“Montaigne.. İnsanın boyun eğemeyeceği ağır yazgı yoktur, diye yazmış, yeter ki hayatta kalsın!
Şimdi düşünüyorum da, bu sözler gerçek acı gelmeden önce söylenmiş olmalı.”
“Günlerle ve gecelerle ne yapacağımı bilmiyorum, özellikle öğle sonralarıyla ne yapacağımı hiç bilmiyorum, üzüntü oralara saklanır, kımıldamayan bir kedi gibi, öylece durur ve sana bakar, odanın ortasına çökmüş bir manda gibi, etrafından dolaşmanın hiçbir yolu yok.
Yazlarla ne yapacağımı bilmiyorum, onlar babamla, annemle, evle ve bahçeyle ilintiliydi, durmadan ortaya çıkan tüm anılarla ne yapacağımı bilmiyorum, geçmişle ne yapacağımı bilmiyorum, gelecekteki günlerle ne yapacağımı da.”
“Montaigne, ‘Keder Üzerine’ başlıklı erken denemelerinin birinde, büyük kederin insanı nasıl felç ettiğini, taşlaştırdığını, kelimeleri nasıl aştığını tasvir eder. Ovidius'un anlattığı gibi, yedi oğlunu ve yedi kızını kaybeden Niobe, acıdan böyle taş kesilir, bir kayaya dönüşür.”
“Bahçemizi işlemeliyiz, diyor Voltaire ama acaba kendi elleriyle tek bir salatalık bile ekmiş midir? Bahçesinde iki deneyimli bahçıvanın rehberliğinde en az iki düzine işçi ve hizmetkârın çalıştığını biliyoruz. Onun bu metaforu onların, tüm gerçek bahçıvanların sayesinde mümkün oldu. Bizim güzel cümlelerimiz onların (çökmüş) omuzlarının üstünde yükseliyor.”