Orada kulağımıza hiçbir şey gelmiyordu, hele kulilerin dünyadan haberi yoktu. Fakat bir gün, bataklığın ortasında, gazete ve Radyo olmadan dünyadan gelen bütün haberlerden haftalarca yolculuk uzakta işi bıraktılar. Öğlen 12'de. Hiçbir sebep yokken. Etraflarındaki hiçbir şey değişmemişti, çalışma şartları, düzen,yevmiyeleri... Ne iyi ne kötüydü. Şartlara uygun.Orada olması gerektiği gibi ve 17 yılında bir gün öğlen 12.00'de işi bıraktıklarını söylüyorlar.Vahşi Ormandan çıktılar, 4.000 kuli bellerine kadar çamur içinde. üstleri çıplak aletleri balta ve çapaları bıraktılar ve yeter dediler. Sonra da şunu bunu talep ettiler. Disiplin yetkisi Toprak sahiplerinden alınmalıydı.Zam istiyorlardı. Daha uzun molalar. Içlerine ne girdiğini anlamak imkansızdı 4.000 kuli gözümün önünde 4000 Kahverengi ve sarı şeytana dönüşmüştü.
Rusya'da devrim olduğunu öğrendim.Hakkında sadece adının Lenin olduğu bilinen bir adam, bavulunda Bolşevizm mühürlü trenle evine dönmüş Londra'dakiler de bunu benim balta girmemiş ormanda radyosuz ve telefonsuz yaşayan kulilerle aynı gün öğrenmişler. Akıl almazdı fakat sonra anladım.İnsan kendisi için önemli olanı aygıtsız da öğreniyor
Zaman her şeyi muhafaza eder ama hepsi rengini kaybeder; metal plakalara sabitlenen çok eski fotoğraflar gibi. Işık, zaman, plakaların üzerindeki yüzlerin keskin ve karakteristik nüanslarını siler. Resmi sağa sola çevirmek gerekir, çünkü metalin vaktiyle çehresinin kendine has özelliklerini içine aldığı kişiyi kör plakanın üzerinde tanımak için belli bir ışık kırılmasına ihtiyaç vardır. İnsanın her hatırası da zamanla işte böyle solar.Fakat günün birinde bir yerlerden Işık gelir ve bir yüzü yeniden tanırız