Bugün, kreşten üniversiteye kadar eğitimin her safhasını geçmiş fakat hiçbir noktada iyi ve dürüst bir insan olması gerektiğini işitmemiş genç bir insanı tasavvur etmek pekâlâ mümkündür. Bu insan, ilk önce yazmayı ve hesap yapmayı öğrenmiş; daha sonrasında fiziğe, kimyaya, etnolojiye, coğrafyaya, siyasi teorilere, sosyolojiye ve tüm bilimsel disipline vakıf olmuştur. O, pek çok gerçeği ezberlemiş; en iyi ihtimalle düşünmeyi öğrenmiş fakat ince ve asil bir ruh olamamıştır zira bizler; tarihi, sanatı, edebiyatı, ahlâkı pek az dinler olduk.
Eğitim tek başına insanları yetiştirmez. Onları daha özgür, daha iyi, daha insancıl yapmaz; eğitimin yaptığı insanları daha maharetli, daha verimli ve topluma daha faydalı hâle getirmektir. Tarihsel tecrübe gösteriyor ki eğitimli insanların, eğitimli toplumların geri kalmış toplumlardan çok daha etkili bir şekilde manipüle edilerek kötülüğe hizmet etmeleri sağlanabilir.
Bir uçak veya paraşüt tasarımcısı daha önceden pek çok şeyi öğrenmek ve deney yapmak zorunda kaldıysa Buda, Sokrates, Seneca, Gazzali, Rumi, Firdevsi, Shakespeare, Dostoyevski ve Hugo da derin bir tefekküre dalmak ve kendi dünyalarını içten temaşa etmeye mecbur olmuşlardır. Öğrenmek ve düşünmek iki farklı eylemdir.
Medeniyet, sürekli yeni ihtiyaçlar yaratarak, üstelik gereksiz ve fazlalık olan şeylere karşı ihtiyaç geliştirerek insan ve doğa arasındaki madde alışverişini yoğunlaştırma, harici hayatı dâhili hayatın zararına teşvik etme gayesinde- dir. "Sahip olmak için üretmek, israf etmek için sahip olmak"; medeniyetin doğasında bu vardır.