"İpek bir atkım olsaydı, boynuma dolar nereye gitsem yanımda götürebilirdim. Bir çiçeğim olsaydı koparır yakama takabilirdim. Ama sen gökte ki yıldızları koparamazsın ki."
"Yıldızlar kimin?"
"Ne bileyim ben? Hiç kimsenin."
"Öyleyse benim. Çünkü bunu ilk akıl eden ben oldum."
"Senin demekle senin oluyor mu?"
"Tabii. Sahipsiz bir elmas bulursan senin olur. Sahipsiz bir ada da. Bir düşünce ilk senin aklına gelse beratını alırsın, senin olur. Benimki de öyle: Benden önce kimse yıldızlara sahip olmayı akıl edemediğine göre, yıldızlar benimdir."
"Ara sıra gökte gördüğümüz küçücük şeylerden beş yüz milyon tane."
"Sinek mi?"
"Yok canım. Şu parlayan küçük şeyler var ya."
"Arı mı?"
"Yok canım. Temellere türlü düşer kurduran şu küçücük sarı şeyler."
"Ha,yıldızları diyorsun."
"Evet,evet. Yıldızlar."
"Ne diyeceğimi kestiremiyordum. Kendimi çok beceriksiz buluyordum. Ona nereden yaklaşılır, nasıl ulaşılır bilmiyordum... Ne kavranılmaz bir yer şu gözyaşı ülkesi."