Sanat, karmaşıklığı derleyip toparlar...
Sanat; birçok gelip geçici ve güzel örneği olan, saklamak için yardıma ihtiyaç duyduğumuz deneyimleri muhafaza etmenin bir yoludur. Su taşıma işi ve o işi yapmamıza yardım eden araçla benzerlik kurulabilir. Rüzgârlı bir nisan günü bir parka gittiğinizi hayal edin: Kafanızı kaldırıp bulutlara bakıyorsunuz, güzellikleri ve zarafetleri karşısında içleniyorsunuz. Yaşamımızın gündelik koşuşturmasından uzaklaştığınızı hissederek keyifleniyorsunuz. Bulutlara bakıp daldığımızda bir süre tasalarımızdan kurtulup rahatlarız, kendimizi çok daha geniş bir evrenin içinde bularak egolarımızın sürekli yakınmalarını duymaz oluruz. John Constable'in bulut çalışmaları bizi her bir bulutun ayırt edici dokusu ve şekline, normalde olduğundan çok daha fazla dikkat kesilmeye, renklerindeki değişimlere ve nasil birleşip öbek olduklarına bakmaya davet eder . Sanat, karmaşıklığı derleyip toparlar, kısa bir süre için de olsa, ondaki en anlamlı yanlara odaklanmamıza yardımcı olur. Bulut çalışmalarını yaparken Constable, bizden meteorolojiyle daha yakından ilgilenmemizi beklemez. Kümebulutun kesin yapısını bilmek önemli değildir. Onun istediği, elbette, her gün başlarımızın üzerinde sessizce sahnelenen bu oyunun duygusal anlamını pekiştirerek daha kolay idrak etmemizi sağlamak ve bizleri ona hak ettiği şekilde hayatımızda merkezi bir yer vermeye özendirmektir. S. 12 Terapi Olarak Sanat
Bir resim, bir roman. John Constable tarafından yapılan bu resim bana “Çılgın Kalabalıktan Uzak”kitabını anımsattı. Kitabın kusursuz hatta bence romantik edebiyatın kusursuz karakteri Gabriel Oak, harika inşa edilmiş bir karakter.Roman boyunca temsil ettiği değerler, ete kemiğe bürünse de aramızda dolaşsa dedirtiyor. Çünkü onun sağlam karakteri bugün özlem duyduğumuz, karşımıza çıkmasını istediğimiz ve bir şekilde bir yerlerde yaşadığına inandığımız insanlar gibi yalansız, sade. Zorluklara rağmen yılmıyor, sahip olduğu yetenekleri kullanarak yeniden başlıyor. Şikayetsiz, cesur, dürüst, sadakatli, zeki, doğayla uyumlu yaşamayı öğrenmiş bir karakter. Ne duruma düşerse düşsün zekasıyla o durumun içinden doğruyu seçerek çıkan gıpta edilecek bir karakter. Kıymeti, romanda çok geç anlaşılsa da bu karakter çabası doğru kalabilmek olanın eninde sonunda kazanacağını hatırlatıyor. “Çılgın Kalabalıktan Uzak” okunmalı.
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Waterloo Köprüsünün Açılışı
John Constable bu tablo üzerinde yaklaşık on yıl çalıştı. Sergiden hemen önce bu eserle ilgili son dakika detaylarını bitirirken, bir başka ünlü sanatçı, J.M.W. Turner, rakibi tarafından yapılan ayarlamaları görürken resmine kırmızı bir fırça darbesi ekledi. Bu hareketle, Constablenin tuvaline dikkat çeken, muhtemel olmayan, şaşırtıcı bir etki yarattmıştı. Bu Constable için fena oldu. Arkadaşı Thomas Stothard bile, Waterloo Köprüsü'nü bununla kıyaslandığında “çok bitmemiş” olduğunu söyledi.Bu, ikisi arasındaki ilk çatışma değildi. Bir yıl önce, Constable, sergi komitesinden Turner’in resminin sergiden kaldırılmasını ve kendi resminin asılmasını istemişti. Sağlıksız rekabet gibi göründüğu halde, bu karşılıklı saplantılar, insanları normal sınırlarının ötesine iterek mükemmellik yaratiyor. Daha riskli davranışlar zorlar, duygusal kaynakları toplar ve fedakarlık eder: seviyeyi yükseltmek için mükemmelliği hedeflenen rekabet gerekli.
Sanat
The White Horse 1819
Yeteneği ve geçirdiği mutlu çocukluktan edindiği görsel birikimle, 19'uncu yüzyılda yetişmiş en iyi İngiliz manzara ressamlarından biri olan Constable, kendisinden önce gelen sanatçıların gerçeği pek yansıtmayan resimlerine karşın, çevresini ve doğayı olduğu gibi ve canlı resmetmeyi başardı. Bulutlara nerdeyse hareket kazandırdığı ve kullandığı renklerin sıcaklığıyla adeta gerçekmiş gibi algılanan tabloları, ününün yayılmasında etkili oldu. 1799'da Kraliyet Akademisi'ne girdi ve aldığı eğitimi, kendi tarzında boyadığı kesik fırça darbeleri ve renk karışımları ile birleştirerek, kendi üslubunu yakaladı. Ressam, genellikle yüksek tepeler, bulutlu dağlar, ot yığınlarıyla kaplı alanlar gibi İngiltere'nin kırsal alanlarını resmetmeyi tercih etti. Birçok ressam ve düşünüre ilham kaynağı olan sanatçı, 1824'te Paris Salonu'nda sergilediği 'Saman Arabası' serisiyle Kraliyet Akademisi üyeliğine getirildi. 1819'da yaptığı ‘Beyaz At' adlı eser, sanatçının üslubunu tam olarak ortaya koyar. Hareketli kıvrımlar ve gerçekmiş gibi renklendirdiği sahne ile ressam, sanat tarihine adını yazdırmaya hak kazandı. Tabloda, Suffolk'taki Stour Nehri'nde, suya bakan beyaz bir at, ince resmedilişiyle dikkat çeker.
Bilmeniz Gereken 50 Tablo
John Constable
🎨 Dedham Lock and Mill, 1818
Resim