Jack London’ın 1906 senesinde yayınlanmış olan “Beyaz Diş” eseri Amerikan edebiyatının klasiklerindendir. Eser, kurt ve köpek kırması olan boz renkli Beyaz Diş'in benliğini bulma yolundaki hayat mücadelesinin getirdiklerini konu almaktadır.
“Küçücüktü onun dünyası. Sınırları, kaldığı inin duvarlarıydı. Dışarıdaki geniş dünya hakkında hiçbir bilgisi olmadığından, içinde bulunduğu sınırların darlığından asla şikâyet etmedi.”
Beyaz Diş başlangıçta küçük bir yavru olarak annesi ile birlikte vahşi hayatı deneyimlerken; vakit çok ilerlemeden tanrı olarak tanımladığı, farklı mekan ve zamanlarda tanıştığı farklı karakterlerdeki insanların boyunduruğu altına girer. Doğası gereği vahşi hayata duyduğu özlem ve içindeki özgür ruhun korunduğu bu süreç içerisinde; çevrenin yanında, sahiplerinin tutumları doğrultusunda karakteri şekillenmiş ve hayatın getirdikleri onu uyum sağlamaya itmiştir.
Bu eserde; hâl, hareket ve duygu durumunun, vahşi bir canlının üzerindeki ehlileştirici ve ters doğrultuda vahşileştirici etkisi gözler önüne serilmiştir. Okuru yer yer endişe, heyecan, mutluluk ve hüzün duyguları ile sarsarak akıcı bir yolculuğa çıkaran çarpıcı bir eserdir. Bu eseri okurken; Beyaz Diş'in korkusu ile korku, acısı ile acı, mutluluğu ile mutluluk ve hüznü ile hüzün duyduğunuz anlara şahitlik edebilirsiniz. Ama en sonunda şahitlik ettiğiniz bu duyguların yanısıra: Sevginin iyileştirici gücü kalbinizi sımsıcak ısıtarak, gözlerinizde nem dudaklarınızda bir kıvrım olarak belirecektir…
“Beyaz Diş’in ruhunun ta derinliklerine inmiş, onun zayıflayan ve hemen hemen yok olan hayati bir tarafına büyük bir şefkatle dokunmuştu. İşte bu, sevgi denen kuvvetti. Ve sevgi, daha önce hiçbir duygunun erişemediği kadar derinlerine inmişti.” Jack LondonBeyaz Diş