Ve ben Ebu Hureyre’nin naklettiği Müslim’in derlemesinde yer alan Peygamber Hadisi’nin dikkat çektiği hikmeti anlamaya başladım: Îman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz ve birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.
Stüdyo tek odalı bir daireydi. Köşelerden birinde beyaz, pırıl pırıl bir buzdolabı bir aile tanrısı gibi dikili duruyordu. Önünden geçerlerken neredeyse başlarını eğiyorlar, yemeklerini hazırladıkları sırada en az yirmi kere açıp kapıyorlardı. Videometre’lerini açıp da teknolojik putlarının çerçevesi içinde caka satarak filme alınmış antikalarını bana göstermeye ve bitmez tükenmez taklitçi müziklerini dinletmeye zorlayışları eğlenceli, hoş oluyordu. Gencin karısı kendisinden çok daha yürek parçalayıcı durumdaydı çünkü o iki kuvvet tarafından ezilmiş gibiydi. Bir taraftan onun beynini kendi toplumunun kültürel yapısının kendisini ezdiği iddiasıyla yıkamışlar, bir taraftan da şimdi sürdürdükleri yeni tüketici hayatın başa çıkılmaz istekleriyle karşı karşıya bırakmışlardı. Hoşnutsuzlukları pek bayağıydı, videometrelerinin onları özendirdiği ideal mükellef hayat umut kırıcıydı. Onlara yalnızca birkaç kilometre ötelerinde Evrenin Mihveri, Muhammed’in Nuru’nun görkem içre, yoksul ama hoşnut insanlarla çevrili olarak oturduğunu, bu insanların Allah’ın lütfettiği bilgiden başka hayattan başka bir şey beklemediklerini söylemek istedim.
Bu genç de bizim gelişmiş eğitsel sürecimizin kaymak tabakasını teşkil eden kimselerden özde ayrı değildi. Yalnız buradaki, gerekli hayat bilgisinden yoksun, bazı hazır yorumlarla sakatlanmış ve karşı çıktığı bozukluklar bütünüyle toplumsal alana kaydırılmış biriydi. Bu insanın temelinde yolunu kaybetmiş ve hiçbir zaman dinmeyecek olan bir varoluşsal panik vardı ama bu panik tüketmesi için kendisine sunulmuş palavralara duyduğu şehvet dolayısıyla uyuşturulmuştu.
Ebu Derda, Resûl’ün şöyle dediğini naklediyor: insanın rızk aradığı süre içinde rızk da insanı arar. Bu hadis Ebu Nu’eym tarafından El-Hılye’de anılmıştır. Buhari ve Müslim Ebu Hureyre’nin bildirdiği hadise yer verirler: Peygamber şöyle dedi: iki insanın yiyeceği üç kişiye, üç kişininki dört insana yeter.