irem

irem
@crnvalofthedeadsouls
Zihnin özgür olduğu sular, hislerin gerçek yaşam alanıdır. Bu yüzden içimden geçenleri yazmayı seviyorum.
bio undergrad student
7 Kasım 2006
1 okur puanı
Nisan 2025 tarihinde katıldı
Yazıyorum, kendimi kendimden gizleyerek anlatıyorum.
Satırlarda bulduğum kendimi, yine satırlarda kaybetmek için yazıyorum. Hislerim kelimelere büründüğünden beri ben, içimdeki bir başka beni anlatıyorum. Sessizliğe mühürlenen dudaklarım ardında konuşan ruhum anlatıyor inşa ettiğim duvarı; kelimelerden oluşan tuğlalar ardına saklıyorum anıları. Ruhun aynası sözler parçalıyor boğazımı. Kırık bir aynanın keskin uçları batıyor, kanatıyor ve sonra ağır bir yumru kesiyor nefeslerimi. Ölmeden öldüren hislerin yazdırdığı sözlerle ağırlaşıyor kalbim, kırgınlık çöküyor ruhuma. Ruhum, çöken kırgınlığın ardından kabulleniyor zavallı kendini. Sözcüklerin sihirbazlığına güveniyor çaresizliğim ve bekliyor, “metafor” kostümü giymiş acılarımın dinmesini. Ve ne yazık ki günün sonunda kelimelerim tükeniyor, cümlelerim susuyor ve kalbim, hissettiği üzüntünün soğukluğunda kalmaya devam ediyor; buz tutmuş hüzünler, yeni bir acının kalbime attığı ateşe ulaşmadan erimiyor.
Mühre dayandırılmış bir kalp, atmayı bırakmadıkça çizilir hayat.
Kendi ellerimle kaybettiğim hayatıma bakıyorum son bir defa daha ve biliyorum, baktığım gözlerde gördüğüm yansıma kabulleniyor hatalarını. Daha kaç kez kaybolacak o yansıma kendi geçmişinde? Daha kaç kez bekleyecek kabullenmenin eşiğinde? Gözlerimin içine sakladığım yalanlara sığındım, avuntulu cümlelerimi avucumun içine sığdırdım. Ne kendime yettim ne de kendimle yetindim. Sonu gelmeyen sözler sarf ettim; değiştireceğime dair söz verdiğim sonda, kendime yenildim. Kendi sonumu kurtarmayan sözleri yineledim. Daha kaç sona hapsolur ruhum, bilmiyorum. Gözlerim aynada daha kaç geçmiş görür, bilmiyorum. Bildiğimi sandığım geleceğin aslında bilindik bir geçmişe ait olacağını bilebiliyorum artık. Tanıdık yalanlarım son bulmadıkça da bu geçmişe hapsolup kurtulamayacağımı biliyorum.
Unutulan acılar değildi geçmişi saklayan, kendime sunduğum maskeydi beni bana unutturan.
Sonbaharın bitiminde turuncu bir yaprak daha veda ediyorken yaşamına düşünüyorum, gözlerimin önünde süzülen yaprak kadar gerçekliği yokmuş düşüncelerimin. Veda ettiğim seçeneklerden geriye kalanlarla yaşıyorum, yaprağın yere temas etmeden önceki son saniyeleri gibi geçiyor zamanım. Ne tamamen benim kontrolümde ne de zamanın… Bir ömürlük zaman zarfını mühürlemişiz çoktan, ne zaman açılacağını bilmeden, içerisinde ne yazdığını okumadan. Yaşamımı yazsam bir mektuba, saklasam hayatımı cümleler içerisine… Yaprak yere düşüp hayattan koptuğunda açılsa mektubum, zarfın mührü mezarıma kazınsa… Mektupta ne karşılar beni? Uğruna vazgeçtiklerim mi yoksa vazgeçemediklerim mi? Daldaki son yaprak da hayattan kopuyor ve son, bir mevsim için tekrar yazılıyor. Gizli bir mektup, asla okunmadan yazılmaya devam ediyor.