Vahdettin, "Ermeniler," diyerek cevapladı. Vali, Ermenilerin çok iyi niyet sahibi olduğundan ve Türklerin onlara karşı feci muamelede bulunduğundan bahsediyor, örtülü şekilde Türkleri suçluyordu. Bir valinin, misafir etmiş olduğu yabancı devlet görevlilerine, hele bir veliaht şehzadeye, kendi milletini suçlar şekilde konuşması oldukça nezaketsizceydi. Öte yandan Vahdettin gibi müstakbel bir sultanın böyle bir hususta kendi milletini savunamayıp, Mustafa Kemal'in yardımına ihtiyaç duyması ayrıca acziyet göstergesiydi. Vahdettin'in, "Bu kumandan temas ettiğiniz meseleyi iyi bilir, sizi aydınlatacak cevaplar verecektir," demesi üzerine Mustafa Kemal söze girip konuşmaya başladı:"Türkiye'nin veliahdı ile Almanya'nın mutena bir bölgede kıymetli olduğuna şüphe etmediğim bir valisinin bulabildiği konuşma zemini beni hayrete düşürdü. Evvela sizden şunu anlamak istiyorum. Müttefikiniz olan ve bu ittifak uğrunda maddi manevi tekmil mevcudiyetini mahveden Türkiye'ye karşı, tarihin bilmem hangi devrinde mevcut olduğunu iddia eden ve bu mevcudiyeti ihya etmek için dünyayı aldatmaya çalışan Ermeniler lehine konuşmak fikri size nereden geliyor?" Vali bu soru karşısında afalladı. Sorguladığı konu üzerinde detaylıca bilgisi yoktu ve kabaca Ermenilerin toprak taleplerinde haklı olabileceği yönünde laflar etti. Mustafa Kemal, Vali'nin cüretkârlığının altında cahilane düşünceler olduğunun farkına varmış ve onunla daha fazla konuşma lüzumu görmemişti.