• Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil
    Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.
    Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü
    Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki
    Parlıamanet'i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?
    Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
    Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
    İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..

    Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
    Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
    Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
    İşin yoksa çiçek al, saç tara, parfüm sık.
    Küsmesi, barışması, ayılması, bayılması
    Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması
    Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
    Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
    Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
    Hepsi ağzıma sıçtı..

    Ben seni severim belki de Rabbim buna hazır değil.
    Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
    Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
    Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik..
    İçime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim.
    Ben seni severim sevmesine de
    İş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim..
  • Hayatımızda birçok insan tanıyoruz. Bazısıyla okulda arkadaş oluyoruz, bazısıyla iş yerinde, bazısıyla internet ortamında. Bunlardan bazıları sadece aynı ortamda bulunduk diyeceğimiz insanlar oluyor. Bazıları mutlu anlarımızı beraber yaşadığımız arkadaşlarımız oluyor. Bazıları ise her ne durumda olursak olalım her zaman yanımızda olan dostlarımız oluyor. Hayat şartları gereği her tanıdığımız, arkadaşımız, dostumuzla bir ömür beraber veya bir ömür iletişim halinde kalamıyoruz. Hayat şartlarının araya mesafeler kitabın koyabildiği ve bunun normalliği konusunda hemfikir olduğumuzu umuyorum. Gelmek istediğim asıl noktaya ulaşmak istiyorum. 


    Arkadaş veya dost adını ne koyarsanız tanıdığınız her insanla güzel şeyler yaşamaya bakmalıyız. Güzel anılar biriktirmeli. Güzel mektuplar bırakılmalı. Belki ufak bir eşya, belki bir kitap, belki bir fotoğraf, belki de bence en önemlisi, o ağlarken yanında olup yüzünü güldürebildiğiniz bir surat bırakmalıyız. İşte böyle arkadaşlıklar yada dostluk diyebiliriz.(Siz hangisini okumak isterseniz) Hayat şartları gereği bir daha hiç biraraya gelemeseler bile, birbirleriyle hiç iletişim dahi kuramasalar o paylaştığınız anılar, eşyalar (eşyalar cansız varlıklardır ancak onlarla birlikte yaşadığımız anılar onları yaşayan birer nesneye dönüştürdüğünü düşünüyorum. Aynı bir kitapla bağ kurup onlara gözü gibi bakan insanlar gibi) sizlerin ömür boyunca birbirinizi hatırlamanız için yardımcı etkenler olacaktır. Tabi bunlar olmayınca da insan hatırlar. Birlikte  yaşadığınız küçük bir anı, mesela beraber güldüğümüz bir şeyin benzeriyle karşılaşırsınız ve sizi bir anlığına o özlediğiniz günlere dönersiniz. 


    İyilik yaptığınız, yüzünü güldüğünüz, her zaman yanında olduğunuz ve aynı şeyleri size yapan insanları unutmazsınız. Daha çok hatırlamak, daha güzel hatırlamak, daha güzel hatırlanmak için, daha çok sevin birbirinizi  sevgili okurlar. Her şartta anlamaya çalışın, dinleyin, fikirlerini merak edin, hoşlandığınız ortak şeyleri keşfedin beraber, güzel şeylere yönlendirin birbirimizi. Hayatın keşfedilmemiş güzelliklerini bulmak için çaba sarfedin. Herşey şan, şöhret, para olmasın hayatınızda. Ruhunuzu doyurun birbirinizin. Şuan bu yazıyı yazarken aklıma gelen bir hikayeyi paylaşmak istiyorum sizlerle. 


    Mekanı hatırlamıyorum mazur görün. Anadolu'nun bir köyünde 6 tane adam bir eve misafirliğe giderler. Sofranın ortasında kocaman bir kase ve herkese birer kaşık. Ama kaşıklar bildiğimiz kaşıklar gibi değil, on katı daha uzun. Misafirler çorbadan alıyorlar ama ağızlarına götüremiyorlar çorbayı. Tam kaşığı döndürecek ya kolu arkadaşına çarpıyor ya da kaşıktaki çorba dökülüyor. Şaşkın şaşkın birbirlerine bakarken arkadaşlarının ikisinin çok güzel bir çözüm bulduğunu görüyorlar. Kaşığı daldırıyor kaseye ve karşındaki arkadaşının yemesini sağlıyor. Öbürü dolduruyor ona. Ancak bu şekilde karınlarını doğurabileceğini anlıyorlar. Gerçek bağlarımızı böyle ince düşüncelerle kurabileceğimizi düşünüyorum. 


    Karşımızdakine değer vermezsek belki o bize değer verir ama değer vermeyen de elbet birgün çıkar karşımıza. Belki biz değer veririz ve karşılığında üzülürüz ama mutlaka ve mutlaka hayat karşımıza o ruhumuzun sesini duyan birileri olmasa bile, birini çıkarır elbet. İyilik yapan iyilik bulur. Kötülük eden yaşattığını elbet bir gün yaşar. Ne ekersen onu biçersin. Ve son olarak Rahmân Süresi 60. Âyette belirtildiği üzere "İyiliğin karşılığı, yalnızca iyiliktir."


    Gün geçtikçe güzelleşen, geçmişe güzel anılar bıraktığımız, geleceğe iyilik ve güzellik tohumları ektiğimiz bir Dünya'da yaşama umuduyla  🤗
  • Gabriel García Marquez’in okuduğum ilk kitabı eğer sizinde ilk ise yanınızda bir kalem ve not defteri bulundurup karakterleri tek tek yazın, yoksa hiçbir şey anlamazsınız, 50 tane karakter var nerdeyse:)

    Kitabın isminden ve kapağından anlaşıldığı gibi cinayet, cinayetin sebebi ise namus :) evet, bildiğimiz gibi kızın namusunu temizleyen abileri. Cinayeti kimin işlediği her şey kitabın en başlarında verilmesine rağmen o cinayet işlene kadar gelinen kısmı yazar kendi ağzından anlatır gibi anlatmış. Yazarın anlatımı, olağanüstü kurgusu muazzam. İlk defa okuyacaklara tavsiyem yavaş yavaş okusunlar olaylar birbiri ile çok bağlantılı ve ince detaylara sahip.

    Kitapta insan vicdanını,tabuları,ötekileştirmeyi, örf ve adetlere bu denli bağnaz olmaları söz konusu, insanı okurken bile rahatsız ediyor. İnsanların cinayetin işleneceklerini bilmelerine rağmen kimsenin umursamayıp duyarsız kalması toplumun kültürel yapısını göz önüne çıkarmaktadır. Bunlar kadın ve erkek ayrımcılığı, erkeğin üstünlüğü, ekonomik unsurların sınıflandırılması.

    Ben kitabı severek okudum okumak isteyenlerde tereddüt etmesinler ve bana hala Santiago Nasar masum yere öldürülmüş gibi geliyor.




    Ve kitaptan bir alıntı ile sonlandırmak istiyorum.

    Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.


    İyi okumalar..
  • Körü körüne Osmanlı savunan bir aptalla tarih konuşulmaz, istişare edilmez. Osmanlı içinde olan olayları Hilafet yıkıldı manası hakkında göstermek, siyaset işi değil dini eğilimin öne çıkmasıdır. Bu yazarın araştırma-inceleme yaparken tarihi bilgileri yanlı olarak kullanmasını, "Yalan söyleyen tarih utansın" kitaplarında ki hatalarında çok açıkça belliydi. Yine tarihi yanlı anlatarak, tarih zedelenmiş, gerçeklik yok edilmiştir. Gelelim kitabın içeriğine;İttihat ve Terakki cemiyeti, bugünün Cumhuriyetini, anayasayı, particilik sistemini, siyaset tüzüğünü, meclis kuramını Anadoluya getiren, doğru ve yanlışlarıyla Osmanlı'nın son dönemine büyük bir zafer ve hezimetleriyle damga kurmuş bir partidir. O "3 Beyinsiz Kafa" diye bahsedilen kişiler(Talat, Enver ve Cemal Paşalar) Osmanlı' nın Kafkas ve Balkanlarda kaybettiği toprakları yeniden kazanmak, sınırlarımızı tehdit eden Rusya ve Osmanlıya karşı ittifat olan Avrupa devletlerine karşı çıkış yolu aramaktı. Belki yıkılışı önleyemediler lakin 600 yıllık imparatorluğun hür ve muvaffak olacağını gösterdiler. Hiçbir devlet sonsuz sistemi yoktur, imparatorluklar tarihe başlangıçları olduğu kadar sonları da olacaktır. Önemli olan Bayrağı son ana kadar yüksekte aleme karşı güçlü tutmaktır. Ruhları şad olsun demek sizi dinden çıkarmaz, onlara lanet okumak sizi günaha sokar. “Her kim bir mü’mine lanet ederse, bu, onu öldürmek gibi günahtır. Her kim bir mü’mine küfür isnat ederse, bu da onu öldürmek gibi günahtır.” Tecrid Tercemesi, 12:139.
  • Çoğu okur için sıradan bir kişisel gelişim kitabı olabilir ancak benim için her zaman yeri çok ayrı olacak.Normalde kişisel gelişim kitabı okumam nedenini bilmiyorum.Sanırım hepsi aynı geliyor diye ? Ama bu kitabı sadece kişisel gelişim kitabı olarak nitelendirmek yanlış olacaktır en azından bana göre.Beni bir yerden başka bir yere götürdüğüne inandığım bir kitap oldu.Her zaman geri dönüp okumak istediğim bir kitap olacak.
  • — Çok ahenkli, dedi. Senin şiir okuduğunu görmek beni sevindiriyor Rikardo. Çünkü şiir yazmak veya okumak için, kendisini aşktan kurtarmış bir ruh gereklidir.
  • Bir bebekle/çocukla vakit geçirmek bütün kainatı okumak gibidir bana kalırsa bu yüzden vaktiniz ve imkanınız olduğu müddetçe çocukları yanınızdan ayırmayın derim. Ben ancak kendi yeğenlerimle vakit geçiriyor olsam bile her gün bana yeni duygular ve cümleler katıyorlar ve tabii her gün "iyi ki varlar" demekten kendimi alamıyorum.

    Örneğin bugün bir yeğenimin doğumgünüydü, fotoğrafımızı çekildik ettik, gelmiş yanıma diyor ki "Gökçe -teyze demeyiz çünkü- artık fotoğrafımızı koyarsın bir yerlere, doğumgünü çocuğu ile diye de paylaşırsın" Aman aman büyümüşler de 🙈 en küçük yeğenim, 2 buçuk yaşındaki Ahmet'e ise annesi "Gökçe teyzen şımarıklık mı yaptı" diye soruyor o ise şöyle söylüyor: "yok anne yok yok, Gökçe çok güzel anne, Gökçe çok güzel bir teyzem, canım kankam o benim"... Nasıl sevmeyeyim ki ve nasıl bulayım ki böyle güzel cümleleri bir kitapta.