Büşra Nur Aksu, Şeker Portakalı'ı inceledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

1968 yılında Brezilyalı yazar José Mauro De Vasconcelos tarafından yazılmış bir eser. Seri 3 kitaptan oluşuyor. ( Şeker Portakalı, Güneşi Uyandıralım ve Delifişek)
Baş karakterimiz beş yaşında ki Zeze. Ailesinin fakir oluşu ve kendisininde üstün hayalgücüyle oluşturduğu dünyasındaki yaşadıklarını konu alıyor. Kitap aslında bir bakıma yazarında hayatını konu edinmiş. Duygusallık yüklü yer yer ağlayacağımız bu kitapta çoğu zaman Zeze'yi haksız da bulsam en nihayetinde beş yaşında bir çocuk o ve yaşadıkları küçük bedeni için oldukça fazla. Ailesi dışındaki yaşamında kendisine farklı bir karakter yaratan Zeze çok zeki. Öğretmeni tarafından fazlaca seviliyor. En çok ihtiyacı olan şeyin sevgi olması bu durumda öğretmenine olan saygısını artırıyor. Babası için söyledikleri çok manidar "Evet yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek.. Ve bir gün büsbütün ölecek."
Belki bi' miktar klişe ancak her yaştan insanın her yaşında okuması gereken insanlık dersi barındıran önerdiğim bir kitaptır kendileri.

Alıntı
İstanbulda bir ilkokul...
1955-65 ler, öğrenciler, Amerikan yardımı olarak yurda gelen sulandırılmış süt tozlarını içmek için sıradalar... O günlerden yaşanmış bir anı
Mehmet bey anlatıyor ...
"1960'lı yıllarda ilkokula gidiyordum.
Öğretmenimiz süt tozu paketleri dağıttı; Abd'den yardım olarak gelmiş!
Bizim evde 100'e yakın keçi vardı, 30'dan fazla inek vardı.
Süt ve yoğurdu satma imkânımız yoktu.
Bize yetecek kadar her türlü süt ürünümüz vardı.
Ama ben cicili paketler içindeki süt tozu paketlerini sevine sevine eve getirdim.
Eve girmeden önce avluda dedemle karşılaştım; 'elindeki nedir?' diye sordu. Açıkladım... 'Bizim sütümüz var, götür onu geri ver, sütü olmayan çocuklara versinler.' dedi. aslında köyümüzde sütü olmayan ev yoktu. ben biraz duraklayıp götürmek istemedim. 'Oğlum, bunlar bizim iyiliğimiz için bunu vermiyorlar, bizi zehirlemek için gönderiyorlar!' dedi.
Ben okulda aldığım derslerden kendime güvenerek dedeme karşı geldim.
Söylediklerini okula gitmemiş dedemin cehaletine yordum.
Ona itirazlar ettim.
Beni ikna edemeyince inandırmak için bir deneye başvurdu. Güçlü bir köpeğimiz vardı. 'Git, süt tozunu süte çevir getir.' dedi. Gittim, süt tozundan süt yapıp getirdim. Köpeğimiz kulübesinde idi.
Götürdük ve önüne koyduk.
Ağzını koydu, yaladı, çekti, bırakıverdi; 'Siz beni zehirlemek mi istiyorsunuz?!.' anlamında hırsla bize baktı.
Saldıracak gibiydi.
Kabı aldık.
Dedem onu suda yıkadı.
Sonra bana 'git, evden bizim sütten getir.' dedi.
Evden yarım kilo kadar sütü götürüp yıkanmış kaba koydum. Yine köpeğin önüne sürdük.
Ağzını koydu.
Bir defa nefes aldı.
İki içimde sütü bitirdi. dedem hiç okula gitmemişti ama öğretmenimden ve o sütleri okulumuza gönderen yetkililerden daha çok şey biliyordu..." Ve bu dağıtılan süt tozlarından sonra Turkiyede ilk "Çocuk felci vakaları görüldü ve felç salgını başladı." Sonra ne mi oldu?
Amerika bize milyon dolarlar karşılığında çocuk felci aşıları sattı..
Ne kadar manidar..
Bizi bomba ve silahlarla öldürenlerin,aşı ve yiyeceklerini masum gördüğümüz sürece daha çok aldanacağız.
Önce bizi hasta edip,peşine ilaç ve aşısını satıyorlar!

Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrı. Evet, kitabın adı bize uzun bir yaşam iksiri vadediyor gibi. Ama tam olarak öyle değil. Araştırmalara göre Dünya nüfusunun çok çok az bir kısmı bir asırı geçkin hayat sürüyor. Bu sayı resmi verilere dayanmamakla birlikte 300 ila 450 arası. Bunun da yaklaşık yüzde yetmiş beşinin gerçek yaşı doğrulanabiliyor. Bu sayının dünya genel nüfusuna kıyasla ne kadar istisnai bir durum olduğu aşikar. Hal böyle olunca kitabın bize de bunu vadetmesi manidar.
Ancak genel anlamda hayatta bizi mutlu edecek ve biraz daha rahat bir yaşlılık dönemi geçirmemizi sağlayacak birkaç güzel tüyo var elbette. Söze Ikigai terimiyle başlayalım: Ikigai, genel anlamda hayatta amaç edinme anlamına gelir. Yani bir amacınız olsun bu hayatta kesinlikle. Ve bu amacınıza tutkuyla bağlanın. Sizi ömür boyu aktif tutabilecek işlerle ilgilenin diyor kitap. Asla emekli olmayın diyor mesela. Ki bu çok çok önemli bir durum ve benim kitaptan ders aldığım önerilerden biri. İnsan ilişkilerinizde sosyal kalmayı elden bırakmayın. Erken yat, erken kalk kuralı da gözardı etmememiz gereken diğer bir husus.
Yeme içme üzerine '80 kuralı' diye uyguladıkları bir yöntem var. "Hara hachi bu" dedikleri, yani midenin yüzde seksenini doldur anlamına gelen bu cümle, yeme alışkanlıklarının temelini oluşturur. Amaç doymaya başladığınızı hissettiğiniz an yemeyi bırakmaktır. Yiyeceklerinizin büyük bir kısmını yeşillikler oluştursun. Ve küçük küçük porsiyonlarda yemeyi tercih edin. Bu beyninize çok yemek yedim hissi uyandırır ve yemeyi kesip az yemiş olursunuz. Çay olarak yeşil çay (yasemin çayı) için.
   Bunlara ek olarak vücudu hareketsiz bırakmamak gerek. Bundan kasıt spor salonlarında saatlerinizi geçirmek değil, aksine hareket halinde olmak, çok oturmamaktır. Kendinizi yormadan vücut egzersizleri ve olmazsa olmaz yürüme eylemi günlük rutinleriniz olmalı. Her gün muhakkak en az yarım saat yürümek de ihmal edilmemeli.
Kitapta tabiki bu anlattıklarımdan daha fazlası var ama benim hoşuma giden ve uygulayabileceğim tavsiyeler bunlar. Umarım siz okurlar da kitaptan kendinize sağlıklı yaşam için başka tüyolar yakalarsınız. İyi okumalar...

1 yaş daha yaşlandığım bugünde güzelliklerden bir demet
Hiç Hesse okumadigimi öğrenince buna vesile olmak isteyen güzel insan tanıyorum.Bu insan hayatimda iyiki dediklerimden.
Hesse'nin sözünü durumunda paylaştiginda çok begenmiş ve hemen kendisini rahatsız etmiştim kim bu sözün sahibi kimdir neyin nesidir diye:)O da okumadigimi öğrenince hemen buna vesile olmak istedi.Güzel kalbini sevdigim^_^
Kargosu kapıdan gelip döndüğünde bilmeliydim ki kargo doğru gününü bekliyormuş.Bir yaş daha yaşlandığımin ilan edildigi bu günde kafamdaki kara bulutları, zor bir zamanda aynı dertten muzdarip olup taniştiğim insandan gelen manidar bir kitap ve içindeki anlamlı notlar tamamen dağıtti.Yollanan notlar hayatin mucizelerle dolu olduğunun göstergesi.Çok mesud oldum içime çöreklenmis sıkıntı kümesi yok oldu,sevmek sevilmek ne guzel sey^_^;Mesafelerin uzaklığına ragmen sevmeler anlayabilmeler...Kitaplar ne güzel sebepler dedim sevgimizi paylaşmamiz için.
Atına bulduğu ismi de benle paylasti sevgili Beyzolim^_^
Beyzoliii okurken seni yanımda hissettim.uzağı yakın yapan samimiyetin için kucak dolusu sevgiler...

Bu sitede güzel insanlarla taniştiğim güne şükrediyorum.Şükürler olsun!

Sn, bir alıntı ekledi.
16 May 22:28 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Hristiyanlık ve Yahudilik
“Kudüs yalnızca Filistin’in değil veya Arapların problemi değildir. O, tüm islam aleminin problemidir. Yahudilerin, Kudüs’ü elde etmeleri için, İslam’ı ve Müslümanları mağlubiyete uğratmaları gerekir ki bu, şükürler olsun ki onların imkanları dışındadır.”


Dipnot: 1970lerde yayınlanan İslam Deklerasyonunda Aliya’nın ele aldığı durum hala çok güncel ve tam bugünlerde karşıma çıkmış olması çok manidar.. ve biz müslümanlar kendimizi değiştirmiyoruz..

“Bir toplum kendisinde olanı değiştirmedikçe Allah’da onlarda olanı değiştirmez” (Rad, 13/11)

İslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegoviçİslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegoviç
Yağmur, Araba Sevdası'ı inceledi.
 06 May 21:54 · Kitabı yarım bıraktı · 5/10 puan

Aslında kitabın konusu çok manidar ve hoş. Fakat sanırım yayınevinden dolayı pek sevemedim kitabı ya da yazıldığı dönemin dili bana pek uygun değildi. Zevkle bitiremediğim için yarım bıraktım ve buna çok üzüldüm halbuki çok bitirmek isterdim.

Tayfun R. Aras, Leyla ile Mecnun'u inceledi.
 03 May 21:03 · Kitabı okudu · 4 günde · 4/10 puan

FdadsgfaDGSFDAGFdagdhgDFHGFhgfdhjFADhgfdhgfAHGDFdhgfaHDFHgfdadsgfaDGSFDAGFdagdhgDFHGFhgfdhjFADhgfdhgfAHGDFdhgfaHDFHgfdadsgfaDGSFDAGFdagdhgDFHGFhgfdhjFADhgfdhgfAHGDFdhgfaHDFHgfdadsgfaDGSFDAGFdagdhgDFHGFhgfdhjFADhgfdhgfAHGDFdhgfaHDFHgfdadsgfaDGSFDAGFdagdhgDFHGFhgfdhjFADhgfdhgfAHGDFdhgfaHDFHgfdadsgfaDGSFDAGFdagdhgDFHGFhgf

(2 Cümle Spoiler İçerebilir…) +18

Üstat Fuzuli’yi tiye alacak eser incelemesinde random yorum bulunması çok manidar olur diye düşündüm. Düşüncemin arkasındayım her zaman. Leyla ile Mecnun’u bu günlere taşıyan kişiye bir vefa borcumuz olduğunu unutmamamız gerekmektedir.

Dizisi 100 bölüm ise epi topu 5 bölüm izlemiş olduğum bir kitaptır ki LM, kah sevdik kitabı kah sevemedik. Mahalle jargonuyla yazılmış bir kitaptır. Evet, jargon dedim çünkü gerçekten de kitap da bozuk dil ve argo kullanılmıştır.

Herkes der ki çok ince espriler yapılmış falan filan. Pardon ama küçük düşürme, aşağılama espriden sayılmamalı. Özellikle sayfa 266’da bulunan;

“Niye başka bi’ gezegene gitmek istiyorsunuz ki?”

“Kuzenim Elroy’un sünneti var ona gidicez. Bayramda gitmedik diye Jane Halam çok bozulmuştu şimdi gitmesek ayıp olur.”

İkinci bir örnek ise sayfa 15’te bulunan,

“Ohoo! Sen de ayakta uyuyon otele para vermiyon ha.”

Mantıklı bir soruya aptalca bir cevap vermek espriden sayılmamalı. Bu kadar düşük ve kalitesiz, itici bir diyalog olamaz. Buna gülecek kişilerin gerçekten kendini bir yoklaması gerek. Ki kitabın içerisindeki espri kalitesi aşağı yukarı bu seviyede.

Bıdık Prens ve Kahlo bölümlerini de çok gereksiz buldum. Keza orada İsmail Ağbi gerçekten hikâyesini iyi bir şekilde anlatıp benim kalbimi feth edebilirdi. Lakin çok şey beklememek gerek nihayetinde İsmail Abi.

Dizi izlemeyen anlamaz dedikleri ise; kitap bence belli bir yaş arasına hitap ediyor. O yaş dışındakiler de edebi bir şey uyandırmıyor.

Beğendiğim yerler yok değil. Birçok alıntı ve birçok yer çizdim. Gidişat çok iyi konular birbirlerine güzel bir şekilde bağlanmış. Sıkılmadan okunabilecek türde. Lakin herkes profesyonel olduğu işi yapmalı. Kötü bir kitap değil iyi bir kitapta değil. Varsa zamanınız okuyun.

Beni şaşırtan bir yer ise; karakter konuşmalarını, dizi karakteriyle zihinde istem dışı konuşturmamdı. Bu gerçekten hoş bir durum idi benim için.

Sevgi ile kalın….

"İsmail Abi!"
"Hooop!"
"Beklemekten vazgeçme sakın. O gemi bir gün gelecek."

Berkay Özcan, Vatandaş Abuzer'i inceledi.
03 May 16:19 · Kitabı okudu · 4/10 puan

Bu kitabı okuduğum dönemde çok fazla kitaba sahip değildim. Türkiye'de klasikleşen zırvalarla ilgili manidar bir kitaptır. Gerçekçi bakış açısıyla kaleme alınmış bir hayat kesitidir.

F.A., Engereğin Gözü'ü inceledi.
22 Nis 22:34 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Zülfü Livaneli'ye olan hayranlığımı bir önceki paylaşımımda anlatmıştım. Böylesi donanımlı bir adama sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Bununla gurur duyuyorum. Zülfü Livaneli okumaya ve paylaşmaya devam edeceğim elbette. Bu kitaba ayrı bir parantez açmak istiyorum. Kitap Zülfü Livaneli'nin tarihi özellikler barındırdığı bir kitabı. Ancak tarih kitabı diyemeyiz tabiki. Geçmişteki bir konuyu işlemiş. Bir Osmanlı Padişahı'nın Hareminde harem ağası olan bir Afrikalı'nın gözünden Haremde yaşananları anlatıyor kitap. Bunu bir haremağasının gözüyle anlatması da çok manidar. Çünkü öyle bir iktidar savaşları oluyor ki harem ağası bazen padişahla bir görüyor kendini bazen de padişaha acıyarak üzülerek bakıyor. İktidar üzerine yazılmış bir kitap zaten. İktidar öyle bir şey ki bir engereğin gözünü bile kamaştırır. Kitapta yine çok güzel bilgiler verilmiş. Hem hikaye okuyorsunuz hem de bilgi sahibi oluyorsunuz. Livaneli'nin en belirgin özelliklerinden biri bu zaten. Özete girmeyecem. Çünkü bu kitap özetine bakılarak okunacak bir kitap değil. Okunması gereken bir kitap.