Özge Nur

Özge Nur
@cyclebreaker
Tümüyle mahvolup gitmeden önce, içimdeki insanı bulabilirim. Dostoyevski
sebeplere güvenmeli miyiz?
...güneşin kesin olarak hayatı verme garantisini içinde taşımadığını farkettiğinde, Russell şunları söylemiştir: ''Evcil hayvanlar, genellikle onları besleyen kişiyi gördüklerinde yiyecek beklerler. Bütün bu tekdüzelik beklentilerinin, bizi yanlış yere götürme istidadı taşıdıklarını biliriz. Tavuğu hayatı boyunca her gün besleyen adam, en sonunda boynunu kopartır...''
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yavaşlamayı özlemedik mi?
Modern çağda haz ve hız üzerine kurulu bir tüketim kültürünün içinde yaşıyoruz. İbrahim Kalın
Okuduğum kitapta: ''Mümkin bir ilişki, ne kadar sıklıkla tekrarlanırsa tekrarlansın, mümkin kalır. Tekrarlanırlığı, yani 'istimrar'ı, onun mahiyetini değiştirmez. Bu istimrar, onu zorunlu bir ilişkiye dönüştürmez.'' ifadeleri geçiyordu. Aslında her olay, gerçekleşmesi mümkün olan milyonlarca, hatta sonsuz ihtimalden biri olarak karşımıza çıkıyor. Tekrar tekrar aynı olayların meydana gelmesi, onun zorunlu bir ilişki olduğunu göstermiyor. Örnek verecek olursak; midemizde her gün sindirim işlevinin yerine getirilmesi, sonsuz ihtimalden birinin her gün her gün gerçekleştirildiğini gösteriyor. Fakat biz günümüz insanında şöyle bir düşünce oluşuyor: Zaten onun görevi bu. Böyle söyleyerek meydana gelen olaylara bir zorunluluk atfetmiş oluyoruz. Aynı şeyi insanlar arası ilişkilerimizde de yapıyoruz. Örneğin annemizin her gün bizim için yemek pişirmesi, ev işlerini halletmesi olayı. O gün annemiz gezmek, TV izlemek... gibi binlerce aktivite yapabilecekken bizim için yemek pişirmeyi tercih ediyor. Fakat biz tıpkı yukarıda bahsettiğim gibi ''Zaten onun görevi bu.'' diye düşünerek onun yaptıklarına bir zorunluluk atfetmiş oluyoruz. Ve zorunluluk atfettiğimiz olaylar maalesef ki bizler için değersizleşiyor.
Sebep ve sonuç arasındaki ilişkiler, mümkindir; ama, Hume'un açıkça ortaya koyduğu gibi, zorunlu değildir. Fakat bu ilişkiler üzerine kurulu kanunlara esrarengiz bir biçimde zorunluluk atfedilir. Bir ilişkinin mümkin oluşundan bu ilişkinin tekrarının zorunlu oluşuna esrarengiz şekilde sıçrayış bir 'tümevarım prosedürü'dür. Tümevarım, yine de mantıken garanti edilmez; o mümkin bir husustur. Mümkin bir ilişki ne sıklıkla tekrarlanırsa tekrarlansın, mümkin kalır. Tekrarlanırlığı, yani 'istimrar'ı, onun mahiyetini değiştirmez. Bu istimrar, onu zorunlu bir ilişkiye dönüştürmez.
Hepimiz okulda ''Güneş ışığı bitkilerin büyümesinde etki sahibidir'' diye öğrendik. Bu hipotez bir deneyle ispatlanabilir. İki bitki alırız. Birini güneş ışığına maruz bırakır, diğerini kalın bir kağıtla örteriz. Her iki bitkiyi de düzenli olarak sularız. Bir hafta sonra, güneş ışığı almayan bitkinin solduğunu görürüz. Bize buradan çıkan sonucun şu olduğu söylenir: Bu deney güneş ışığının bitkilerin normal olarak büyümelerini ve yeşil kalmalarını sağladığını isbat etmektedir. Oysa, burada gözlediğimiz yegane şey, güneş ışığının yokluğu durumunda bitkilerin büyümediğidir. Ki bu, güneş ışığının bitkilerin büyümesine sebep olduğunu söylemekten kesinlikle farklıdır. Bitkilerin büyümesi sayısız faktöre bağlıdır. Fakat, bu faktörlerden sadece birinin yokluğu bir bitkinin büyümemesi için yeterlidir. Dolayısıyla, bu deney yalnızca bitkilerin güneş ışığının yokluğu durumunda büyümediklerini ispatlar. Ve bu çıkarımdan, ''Güneş ışığı bitkilerin büyümesinde etki sahibidir'' hipoteziyle ilgili herhangi bir hüküm çıkarmak mantıken imkansızdır. Daha derinlemesine düşünüldüğünde, böyle bir doğrulama yönteminin mantıksız ve uydurma olduğu görülür. Bilimin Marifetullah Boyutları Bu durumla günlük hayatta insanların birbirini suçladığı zamanlarda sıklıkla karşılaşıyoruz. ''Sen öyle yapmasaydın böyle olmazdı'' gibi aslında birçok faktöre bağlı olay, sadece bir kişinin üzerine yıkılabiliyor. Bir arkadaşımızla buluşmak için sözleştiğimizi düşünelim. Ve arkadaşımız yolda kaza yapıyor olsun. Bu durumda etrafınızdaki kişiler ''Sen onu çağırmasaydın kaza yapmayacaktı'' diyebiliyor. Bu durum sizin çok büyük bir vicdan azabı çekmenize yol açabiliyor. Mantıklı düşünecek olursak olayın asıl suçlusunun, kendi iradesiyle olayın gerçekleşmesine vesile olan, o sırada kasten yaralayan kişi olduğunu