Ağlarken, hayal kurarken ve kucaklaşırken gözümüzü yumarız. Çünkü hayattaki güzel şeyleri gözümüzle değil, kalbimizle hissederiz. Halil Cibran Dave Koz_Faces Of The Heart youtu.be/QB3ILJtYTlo?si=...
İnsan ve Duygular
Teknoloji Dünyası Nasıl Kötücül Hale Geldi?
🔥Bir zamanlar halka güç veren karşı kültür idealistleriydiler. Bugün ise açgözlü tekelciler haline geldiler. Devlet tarafından herhangi bir şekilde dizginlenmektense demokrasimizi yok etmeyi tercih edecek durumdalar. Ve durdurulmaları gerekiyor. I. Şu Deccal Saçmalığı Amerikan teknokrasisinin yükselişini yirmi ikinci yüzyılda inceleyecek tarihçiler, bu dönüşümün zirvesini Peter Thiel’in Eylül ve Ekim 2025’te San Francisco’daki Commonwealth Club’da verdiği dört konferansta bulabilir. Thiel’in serveti 29 milyar dolar. Kendisi veri madenciliği devi Palantir’in yönetim kurulu başkanı ve PayPal’ın kurucularından biri. Bu tarihçiler, Amerikan teknokrasisinin garajlarda tuhaf icatlarla uğraşan, Whole Earth Catalog okuyan neşeli tiplerden Philip K. Dick kehanetlerini hayata geçiren karanlık oligarklara dönüşümünü izlerken, o dört konferansa özel bir yer verebilir. Konferansların konusu Deccal’di. Thiel şöyle açıklıyordu: “On yedinci, on sekizinci yüzyılda Deccal, bir Dr. Strangelove olurdu; bu türden kötü, çılgın bilim yapan bir bilim insanı.” Thiel konuşurken dışarıda onlarca protestocu yürüyordu. Bazıları şeytan kostümü giymişti. Ellerindeki pankartlarda “Son Yakın / Palantir Yoldur / Thiel Yolu Gösteriyor” gibi ifadeler yazıyordu. Thiel devam etti: “Yirmi birinci yüzyılda Deccal, bütün bilimi durdurmak isteyen bir Luddit’tir. Greta ya da Eliezer gibi biridir.” Greta, İsveçli iklim değişikliği aktivisti Greta Thunberg’di. Eliezer ise Berkeley merkezli yapay zekâ eleştirmeni Eliezer Yudkowsky’ydi. __Sınıf savaşı bundan daha zıvanadan çıkmış hale pek gelemez. Amerikan plütokrasisi hakkında ne derseniz deyin, ekonomik çıkarını nadiren dinî bir zorunluluk olarak çerçeveler. Ama Silikon Vadisi daha masum günlerinde bile büyüklenmeye yatkındı. Yalnızca yeni bir
Makale|Yazı
Reklam
Film tavsiyeleri
Yıkım Ekibi (2026) / The Wrecking Crew Film baştan tonunu belli ediyor: ciddiye alınmak istemiyor. Aksiyon var ama ağırlığı yok, komedi var ama salmıyor. Hikâye basit: iki zıt karakter bir araya geliyor, istemeden ortak oluyorlar, sonra işler büyüyor. `Jason Momoa` — kaba kuvvet, rahat, umursamaz `Dave Bautista`— daha kontrollü, daha ciddi ama o da absürt durumların içinde İkisi yan yana gelince film çalışıyor. Çünkü biri kaos, diğeri düzen. Ve ikisi de o düzeni koruyamıyor. “Plan varsa, zaten yanlış gidiyoruzdur.” Filmde olaydan çok durum komedisi var. Yanlış anlaşılmalar, saçma planlar, kontrolden çıkan sahneler. Aksiyon sahneleri büyük ama gerçekçi değil; daha çok tempo için. Hikâye derin değil ama derin olmaya çalışmıyor. Fast & Furious’un dalga geçen bir versiyonu Buddy cop türü ama gevşek Aksiyon ve komedi dengesi Karakterler: #Momoa— “Ben hallederim” deyip işleri batıran tip #Bautista— “Plan yapalım” deyip daha beter yapan tip İkisi de doğru değil, bu yüzden eğlenceli. Film izlerken analiz yapılacak bir şey yok. Otur, aç, akışına bırak. Çok şey vaat etmiyor ama verdiğini geri almıyor. Kısa yorum:
Kaygı döngüsünü kırmak !
Beyinlerimizin hayata karşı 'önce güvenlik' yaklaşımı takınacak şekilde evrildiğini hatırlarsınız. Bozkırın daha evvel hiç gitmediğimiz bir kısmını keşfediyorsak, olası tehlikelere karşı tetikte olmamız gerekiyordu. Ancak bölgeyi tekrar tekrar haritalandırıp hiçbir tehditle karşılaşmadığımızda tamamen rahatlayabiliyorduk. Modern 'konfor alanı' nosyonu da buradan geliyor. Tanıdık ve güvenli bir yerdeysek, kendimizi güvende ve rahat hissediyoruz. Konfor alanı, rahat ettiğimiz fiziksel bir mekan (evimiz gibi), iyi olduğumuzu bildiğimiz bir aktivite (mesela en sevdiğimiz sporu yapmak ya da favori müzik aletimizi çalmak) ve hatta alıştığımız zihinsel bir alan (mesela benim için, alışkanlık değişimi üzerine verdiğim seminerler en etkin olduğum alan ama matematik... Pek sayılmaz) bile olabilir. Konfor alanımızın dışına çıktığımızda, hayatta kalmaya odaklı beyinlerimiz bizi bilinmeyen bir bölgeye girdiğimiz konusunda uyarmaya başlıyor, çünkü bu alanda bir tehditle karşılaşabiliriz. Dünyayı ya güvenli ya da tehlikeli bir ortam olarak gördüğümüzde, elimizde sadece iki seçenek kalıyor: Konfor ya da tehdit. Kendimizi ya konfor alanımızda ya da tehlikeli bölgede (hastalarımın çoğu konfor alanlarının dışında kalan bölgeyi panik alanı olarak adlandırıyor, çünkü kendilerini o kadar rahatsız hissediyorlar ki paniklemeye başlıyorlar) hissediyoruz. Dave bana durumunu şöyle açıklamıştı: Kaygı duymama hali onu kaygılandırıyordu, çünkü böyle hissetmeye alışık değildi. Diğer bir deyişle, yeni bir zihin alanında bulunmanın yarattığı rahatsızlık hissi, bu alan huzurun bahçesi gibi bir yer bile olsa, hayatta kalmaya odaklı beynini tehditlere karşı tetikte olmaya itiyordu. Kimbilir, belki sakinliğin içinde de bir tehdit olabilirdi. Yine de aslında başka bir seçeneğimiz de var. Bir kez daha
Kitaba dair(spoiler)
Aklından Bir Sayı Tut benim için polisiye ile psikolojinin güzel şekilde iç içe geçtiği bir kitaptı. Hikâye ilk başta biraz sakin ilerlese de ilerledikçe merak duygusu giderek artıyor ve tempo bir noktadan sonra hiç düşmüyor. Emekli dedektif Dave Gurney’in zekâ oyunlarıyla dolu bir gizemi çözmeye çalışmasını okumak oldukça keyifliydi. Olayları tahmin ettiğimi düşündüğüm anlarda bile hikâye beni bambaşka bir yöne götürdü ve sonunda gerçekten beklemediğim bir çözümle karşılaştım. Akıcı dili, zihin oyunları ve psikolojik yönüyle oldukça sürükleyici bir polisiye. Okurken sürekli “acaba şimdi ne olacak?” dedirten ve merakı sonuna kadar canlı tutan bir kitaptı. Çok beğendim.
Duygu ve Düşünce
“Kültürümüz dilimizde, kardeşliğimiz yüreğimizde.”
“Koçgiri Kılbe niree ? “ --Nereki la gardaş ? -- heççç aha ööle bii gedecukk alişan beye doğru. --xayırdır bu vaxıttamı ? :)) axşam olsa ağnarduxda ! *çanak anten gurmaya gediyoxx!! (( --sen neye gediyon ki ! çırax yoxmuydu ki nem ? :) *gardaşımın işi bir seferde olsun deduk ! o enukler beceremez malamat ederler işi. --eyiyaa bende gelim yardımım neyim olur :) * sen bilin gardaş gedip gelecem hemen! kalmıyacammm. --ööle hemen geleceğe benzemiyoo gedişin :) * eyiyaaa bin madem bir sen noxsansın zati Hayranlık duyduğum bir kültür tam yaşayıp özümseyemediğm.Kendimi kimliğimi hep yarım "yitik"kimlik saymışımdır.tamm manası ile kelimelerin dansııı yanii :) gerçek olan alemde sanal kelimeler sohpetler.zara dan bahs ediyorum bir adıyla "koçgiri" sıvasa komşu yani :)) biz kendimize zaralıyıx deriz.üzerinde "turnaların"uçmadığı sıvas!! her insanının turna olduğu zara-koçgiri! bir rivayet derki "pir sultan"asıldıktan sonra üzerinde turnalar uçmaz olmuş.Bu gün kozmopolit bir kasaba bir adıda ermeni ismi olan zaro imiş eskiden.koçgiri isminide koçgiri aşiretinden alır.yavuz sultan selim döneminden kalma -verilen bir paye koçgiri kürtleşmiş-alevi Kızılbaştır yaniii.türk alevi köyleride vardır.tüm bu insanlar iç içe yaşar aralarında kutsal olan "kirve"lik teşkil etmiştir.herkesin kendi kültürünü özgürce kardeşçe yaşadığı bir yer zara-koçgiri.arada bir bahsii geçer yazdıklarımda "zozan"zozan koçgiride bir yayla!bu isimle ben hitap ediyorum.diğer adı "çiçekli yaylası" bir çiçeğim var çook severim Karçiçeğim ! birde yaylam! ayıramadım ikisini birbirinden hangisini çook severim bilemediğimden.ikisinede"zozan" zozanım dedim. benim zozanım.tahmin ettiğim arzu ettiğim kültürün olup olmadığını merak ediyordum ki !!! Tarık bindi arabaya:))) --laaa gardaşşş kaçç
Reklam
Reklam