insan niçin yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor; günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor.bugün nasıl yaşadım, sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün gene aynı hayat.
oysa insan mütevazı, ağırbaşlı, sakin bir hayat arkadaşının yanında ne rahat uyur.akşam yatarken, sabah uyanırken aynı sevimli bakışı bulacağından emindir.yirmi otuz yıl sonra insan kendi sıcak bakışına cevap veren, uysal, sıcak sevgi dolu bir bakış görür, ölünceye kadar da hayat böyle geçer.
..onunla uzun, gölgeli bir yola girerim; sessizlik içinde, hülya içinde ağır yürürüz ya da hayallerimizi birbirimize söyleriz, mutlu anılarımızı, nabzımızı sayar gibi sayarız, kalplerimizin sesini dinleriz. ruhlarımız tabiatla kaynaşır... ve farkında bile olmadan dereye, kırlara çıkarız...