CLAY

CLAY
@daimonn
quia pulvis es et in pulverem reverteris
kendi kusursuz kusurluluğu içinde en kusursuz olanı.
PLOG: belki de seviyorum onu. JÖNS: demek belki de seviyorsun onu! Öyleyse beni dinle, ey yolunu şaşırmış andavallı; sana şunu söyliyeyim ki, aşk şehvetin öbür adıdır, şehvet artı şehvet, daha bir sürü aldatmalar, yapmacıklar, yalanlar dolanlar, türlü türlü aylaklıklar. P: öyle ya , yine de can yakıyor. J: elbette. Aşk, bütün vebaların en karasıdır; kişi ondan ölebilseydi, aşkta biraz zevk olurdu. Oysa hemen her zaman atlatırsın onu. P: yok yok, ben atlatamam. J: hayır, sen de atlatırsın. Aşktan kırk yılda bir, iki zavallı ölür ancak. Aşk nezle kadar salgındır. Direncini, bağımsızlığını, varsa, yürek gücünü yer bitirir. Bu kusurlu dünyada her şey kusurluysa, kendi kusursuz kusurluluğu içinde en kusursuz olanıdır aşk.
Reklam
Ş, unutmamalı ki tanrı fena bir yaşam sebebi değil, tıpkı ölüm gibi.
ŞÖVALYE: Benzerlerime, insanlara ilgisizliğim, onların eşliğinden ayırdı beni. Şimdi bir hayaletler dünyasında yaşıyorum. Düşlerim, kuruntulatım içre kapatılmışım. ÖLÜM: yine de ölmek istemiyorsunuz. Ş: hayır, istiyorum. Ö: ne bekliyorsunuz? Ş: bilgi istiyorum. Ö: inancalar mı istiyorsunuz? Ş: adına ne derseniz deyin. Tanrıyı duyularla kavramak, öyle amansızcasına anlaşılmaz bir şey mi? Ne diye yarım-söz verişler ve görünmeyen mucizeler sisinde saklar kendini? Ölüm karşılık vermez. Ş: kendimize inancımız yokken, inananlara nasıl inan bağlıyabiliriz? İnanmak isteyip de inanamıyanlarımızın başına neler gelecek? Peki, ne inanmak isteyen, ne de inanmağa gücü yetenler ne olacak? sessizlik.. Ş: tanrıyı neden öldüremem içimde ? ona ilenirim, yüreğimden söküp fırlatmak isterim de, neden böyle ağrılar içinde, böyle aşağılanarak yaşar durur ? Neden, her şeye karşın silkip atamadığım şaşırtıcı bir gerçektir o? işitiyor musunuz beni? Ö: evet, işitiyorum. Ş: bilgi istiyorum, inanç değil, VARSAYIMlar değil, bilgi. Tanrı elini bana doğru uzatsın, kendini açığa vurup benimle konuşsun istiyorum. Ö: ama sessiz durur o. Ş: karanlıkta ona doğru haykırıyorum, ama sanki hiç kimse yok orda. Ö: hiç kimse yok belki de. Ş: yaşamak iğrenç bir yılgı öyleyse. Kimse ölümün karşısında, her şeyin bir hiç olduğunu bile bile yaşıyamaz. Ö: insanların çoğu ölüm, ya da yaşamanın boşluğu üstüne kafa yormaz ki. Ş: ama bir gün yaşamanın o son ânına varıp karanlığa doğru bakmak zorunda kalacaklar. Ö: o gün geldiğinde.. Ş: korku içindeyken, bir görüntü yaratırız, sonra da tanrı deriz o görüntüye.
Sayfa 34 - Bilgi yayınevi
JÖNS: Neyi temsil edecek bu? Ressam: Ölüm Dansını J: Peki, şu ölüm mü? R: Evet, o hepsiyle dansederek alır götürür. J: Niye böyle saçma sapan şeyler resmediyorsun? R: insanlara bir gün öleceklerini hatırlatmağa yarar diye düşünüyorum. J: bu onları daha mutlu kılmaz ki! R: Ne diye insanları hep mutlu kılmalı? Onları arasıra korkutmak hiç de fena fikir sayılmaz. J: o zaman gözlerini yumar, senin resmine bakmaktan kaçınırlar. R: Yo yo, bakarlar. Kuru kafa, çıplak bir kadından hemen hemen daha ilginçtir. J: Sen onları korkutursan... R: düşünürler. J: düşününce de.. R: daha da çok korkarlar.
Ne bekliyordun ki? Çorak beynine Picasso renkleri serpiştirecek pembe yanaklı birini mi? Charles Bukowski