Bir defasında böyle önemli adamlardan birini reddettiğim için beni hapse attılar. Büyük paralar ödeyerek çok pahalı bir avukat tuttum kendime. Kısa süre sonra serbest bırakıldım. Mahkeme benim saygın bir kadın olduğuma karar vermişti. Artık onuru korumak için büyük paraların gerektiğini, ama büyük paraların onuru yitirmeden kazanılamayacağını öğrenmiştim. Dönenip duran bu cehennemi kısırdöngü, beni de kendisiyle birlikte sürüklüyordu.
Bir fahişe hep evet der, sonra fiyatını söyler. Hayır derse fahişelik hayatı sona erer. Ben kelimenin tam anlamıyla fahişe değildim, ara sıra hayır derdim. Bunun sonucunda fiyatım hep arttı. Bir erkek, kadınlar tarafından reddedilmeye katlanamaz; çünkü kendi içinde de kendini reddedilmiş hisseder. Bu çifte reddedilmeyi kimse hazmedemez. Bu yüzden ben ne zaman hayır desem, onlar daha çok ısrar ederdi. Fiyatımı ne kadar yükseltirsem yükselteyim, bir kadın tarafından reddedilmeye katlanamazlardı.
İnsan sokağa düştüğü zaman hiçbir beklentisi kalmaz, hiçbir şey umut etmez. Oysa ben aşktan bir şeyler beklemiştim. Aşkı tanıyınca insan olduğumu hissetmeye başlamıştım. Fahişeyken karşılıksız hiçbir şey vermez, hep alırdım. Ama âşık olunca bedenimi, ruhumu, aklımı ve tüm çabamı düşünmeden verdim. Asla bir şey beklemedim, sahip olduğum her şeyi verdim, kendimi tümüyle bırakıp bütün silahlarımdan, tüm savunmalarımdan arınarak çırılçıplak kaldım. Oysa fahişeyken kendimi korur, her an savaşırdım; hiç korunmasız kalmazdım.
Erkekler kadınları aldatır, aldandıkları için de onları cezalandırır; aşağılar, bu kadar düştükleri için cezalandırır; evlenmeye zorlar, sonra da ömür boyu hizmetçiliğe, küfürlere ya da dayağa mahkum ederlerdi. En az aldatılan kadının fahişe olduğunu kavramıştım artık.Evliliğin kadınların en zalim şekilde acı çekmesine dayalı bir sistem olduğunu anlamıştım.