde bir
    mezar gibi güvende bir bardak kahve,
    “Kahve için sağol.” dedim.

    “Bişey değil,” dedi sesi kapalı kapının
    arkasından. Onun sesi de bir telgraf gibi
    çıkmıştı. Gitme zamanım gerçekten gelmişti.

    Günün geri kalanını kahve yapmayarak geçirdim. Büyük
    keyifti. Sonra akşam oldu, bir restoranda yemek yiyip
    bir bara gittim. Biriki içki yuvarlayıp biriki insanla
    konuştum.

    Bar adamlarıydık hepimiz ve bar şeyleri konuştuk.
    Hatırlanmayacak şeyler, bar kapanana kadar. Saat
    sabahın ikisiydi. Dışarı çıkmam gerekiyordu. San Fransisko
    sisli ve soğuktu. Sisi düşündüm; kendimi çok
    insani ve çaresiz hissettim.

    Başka bir kıza daha uğramaya karar verdim. Nerdeyse
    bir senedir hiç görüşmemiştik. Bir ara çok yakındık.
    Şu anda ne düşündüğünü merak ettim.

    Evine gittim. Kapı zili yoktu. Bu ufak da
    olsa bir başarı sayılırdı. Bütün ufak başarılarının
    kaydını tutmalı insan. Ben nasılsa yapıyorum.

    Kapıyı açtı. Önünde uzun bir elbise tutuyordu.
    Beni gördüğüne inanamadı. “Ne istiyorsun?”
    dedi, beni gördüğüne artık inanmış bir şekilde.
    Direk içeri daldım.

    Dönüp kapıyı kapatınca vücudunu profilden
    gördüm. Elbiseyi tamamen üstüne geçirmeye
    uğraşmamıştı.
    Sadece önünde tutuyordu.

    Başından ayaklarına kadar uzanan kırılmamış
    bir beden çizgisini görebiliyordum. Biraz
    garipti. Belki çok geç bi’ saat olduğundan.

    “Ne istiyorsun?” dedi.

    “Bi’ bardak kahve,” dedim. Ne komik
    birşey, gerçekten istediğim yine kahve
    değildi.

    Bana bakıp hafifçe profilinin çevresinde döndü.
    Beni görmek hoşuna gitmemişti. SSK istediği kadar
    zaman herşeyi iyileştirir desin. Bedeninin kırılmamış
    çizgisine baktım.

    “Neden benimle bi’ bardak kahve içmek istemiyo’sun?” dedim.
    “İçimden seninle konuşmak geldi. Ne zamandır hiç
    konuşmadık.”

    Bana bakıp hafifçe profilinin çevresinde döndü. Bedeninin
    kırılmamış çizgisine baktım. Bu iyiye işaret
    değildi.

    “Çok geç oldu,” dedi. “Yarın erken kalkmam gerekiyo’.
    Kahve istiyorsan, mutfakta neskafe var.
    Benim yatmam gerekiyo’.”

    Mutfak ışığı açıktı. Koridordan mutfağa
    baktım. İçimden hiç gidip kendi başıma
    bir bardak daha kahve içmek gelmedi. Başka
    birinin evine daha gidip de bir bardak kahve
    istiyorum demek de gelmiyordu içimden.

    Bütün günümü çok garip ziyaretlere adadığımı
    farkettim, bu şekilde planlamamıştım halbuki.
    Ama en azından neskafe kavanozu masanın üstünde
    boş beyaz bir fincanla kaşığın yanında değildi.

    Bahar gelince bir erkeğin bütün hayallerinin aşk
    üzerine kurulduğunu söylerler. Eğer yeterli zamanı
    kalırsa, içlerine bir bardak kahve de koyabilir

    Richard brautigan / Kahve
  • Ey gönül, kuşa benzerdin,
    Kafesler sana dar gelir;
    Bir yerde durmaz gezerdin,
    Hapislik sana zor gelir.

    Ey gönül, acaip huyun,
    Boğazından geçmez tayın,
    Acır testindeki suyun;
    Aklına nazlı yar gelir.

    Gözlerin uzağa bakar,
    Kimden ne beklediğin var?
    Yar semtinden gelen rüzgar
    ‘Seni unuttu!’ der gelir.

    Bakmazsa senin yüzüne
    Çok görme elin kızına;
    Dışarda serbest gezene
    Hapiste yatan hor gelir.

    Ayağında gezen itler,
    Başının üstünden atlar;
    Hapise düşen yiğitler
    Yari dışarda kor gelir.