Daha evvel böyle bir yerde bulunmuş muydum, beni buraya kim ya da kimler getirmişti, kendi ayağımla mı gelmiştim, yolda nelerle karşılaşmış, başımdan neler geçmişti?
Arnavut kaldırımı döşeli sokakları, oluklu kiremitli evleri, geceyi aydınlatan havagazı lambaları, ağaçlıklı kaldırımları, küçük çarşısı, sıra sıra esnaf dükkânları ve garnizonuyla, kısacası her yönüyle tanıdık olan bu şirin Türk kenti şimdi bana nasıl da yabancı!
Cephede o talihsiz yarılmanın yaşandığı günden beri zaman kavramını yitirmiş gibiydim. Gerçeğin çok ötesinde, âdeta ruhumu ağırlaştıran, benliğimi yok eden bir hayal dünyasında yaşıyordum.