Sosyal medya bir azap çeşmesidir. İnsanları dünyanın bilgelik geleneklerine tamamen ters düşecek şekilde düşünmeye iter: Önce kendinizi düşünün; materyalist, yargılayıcı, kibirli ve adi olun; beğeniler ve takipçilerle nicelenen şanın peşinden gidin.
Yok sayılmak her yaşta acı vericidir. Kim olduğunuza ve nereye ait olduğunuza dair bir fikir edinmeye çalışan bir ergen olduğunuzu ve bir araya geldiğiniz herkesin size dolaylı olarak şöyle dediğini düsünün: Telefonumdaki insanlar kadar önemli değilsin. Şimdi de küçük bir çocuk olduğunuzu hayal edin.
Sosyal medyada daha fazla zaman geçiren ergenlerin depresyona, anksiyeteye ve diğer bozukluklara maruz kalma olasılığı daha yüksekken genç bireylerden oluşan gruplarla daha fazla zaman geçiren (takım sporu yapmak ya da dinî topluluklara katılmak gibi) ergenlerin ruh sağlığı daha iyi.
Bağışıklık sisteminin mikroplara ve ağaçların rüzgâra maruz bırakılması gerektiği gibi, çocukların da güç ve kendine güven geliştirmek için engellere, başarısızlıklara, şoklara ve tökezlemelere maruz kalması gerekir. Aşırı koruma bu gelişmeyi engeller ve genç bireylerin yetişkinliklerinde kırılgan ve korku dolu olma olasılığını artırır.