• Kitap toplum ve birey üzerine yazılmış farklı algıda bir kitap. Açıkçası kitabın sonu benim beklediğim gibi değildi. Yavaş ve sindirilerek okunması gereken bir kitap. Sıradan hayatımıza Farklı bir bakış açısı katmış Kafka. Kitabın mantıksal bir değeri yok bence. Anlamadığım şey böcek fobisi olan bir insan neden böyle bir kitap yazar? Bu kitabı okumak oldukça kafa karıştırıcıydı benim için. Önce Kafka'yı tanımak ve ne demek istediğini anlamak çok önemli. Çünkü kitap bu şekilde daha fazla anlam kazanıyor. Keyifli okumalar..
  • Çocukken etrafımdaki her şeyi canlı olarak görürdüm. Aslında şahıs, şahsiyet sahibi varlıklar diyelim, belki insan. Yalnız başıma kalınca asla sıkılan bi çocuk olmadım bu yüzden, etrafımda konuşabileceğim o kadar çok şey vardı ki. Harfler de şahıslardı. Kalpleri olduğunu düşünürdüm. A ilk harf olduğu için o lider bir kişilikti mesela. Çok heybetli ve alim bir zat olarak görürdüm onu. Alim olduğu için yaşlıydı da. Kafamın içinde yine çok şeyle konuşurdum. Patlamış bir topu ağlarken görüyordum, bazen çalışan bazen çalışmayan ev telefonunu hasta bir insan gibi görüyordum, içten içe üzülüyordum. Kalabalık ortamlardan ve çok konuşan insanlardan hazetmiyordum çünkü kafamın içindeki konuşmaları bölüyorlardı. Yalnızlığı hep çok sevdim, yalnız başıma yol yürümeyi de. Çünkü bana gülümseyen bir çiçeğe gülümseyebiliyordum ben de. Bazen de söyledikleri şarkıları duydum etrafımdaki varlıkların. Belki anlattıklarım çok saçma geliyor bazılarına ama gerçekten öyleydi. Ve hâlâ öyle. 18 yaşımdayken "Hiçbir şey yoktur ki, O'nu hamd ile teşbih etmesin" ayetiyle karşılaştım. Çok mutlu oldum. Çünkü konuştuğum varlık hamd ve tesbih ediyormuş. Çünkü konuşuyormuş :) Ruhları vardı yani :) Sonra yıllar sonra, İbn-i Arabi'den okudum. O da öyle diyor, "Harfler de insanlar gibidir, ruhları vardır" :) kitabı bitirince içimdeki çocuk Sibel havaya zıpladı, "biliyordum biliyordum, harflerin ruhu vardı" :). Varlığı bir harf olarak okumak ve varlığın manasını harften çıkartmak... Biz ki söylenmemiş harflerimişiz yüceler yücesinde. Söylenmişiz, bir harf olmuşuz kainat kitabında 🙏🏻
  • ...sanırım bu mektuplar okumak için değil, birisi mektupların içinde kaybolsun ve aklını kaybetsin diye yazılmış. Buna rağmen insan aklının bir kısmını yitirince diğer kısmının değerini çok daha iyi anlar kalanının kıymetini bilir ve korur.
  • Hepinize merhaba. Kitap okumayı çok seviyorum ama onları doğru okuduğumu düşünmüyorum. Etkili kitap okumak için tavsiyelerinizi yoruma bekliyorum.
  • Gelin bugün sizlerle biraz hasbihâl edelim cancağızlarım.
    Ne kadar hızlı geçiverdi değil mi zaman, dille söyleyince çoook uzun gibi gelen vakitleri, yaşarken nasıl çabucak tüketiveriyoruz. .

    Bir garip hallerdeyiz değil mi. Farkedebiliyor musunuz farkedemediğimiz, ama fark etmemiz gereken hasletlerimizi. Bardağın dolu tarafı dururken, evvelâ boş tarafa yönelişimizi. Hayret! Gözlerimizdeki kusur dedektörleri nasıl da hızlı çalışıyor böyle.

    Bugün Bakışımıza bir perde indirmeye ne dersiniz.
    "Zekasını başkalarının yanlışlarını bulmaya yoğunlaştıran bir kişi, bir müddet sonra kendi doğrularını da kaybeder."
    Ne müthiş bir söz, sanırım buraya kadar bahsettiğimi anladınız, şimdi karşılıklı konuşabiliriz değil mi dostlar.

    Bizim buralarda "Kusur arıyorsan, tüm aynalar senin" derler. Hakikaten insan ne gafildir ki başkasında eksiklik diye gördüğü asıl ona kendi yansımasıdır da haberi olmaz. Biraz dikkatli baktığınızda sizde benim gibi farkedeceksiniz ki bir insanın en çok hangi hareketi sizi rahatsız ediyorsa ( diyelim ki gurur, kibir vs vs ) kendinizde de kat be katı vardır ki, o hal size böyle âşikâr görünüvermiştir.
    Mesnevîden bir bölüm okuyayım diye elimi kitaba uzattım, tefeyyül çekerek okumak istediğim yerde şu satırlar geçmekteydi;

    “Ey başkasının yüzünde çirkin bir ben gören; yazık ki o ben, senin yüzünden akseder.
    Mavi bir şişeden baktın. Bu sebeple baştan başa âlemi mavi renkte gördün.
    Bu mavi renk, senin eserinledir, kötülüğünü bil, başkalarını kötü görme.”

    Farkettiyseniz her devirde daima insanları eleştiren, onların kusurunu açmak için çabalayan, ve yalnız kendi sevilsin, herkes ondan geri planda kalsın isteyenleri Rabbim tepetaklak ediveriyor.
    Bizlerde insan olmamız hasebiyle benliğimizde böyle bir dürtü hissettiğimiz anda hemen dilce şöyle tekerrûr etmeliyiz ..

    “Ey nefsim, bu ne kendine güvendir böyle, Rabbinin gazabından kork “

    Hem biliyor musunuz hakarete hakaretle, öfkeye öfkeyle, yalana yalanla karşılık verirsek, bizimde bunları yapandan pek bir farkımız kalmaz. Kalır mı?
    Denilir ki, “neye nasıl bakarsanız, o da size öyle bakar” Bu sözüde aklımızın bir köşesine koyuverelim.


    Bir kitapta okumuştum,
    “Defosuz insan beklentisinin, sadece hayalperestlik değil, aynı zamanda haksızlık olduğunu erken anladım. Sevdiklerimi en ufak kusurda defterden silmenin, bir daha asla demenin, kimsenin masum olmadığı bir çağda, kasvetli bir yalnızlığa yelken açmak olduğunu fark ettim." Diyordu yazar. Ne manidâr sözlerdir bunlar.

    Sözün hûlâsı şudur dostlarım,
    Bizler bu dünyada yaşamaktayız ve artık yorulduk.
    Bu yorgunluk, kendisini saygısızlık , dikkatsizlik, hazımsızlık, düşmanlık, duymamak, dinlememek, görmemek, ciddiye almamak, emeğe hürmet etmemek vs. şekillerde gösteriyor.

    Gelin evvelâ şunu kabul edelim; kusurluyuz, belki de bu yüzden hep başkalarında kusur arıyoruz.

    Ne demiş Hazreti Mevlâna;

    "Kusur bulmak için bakma birine, bulmak için bakarsan bulursun. Kusuru örtmeyi marifet edin, işte o zaman kusursuz olursun."
  • İnce Memed, okumadığım için kendimi kötü hissettiğim kitaplardan birisiydi (Yüzyıllık Yalnızlık: yirmi beş senelik pişmanlık). Çok rahat okunduğu için hızla bitirebildim, zaten durmak mümkün olmadı, öylesine bir anlatımı var ki herhalde kimse çok uzatarak okumamıştır. Sitede ve başka yerlerdeki yorumlarda kitapla ilgili çok güzel yorumlar var. Benim de ekleyebileceğim hiç bir şey yok, ama nette kitapla ilgili birşeyler okumak istedim yine de: Yaşar Kemal'le İnce Memed üzerine yapılan söyleşilerde çok ilginç bilgiler öğreniyoruz: meselâ eserleri Yaşar Kemal'den esintiler taşıyan Osman Şahin elinde teybiyle Çukurova köylerinde halka İnce Memed'i tanıyan olup olmadığını soruyor. Cevaplar ilginç: İnce Memed'i tanıyan çok insan var, kimisi onunla beraber dağda gezmiş; kimisi güzelliğinden, yakışıklılığından dem vuruyor, bir diğeri ise bir İnce Memed anlatıcısı destancı olmuş, hatta Yaşar Kemal bu destancıyı bir köy kahvesinde dinlemiş, bu destancı için yazar "Acaba ben bu İnce Memed'i daha güzel yazabilir miydim? Suyun altında binlerce yıl kalmış çakıltaşı gibi destanlar böyle yaratılır işte. O destancıya göre de Toroslar'dan öte bir yerde İnce Memed hâlâ yaşıyordu. Nasıl bir karakter ki, insanlar yazarın kurgusuna kendini dahil edecek kadar tanıyor onu... Ya da yakın hissediyor..." diyor. İnsanlara böylesine etki eden bir edebiyat karakteri bulmak çok kolay olmasa gerek. Yaşar Kemal'in buzulların İstanbul boğazına indiği bir kış vakti elinde eldivenlerle soğuktan titreyerek sırf para kazanmak için yazdığı İnce Memed, insanı afallatacak güzellikte bir edebiyat örneği olup kitabın, karakterlerin, İnce Memed'in insanın başını döndüren etkisinden kurtulmak kolay değil. Kitabın sonlarında beklediğimiz dramatik etkinin kolayca ve gereken etkileyiciliği sağlayamadan çözülmesi bile bu hissi bozamıyor, çünkü bir kitap okuduğumuzu değil, kanlı canlı insanların hayatlarına bakmaya çağrıldığımızı biliyoruz ve böylesine gürül gürül akan bir edebiyat nehrinden kana kana içiyoruz. Böylesi bir edebiyat güzelliğinden kimse mahrum kalmamalı.
  • Koca 1000kitap'ta 2 okunması olan, ki birisi ben oluyorum sanırım, bu kitabı çok mu aradım? Nerelerde aradım, nasıl buldum? Durun anlatacağım hepsini.

    Bir gün yine en amaçsız dakikalarımı Instagram'da harcarken, takip ettiğim profillerin birisi bir gönderi yayınlamış. Takip ettiğim kişi bir editör. Kendisini zamanında Ali Lidar'ın bir mentionı sonrasında takibe almıştım. Hayır hiç Ali Lidar okumadım, buna rağmen neden takip ediyorum herhangi bir cevabım da yok. Bu arkadaş bir post atmış, İthaki yerli edebiyattan yakında bir kitap çıkacak, hem yerli hem fantastik çok heyecanlıyım gibi bir şeyler yazmıştı. O ne olaki dedim, açtım Google'da Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil kitabını arattım ilgimi çekince girdim 1000kitap'ta okunacaklara ekledim. Sonra öğrendim ki yazarın Hepsi Hikaye adında bir youtube kanalı varmış, burada edebiyat, yazarlık, yazma üzerine kısa videolar; edebiyat camiasından bir takım kişilerle söyleşiler yayınlıyormuş. Onu da takibe aldım, çok da memnun kaldım iyiki keşfettim. Gerçekten okuma üzerine, yazma üzerine, kurmaca üzerine sıkmadan, bunaltmadan gayet esprili ve doyurucu sohbetler var kanalda.

    İşte benim yukarıda 1000kitap'tan girip, Instagram'a oradan yazara edebiyata kanala dolaştığım bu karmaşık anlatıya (haşaa) yazar postmodern demiş girmiş kitaba.

    Kitabın başında önce kendisi karakter iken, o karaktere Hoca B.diye bir karakter yarattırmış (haşa hocam) bunun üzerinden de bir kurmaca nasıl oluşturulurun denklemini vermiş.(Gerçekten bir denklem de vermiş). Kuralları söylemiş;

    Postmodern metinde;

    *Karakter içinde karakter, metin içinde metin, bilmem ne içinde bilmem ne var. Postmodernistler bir şeyin içine ... bir şey koyup buna da üstkurmaca diyorlar.
    *Self-reference denilen şey olmalı. Yani metin sürekli metinselliğini belli edecek.
    *Sürekli bir belirsizlik, rahatsızlık durumu var.
    *Zamanda kırılma olacak, geçmişte miyim, şimdiki zamanda mı gibi..
    *Kelimelerle oynanabilir, kelime anlamını kaybedebilir.
    *Ne kadar post olursan ol kendinden bir şey katman lazım. Bir yöresel motif örneğin..
    *Metinlerarasılık...
    *Yazar kitabın içinde bir var bir yok, yazar yazar mı, anlatıcı mı, kahramanın kendisi mi... (Bilge Karasu'ya Gece'den selam olsun.)
    *Kendi çağından da örnekler katmalı.
    *Okurla karşılıklı etkileşim kurabilmeli.(Bülent Bey bloğuna yönlendirmiş.)

    Oyunun kurallarını sıraladıktan sonra öyle atıyosun tutuyorsun ama göster hele Bülent demiş ve öykülere girmiş.

    Zaman kargaşası kurmuş, bir hikayeden belirsiz zamana, bir Osmanlı'da belirsiz zamana bir şimdiki zamanda anlatıcıya dönmüş. Bir Zweig'ın Satranç öyküsünü tekrar kurmuş. Yerine denk getirmiş kurmacaya Olcric ve Albayım girmiş.

    Yazı Üçlemesi'ndeki üç öykü muhteşemdi. Nokta öyküsü biraz Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı'sını da anımsattı, sanırım üstad - nokta/harf - cinayet temaları nedeniyle benzettim. Kebikeç en müthiş kurguydu kitaptaki, Kebikeç ve mecaz anlamdaki kitapkurdu bağlantısı çok çok güzeldi. Bıçak Ustası Kesiği doğduğum, büyüdüğüm, yaşadığım şehirde geçtiği için ayrı bir tebessüm oluşturdu okurken, zira yazar da Bursalı. :)

    Zaman Seyyahı öyküsünde içim burkuldu, bana göre bu öykü sahile vuran Suriyeli bebek için yazılmış.
    #31564911

    Kitap muhtemelen daha önce dergilere yazdığı öykü seçkileri ile bitiyor. Bunlarda bir Şaman olup kopuz çalıyoruz, bir yaz tatilinin ortasında Hogwarts'a kaçmak istiyoruz.

    Bir ilk kitap olarak beklentimin çok üzerindeydi. İşin içinden birisinin kaleminden postmodern öyküler okumak isterseniz, kesinlikle bu kitabı okumalısınız.

    Benim de içime dert olan, Hepsi Hikaye'deki bir söyleşide mevzu bahis ettikleri, kitaba yapılan eleştiri sığ kalıyor; harikaydı, çarpıcıydı, kesinlikle tavsiye ediyorum laflarından öteye geçemiyor sözleri sebebiyle biraz uzun bir incelememsi oldu. Çok daha güzel olabilirdi bu yazı ancak bu yaz yoğunluğunda telefonda yazmaya uğraşırken bu kadar çıktı. Nihayetinde ben de kendi halinde bir okurum, edebiyat eleştirmeni olsaydım siz o zaman görürdünüz ne terimler sallardım burada. =)

    Israrla tavsiye ediyorum.