Duaların kabul edilmesi için Hıristiyan mabetlerine yedi salı üst üste gidilmesi gerektiğini söylerlerdi ama Leyla Hanım bunun doğruluk derecesini bilemiyor, İstanbul bir salı günü fethedildiği için bu rivayetin oradan kaynaklanmış olabileceğini düşünüyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İstanbul bir ayazmalar, kutsal sular cennetiydi. Her yerden ayazma fışkırıyordu. Müslümanlar gider, bu Ortodoks ayazmalarından testiler dolusu su doldurur ve her türlü Dertlerine karşı kullanırlardı. Bu suların kaynadığı havuzlardan birinde bir tarafı sarı öbür tarafı kahverengi kutsal balıklar yüzerdi. Su dolduran Müslümanlar bu balıkların hikayesini bilir ama bilmez görünürdü. Oysa hakikat şuydu: Fatih gemilerini yağlı kazıklar üzerinde tepeden çektirerek Haliç'e girdiği zaman bir Bizans rahibi balık kızartıyormuş. Şehrin Türklerin eline geçtiğini duyan balıklar hop diye tavadan tekrar suya atlamışlar. Bu yüzden bir tarafları kızarmış,bir tarafları çiğ kalmış. İstanbul tekrar Bizanslıların olursa o zaman iki tarafları da aynı renk olacakmış.
Çünkü Dostoyevski gibi insan vicdanının temsilcisi olan bir yazar bile başkalarının mülküne göz dikiyorsa, sıradan insanların yaptığı şeyler nasıl kınanabilirdi?
...birinden duymuş ya da bir yerde okumuştu.Üç türlü imparatorluk çözülüşü vardır: Bunlardan ilki ,Roma İmparatorluğu gibi zaman içinde yavaş yavaş yok olur gider. İkincisi İngiliz İmparatorluğu.Bu örnekte planlı bir tasfiye söz konusudur ,hangi ülkeye ne zaman ve nasıl bir statü verileceği planlanmıştır. Üçüncüsü Osmanlı İmparatorluğu. Bir gece imparatorlukta yatar ,ertesi gün Cumhuriyet'te uyanırsın.
Ama belli bir aşamadan sonra insanın bu çırpınmadan kurtulması ve olgunlaşabilmek için,"Nasıl görünüyorum?" sorusunu bırakması gerekiyordu.
Bu noktada insan artık yarışta değil jüri de olmalıydı altın değil sarraf kimliğine bürünmeliydi ,değerlendirilen değil değerlendiren konumuna geçmeliydi. Olgunlaşma bu demekti.