Ve kalp ağırlaştığı, daraldığı, sıkıldığı, kederli olduğu zaman, o zaman hatıralar onu tıpkı sıcak bir günün ardından gelen rutubetli bir gecede çiy damlalarının zavallı, kurumuş, gündüz vakti sıcaktan kavrulmuş çiçeği canlandırması gibi aydınlatıp canlandırır.
İşe de bugün pek bir cicili bicili gittim; kalbim cıvıl cıvıldı. Ruhum sanki bayram yeriydi; neşe içindeydim! Evrakları dalgın dalgın kayda geçirdim... acaba neye benzedi o işler! Sonra çevreme bakındım, her şey her zamanki gibiydi... gri ve koyu renkli. Hep aynı mürekkep lekeleri, hep aynı masa ve evraklar, ben bile aynıydım; nasıl öyle kalabilmişti her şey... Pegasos'un sırtına binip gitmek varken burada işim neydi? Nereden çıkmıştı bütün bunlar? Gökte duran güneşin ayartması bundan mıydı? Pencerenin ardındaki avlumuzda bir şeyler olmuyorsa, bu kokular da neredendi?
... kendimi birçok şeyden mahrum bıraktım; çayı her zaman içmezdim zaten, ama şimdi çay içinde şeker içinde para biriktiriyorum. Cancağızım, biliyor musunuz, çay içmemek ayıp oluyor; burada herkesin durumu iyi, o yüzden de ayıp oluyor. Başkaları yüzünden onu da içiyorum Varenka, görüntü olsun, hava olsun diye; yoksa benim için fark etmez, tiryakisi değilim.