Sonsuzluk, yalnızca sevmek midir?
Yoksa bir adın içimizde çoğalması mı?
Bir kalpte usulca yer etmek Ve hiç söylenmeden yaşanması mı?
Sonsuzluk, yoksa ölüm müdür?
Bir yaprağın rüzgârla savruluşu mu?
Göz kırpan bir ânın içinde Kaybolan bir ömrün duyuşu mu?
Sonsuzluk, herkese inanmak mı?
Yoksa güvenin en kör hâli mi?
Bir çöl kadar geniş yalnızlıkta Kendine bile uzak kalabilmek mi?
Sonsuzluk, belki de sadece şudur: Bir adımı atmadan beklemek, Yüreğinde taşıdığın her şeye rağmen Sessizce sevmek, sessizce gitmek...
Bir kadının ne olduğunu anlayanlar için asıl zavallı, erkeklerdir. Kadın olamayınca bir erkek hayatının ne verimsiz, ne yağmursuz, ne çorak bir siyah çöl olduğunu bilseniz... Bunu çok erkek de bilir de sonra unutur.... Bir kadının bir erkek hayatına sade varlığı ile nasıl gür ve körpelik verdiğini, ruhu bir yana bıraksak bile yalnız vücut için de nasıl büyük bir koruyucu olduğunu bilseniz...
Ben bu çöl kıyısında bir sürgün, bir kenara itilmiş adam değilim. Ben bu çevremdekiler gibi kaderine boyun eğmiş bir adam,bir gölge olamam. Benim yaşayan bir içim, şekillere, merasimlere sığmaz bir varlığım, düşüncelerim, fikirlerim var. Ben yolumun daha başındayım. Aşılacak nice mesafeler, ihtiraslarım ve sınır kabul edilmez bir geleceğim var. Burada paşa benim! Hem de yalnız Trablus paşası da değil… 
O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı?
Sahile vurdu kalbim,su yandı,kum da yandı.
Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum,
Ölüme başkaldıran dertli uykum da yandı.
Yurdundan mahrum edip dolaştırdın Cem gibi.
Ruhumla söndü alev,sonra ruhum da yandı.
Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut.
Bülbülün küllerine konan puhum da yandı.
Böylesi bir yangını görmedi Nemrut bile.
Kaktüsün gölgesinde nazlı âhım da yandı.
Âhımdır zannederdim en belalı kıvılcım,
Kirpiğine dokunan kanlı âhım da yandı.
Bir damla su ver bana ey çöl! Bari sen küsme.
Kalmadı hiçbir şeyim bak,günahım da yandı.
Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme.
Ülkem yıkıldı heyhat!
Ordugâhım da yandı.
Köleleri her akşam duman kıldı gözlerin,
Başıma tâc ettiğim padişahım da yandı.
İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı.
Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı.
O'ndan başka ne varsa yandı,
Yandık sen ve ben.
O'nu göreyim diye,kıblegâhım da yandı.