Hayatın tek bir tanımı, tarifi ve tarihi yok değil mi? Ölümün de... Hayatın içinden sıyrılıp süzülen, kırılan, yansıyan, al benisiyle vuran yüzlerce ışık oku olduğu gibi, ölmenin de yüzlerce karanlık oku ve yüzü var.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aklıma bir hikâye geldi, kalkıp kitabı aradım. Açtığım ilk sayfada gözüme bir cümle çarptı. Antik vazoların üstündeki savaşçıları anlatıyordu. Onlar kadar güçlü olmasa da bir dehşet fırtınası gibi esen, döneceği yere değil de serin bir kahvenin gölgesine sığınan ve kendisini tahta bir at kalıntısı gibi gören bir kahraman vardı. Aceleyle okuduğum bu paragraf içimi titretti.
Hepimiz o hikâyedeki gibi tahya birer at kalıntısı değil miydik?
Buz gibi odanın içinde dehlizlere doğru hiçbir şey görmeden yürürken bir çıtırtı duyuyorum. Bu çıtırtı dünya demek. Varlık
demek. Var olmak demek. Olduğum yere çöküp uğunarak ağlıyorum. Beni burada bırakın, burada bırakın, gelmesin kimse!
Gözlerimi kapıyorum. Bu evler yıllar önce yıkıldı, bu sokaklar artık yok