insan bazen hayatı yüksek sesle değil, içinden geçen ince bir sızıyla anlar. neyin eksik olduğunu söyleyemez ama neyin fazla geldiğini hisseder. o yüzden susar biraz, geri çekilir, kalabalığın içinden kendine doğru yürür.
çünkü bazı şeyler anlatılarak değil, fark edilerek güzelleşir. bazı insanlar da öyledir; hayatına girdiğinde bir şey değişir ama bunu kelimelere dökmek kolay değildir.
ben artık böyle şeylere inanıyorum. zorlamadan gelen, kendini ispat etmeye çalışmayan, olduğu gibi kalan her şeye…
çünkü en gerçek olan, zaten kendini hissettirir
gün henüz batmadı… zaman akmaya devam ederken içimde yarım kalmış cümleler, söylenmemiş düşünceler dolaşıyor. gökyüzü yavaş yavaş renk değiştirirken ben de günün içinden süzülüp kendime doğru yaklaşıyorum. ne tam yoruldum ne de tamamen dinlendim; sadece yaşadım, hissettim ve biraz daha büyüdüm. belki en güzel kısmı da bu: gün bitmeden bile insan kendini yeniden yazabiliyor.
varlık, kendi yankısını arayan bir sessizliktir; ben o sessizliği kalbimde büyütüp hakikate dönüştürdüm.
herkes yaşadığını sanır, ben yaşadığımı sorguladım; çünkü insanı eşi benzeri olmayan yapan şey yüzü değil, kendi karanlığına tuttuğu ışıktır.
zaman beni tüketmedi; ben zamanı içimde eritip anlam yaptım. şimdi yürüdüğüm yolun adı kader değil, bilinçtir.