Kitap, bizi “çizgi” meselesi üzerinden, bir toplumdaki sosyal ve görsel unsurlar arasındaki ilişkileri sorgulamaya davet ediyor. Batı’da uzun yıllar boyunca neden farklı sosyal sınıflar kendilerini ayrıcalıklı biçimlerde, belirli görsel kodlarla ifade ettiler? Görme olgusu, işitme ya da dokunmaya kıyasla daha mı etkili? Peki “görmek”, aynı zamanda sınıflandırmak anlamına mı geliyor?
Michel Pastoureau, çizgili kumaş üzerine yaptığı derinlikli araştırmada, çizginin tarih boyunca “şeytani” ya da uğursuz bir işaret olarak algılandığını, bunu destekleyen tarihsel ve imgesel örneklerle ortaya koyar.
Orta Çağ’dan itibaren çizgili kumaş, toplumun dışladığı ve hor gördüğü kesimlerle ilişkilendirilmiştir. Fakirler, suçlular, fahişeler, hokkabazlar, cüzzamlılar ve hastalar… Hepsini ortak bir paydada buluşturan görsel unsur çoğu zaman çizgili kumaş olmuştur. Ancak bu anlam, 20. yüzyılda modanın dönüşümüyle birlikte değişmeye başlamıştır.
Burada daha fazla detay vermeyeyim; gerçekten etkileyici bir kitap, okumanı öneririm..