"Gurulda senin gibi düşündü anlaşılan. 'Bayram fukaranın biri, sesini çıkaramaz, çıkarırsa da bastırırız.' dedi."

Deli Haceli adında bir zalimin Kara Bayram adında bir mazlumun, fukaranın hakkını yemesiyle başlayan bu eser; Bayram'ın, annesi Irazca ile birlikte hakkını arama serüvenin konu edinmektedir.

ÖZET:
Deli Haceli ve karısı Fatma evlerinin çok nemli olmasından yakınarak tam Irazca ve ailesinin kaldığı evin önüne ev yaparlar.Bu sırada köye ziyarete gelecek kaymakamın haberi alınır..Kaymakamı ağırlamak adına çeşitli hazırlıklar tertip edilmeye başlanır.Bu iş önce Kara Bayram'ın kuzusunu çalmakla işe başlarlar.Köyün muhtarı kişisel menfaatleri için Haceli'ye destek olur ve bir gün muhtarlığa konuşmak vaadiyle çağırdığı Kara Bayram'ı birkaç adamına dövdürür.Hem kuzusundan hem de üstüne dayak yiyen oğlunu gören Irazca , intikam almak için bir gece Haceli'nin ev yapmak için kazdığı temelleri doldurur.Bayram ise ev yapımı için gerekli olan kerpiçleri parçalar.Sabah kalktığında bütün yaptıklarının yok olduğunu gören Haceli, öfkeyle o sırada hamile olan Haçça'ya taş atar ve onun düşük yapmasına sebep olur.Irazca , kaymakam köye ulaşmadan onun yolunu keser ve hakkını aramak için kaymakamdan destek ister.Kaymakam, kendisi için hazırlanan tüm tertibe ve eğlenceye katılmadan açılışı yapar ve Irazca'nın hakkının verilmesini ister, aksi halde kendisinin dava açacağını söyler.Muhtar kendisinin de suçlanacağını düşündüğü için Haceli'ye verdiği desteği keser ve Kara Bayram'a yanaşmaya çalışır. Haceli'nin bütün yaptıklarından vazgeçeceğini ve bir miktar maddi destek olacağının teminatını verir Kara Bayram ikna olsa da annesinden çekindiği için tekliflerini kabul etmez ve şehre gidip dava açacağını söyler.

Şehirde mi büyüdünüz? Köy hayatıyla ilgili fazla bir bilginiz yok mu? Yapacağınız ilk şey nedir biliyor musunuz? Fakir Baykurt okumak. Çünkü ben Fakir Baykurt kadar köylerdeki olayları, düşünceleri ve davranışları köylünün gözünden bu kadar güzel anlatabilen ve tasvir edebilen başka bir yazar görmedim. Yılanların Öcü adlı eserinde köy yaşamındaki zorluğu, yoksulluğu, çekişmeleri, haksızlıkları, çıkar ilişkilerini, yönetici kesimin adaletsizliğini ve öğrenme merakını gayet yalın, akıcı bir dille kaleme almıştır. Özellikle de köy dilini(konuşma tarzını) eserlerinde yansıtmayı çok başarılı bir şekilde gerçekleştirmiştir. Romanında köy gerçeğini damarlarına kadar okuyucunun gözlerinin önüne seriyor. Güçlü olanın güçsüze karşı haksız olsa bile haklıymış gibi davranması, yönetici kesimimin çıkarları için köylüleri birbirine düşürmesi, haksızlığa uğrayanların hakkına aramadaki zorlukları(özellikle de bürokraside) eleştirilen konuların başında gelmektedir.

NOT: Özet kısmı bir internet sitesinden alınmıştır.

(Adam Yayınları, 8.Baskı)

Özgecan YILDIRAN, Şeker Portakalı'ı inceledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde

Kitap bittiğinde , Seni yalnızlığından öpüp , sarı saçlarını okşamak istedim Zezé . Hatta, istediğin güzel bir pasta ve limonata karşılığında bana sarılmanı bile isteyebilirdim.
Yaşına tam olarak karar veremedigini biliyorum. Biz beş kabul edecek olursak eğer , hırpalarcasına o minik bedenine yediğin her dayak sonrası Xururca ve Portuga'ya harika cümleler kurman müthişti. Kendi hayatımın Xururcasını düşündürttün.
Zezé anlayacağın sana ,Açlık ve yoksulluk bakkaliyesinden istediğin kadar abur cubur alasım geldi yahu :) Bırak boşver baban Camel mı içiyor Winston mu içiyor . Biz senle içi şeker dolu bi kazana düşelim , bisiklete atlayıp güneşin battığı yere doğru pedal çevirelim. Yorulursak şeker portakalının gölgesinde dinleniriz. O kadar yolu nasıl gideriz dersen, gider gibi yaparız. ;)

Evet Okumakta geç kaldığım Güzel bir kitap ve kitabın adının da önüne geçmiş bir karakter Zezé.
Şeker portakalı diyince akla hemen gelecek olan bir kaç alıntıyı da şuraya bırakıyorum.
-- Daha çok anlat dedim.
hoşuna gidiyor mu?
Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.
Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz.
Gider gibi yaparız.
--kimseden hiç bir şey beklemiyorum böylece hayal kırıklığına da uğramıyorum.
--herkes her zaman haklı , bende hiç bir zaman
--insan yüreğinin bütün sevdiklerini içine alabilmesi için çok büyük olması gerektiğini bilmelisin.
--Uyuyalım insan uyudu mu her şeyi unutur

İbrahim (Sisifos), Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine'yi inceledi.
 21 May 2018 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Hepimizin felsefeye az buçuk kenarından köşesinden dokunmuşluğu vardır. Üniversite zamanı felsefe; coolluğun, aykırılığın belirtisi olarak görülür. Lise zamanı ise zorunlu dersler sebebiyle- ne kadar anlayacaksak- felsefenin figüranları aykırılıkları ile hepimizin ilgi odağı olmuştur. Hatta bu etkiden dolayı çoğumuz felsefe hocalarımızı da aykırı adamlar olarak tasavvur etmişizdir. Gerçi çoğu öyledir her ne kadar biz kendilerini yeterince tanımasakta..

Benim de herkes gibi temasım vardır. Felsefecileri de az çok bilirim. Öncelikle İmmanuel Kant. Lise hocamız Kant’a hayrandı, ağzından düşürmezdi. Oradan bilirim. Nietzsche , Sartre ve Camus’u ise populeritelerinden. Bir dönem felsefe ile de ilgilenmiştim, daha doğrusu ilgilenmeye çalışıp Platon’un Devlet’inden üç kitap okuyunca pes etmiştim. O dönemden de ilk dönem filozoflarını bilirim. Haklarında tek kelime bilmediğim filozoflarda vardır.

Bunlardan birisi de daha bir ay önceye kadar Schopenhaur’du. Ta ki https://dusunbil.com/...rir-zihni-felc-eder/ makalesini görene kadar. Bilmemenin, duymamanın cezasını da ağır ödedim diyebilirim. Adam beni eline bir aldı, yer misin yemez misin, okuduğumdan beri sopalıyor. Hayatımda ben böyle dayak yemedim. Tüm tabularımı sarstı. Bu dayak iyi de oldu. Biraz kendime çeki düzen verdim, vermeye çalışıyorum.

Öyle sarsıldım ki anlatamam. Hala da tam bir çıkışı yolu bulabilmiştim değilim. Mesele okuma meselesi. Ben bulduğum tüm boş zamanlarda okurum. Heralde bana 1 hafta kitap okumayı yasaklasalar kafayı yerim, boşluktan.

Peki niçin okuyorum? Bunun cevabı yok. Keyif almak için mi, hayır. İnsan tüm zamanını keyif almak için harcamaz. Yazmak için mi, kendim öyle desem de düşününce hayır. Yazmak için neredeyse hiçbir çabam yok. Yazmak isteyen insanın; okumak kadar yazmaya da vakit ayırması icap eder. Ayrıca yazmak isteyen insanın da sistematik olarak okuması icap eder. Bir dönem bu sistematiği tuttursam da bunu sürekli hale getiremiyorum. Bir öyle bir böyle olmuyor.

Diyebilirsiniz ki kitaplar hayattan bir kaçıştır illa sebebi olması gerekmez. O halde şunun cevabını da vermemiz icap eder, kitaplar için yaşanan bir hayat hayat mıdır? Bana kalırsa hiç kitap okumamak ne kadar kötüyse sadece kitaplar için harcanan hayatta bir o kadar kötüdür. Kitap hayatımızın tamamı değil bir parçası olmalıdır. Kitap tüketmemeli kitap okumalıyız. Okuduğumuz kitaplardan da gerekli donanımı sağlayıp bunu hayatlarımıza yansıtmalıyız. Bir an kendimi okul hocası gibi hissettim. Neyse kitaba geçelim :)

Kitapta sizi ilk karşılayan çevirmenin makalesi, şu felsefe kitaplarında en kızdığım mevzuu. Vallahi kendimi keriz gibi hissediyorum onları gördükçe. Yahu 150 sayfa kitap alıyorsun, filozofun yazıları 50. Sayfada başlıyor. Buradaki metine de aynı derece de gıcık oldum. Çok da karışık yazmış. Filozofu anlamak daha kolaydı vallahi.

İkinci kısımda ise beni, https://www.cafrande.org/...intisi-schopenhauer/ makalesi karşıladı ki kitabın en sevdiğim kısmı oldu. Yukarıda bahsettiğim sorunlarım karşısında yalnız olmadığımı anlayıp bir vicdan rahatlaması yaşadım. Tavsiye ederim çok güzel konulara değinmiş.

Üçüncü kısımda yer alan okumak konusunun özünü filozof ile tanıştığım kısımda verdim :)

Dördüncü kısımda yer alan yazmak ve üslup konusu da benim için çok keyifliydi, her ne kadar bazı kısımlarda anlaşamasakta. Özellikle üslup konusu çok iyiydi. Ayrıca Alman dilinde verilen yapıtların neden başarılı olduğunun ve daha önceden sitede yazmaya ilişkin sormuş olduğum iki sorunun cevabını filozofun ağzından aldım.

Son kısımda yer alan düşünmek konusu ise hiç anlaşamadığımız konu oldu. Kitabı okuyan arkadaşlarla bu konuya ayrıca tartışabiliriz.

Kitap genel olarak iyiydi. Ufkunu genişletmek isteyenlere tavsiye ederim. Ancak şunu da belirteyim ki biraz ağır tabirler ile– ahmak, bön vs- karşılaşacaksınız. Zira filozofun eli baya sopalı.

Herkese keyifli okumalar dilerim.

Gökhan, bir alıntı ekledi.
Dün 21:13 · Kitabı okuyor

Bişr-i Hafi rahmetullahi şöyle anlatmıştır:
"Bir gün Bağdatta bir adam gördüm. Bir sürü kırbaç yediği halde hic sesini çıkarmadı. Sonra kendisini ceza evine götürdüler.
Onu takip ettim ve niçin dövüldüğünü kendisine sordum. Bir kadına aşık olduğundan bu hale düştüğünü söyledi. Bu kadar dayak yediği halde neden ses çıkarmadığını sordum.
- Dayak yerken sevgilim bana bakıyordu, dedi. Bunun üzerine adama:
-Ya Allah-u Tealanın seni devamlı gördüğünü bilseydin halin nice olurdu? Dediğimde haykırarak yere yığıldı ve öldü. "

Salihlerin Hikayeleri, İmam YafiiSalihlerin Hikayeleri, İmam Yafii
Hilâl, Arkadaş Islıkları'ı inceledi.
Dün 13:17 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Selam.
255 sayfalık bir kitap. Ve bu kitabın ilk 230 sayfası sizi okurken öfkeden deliye çevirebilir.
Kadının toplumdaki yeri sadece ve sadece erkeklerin elinin kiri olarak görüldüğü bir zihniyet. Kulağa ne kadar iğrenç geldiğinin farkındayım. Siz bir de okurken düşünün...

Bir aşk... Başta herşey iyi gibi gitse de, erkek, çevresinin bayat düşünce ve görüşlerine kapılır, kadına türlü hakaretler eder. Kadın gider mi gitmez mi, giderse bir daha döner mi dönmez mi orasını siz okuyun :)

Kitapta, bir kadının kendi başarısıyla bir yere gelebileceği düşüncesi sıfır. Kocasından ayrılan her kadına illa kötü yola düşecekmiş gözüyle bakılması, bir kadının şerefiyle ve onuruyla bir işe girip çalışması imkansızmış gibi görülmesi beni inanılmaz rahatsız etti.

Kadın yermeleri göz önünde olsa da, erkekler için de hoş cümleler yoktu kitapta.
Mesela, bir baba (pısırık diye adlandırılan), karısı ve çocukları tarafından "eşek suratlı baba, hıyar baba vb..." hakaretler işitir. (buraya kadar adam için üzülüyordum)

Daha sonra bu baba, arkadaşlarının gazıyla sarhoş olup karısını döver! Tabi yıllardır kocasını "pısırık" diye tabirleyen eş, bir koca dayağına hasrettir! Bu eş, bu dayaktan sonra kadınlığına(!) yeniden kavuşur! Bundan böyle istediği kadar zulmetsin, razıdır!

Kitabın 56. sayfasında asıl konunun dışında beni rahatsız eden bir ayrıntı daha var. Bunların huzur kaçırıcı konular olduğunu biliyorum. Yine de siz okuyun. Siz rahatsız olmayabilirsiniz.
"Allah vermeye, azgın boğa gibi karı kız arardık memlekette. Ama nerde? O devirde kadınlar kafes arkasında, peçe, çarşaf içindeydi." Ne bileyim, peçe ve çarşaf içinde olmayan kadınlara bir hakaret söz konusu burada bana göre. Ben kapalıyım mesela. 2 sene önce kapandım. Dışarıda gezinirken işittiğim laflara ve rahatsız edici bakışlara hem açıkken rastladım, hem de kapalıyken rastlıyorum. Yani kapalı veya açık olmak değil mesele. Mesele insan olabilmekte...
(Tepkim sadece bu söze değil.)


Ve 54. sayfada huzurumu kaçıran bir ayrıntı daha!
Bir adam var. Ne kadar iyi gibi gözükse de elinden her türlü kötülük gelebilecek bir adam. Bu adam için bir karakter şu cümleleri kullanıyor:
"Ama bakma, şimdi yağmurlar yağdı, yarıklar kapandı, ikisi de beş vakit namaz kılar, üç aylarını kaçırmazlar. Herkesin gördüğü yerde yararlı, güzel işler yapar, kellesi ensesinden ne kesilecek dürzüdür o, bilemezsin!"
Hayır ben mi çok ayrıntıcıyım ve herşeyde bir sap arıyorum bilemedim ama neden dindar olarak gözüken bir adam her türlü kötülüğü yapabilecek bir adam olsun ki?! Belki de "dincilik" dile getirildi ama yine de bu tarz konularda "din" araya girmemeli.
Kitabı eleştiriyor olarak gözüksem de yazdıklarım günlük hayatta da olan şeyler ve ben inceleme adı altında diğer konulara da değiniyorum.
Belki de bu kitap bu kadar tepkiyi hak edecek bir kitap değildi. Orhan Kemal affetsin.
Bu rahatsız edici tüm sözler hep farklı karakterlerin ağzından söylenmiş sözler. Doğrudan yazarın değil.

"Karı, karı da ne be? Saçı uzun, aklı kısa bir zavallı!" /s.94
"Babam benden besbeterdi. Vurdu mu avradın gözünü patlatırdı. Anamın bir gözü kördü tekmil!" /s95
"Karıdan korkulur mu? Saçı uzun alt tarafı." /s97
"Bir dayak, Türkiye, hatta dünyanın pek çok yerinde karıların kocalarından yedikleri basit bir dayak" /s106 (burada kadına atılan dayağı bu kadar basit göstermeye ne demeli?!)
"Elimin tersiyle ağzına bir vurdum" (karısına!) /s123
"Sen nesin? Kimsin? Alt tarafı beş paralık bir kadın!" /s124
Ve bunun gibi bir çok hakaret...

Yazarın bu gibi aşağılayıcı cümlelere bu kadar çok yer vermesi ve bu kadar açık olması beni kendisinden soğuttu.

Sona doğru İlyas Usta ve Doktor karşı çıkıyor tüm bu yanlış düşüncelere. Rahatlıyor ve yazara yeniden bir sıcaklık duyuyorum. (Yine de fazla buluyorum ama tüm bu hakaretleri).

Kitabın sonunda kaybedenler bu aşağılayıcı görüş sahipleri olsa da, bu kitabı hoş bir şekilde hatırlamayacağım... :(

Sevgi Saygı, bir alıntı ekledi.
19 May 22:22 · Kitabı okudu · Puan vermedi

“Ne olacak be İsmet, öğreniyordum be oğlum. Güç dediğin güçlünün gölgesine sığınınca değil, güçlü denilenin gücüne aldırmadan kendindeki güce sığınınca elde ediliyordu. Yapabilecek bir şey yok, dayak yemek benim işim. Ben İsmet’i koruyan adam olacaktım.”

Liseden Arkadaşlar, Selçuk Aydemir (Sayfa 123)Liseden Arkadaşlar, Selçuk Aydemir (Sayfa 123)
Erva, bir alıntı ekledi.
19 May 20:34 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Tek taraflı aşk dediğin özünde mazoşistlik. Dayak yiyeceğini bilerek kavgaya girmekten farkı yok.

Liseden Arkadaşlar, Selçuk Aydemir (Sayfa 145 - Küsurat Yayınları)Liseden Arkadaşlar, Selçuk Aydemir (Sayfa 145 - Küsurat Yayınları)
İsmail ünsal, Kinyas ve Kayra'yı inceledi.
 19 May 19:22 · Kitabı okuyor · Puan vermedi

İkinci yorum
152. Sayfada bu heriflerin salak hikayelerini neden okuyorum diye soruyorum!
Yalnızlıktan bahseden ama birbirinden kopamayan bir ikili!
Göya orda burda buldukları, çaldıkları (!?) paralarla Afrika'da, Meksika'da gezen iki sap'ın hikayesi!
Kadını yalnızca oruspu olarak gören, onları bir kağıt mendil gibi gösteren, salak düşüncelerini dunyaya başkaldıran bir düşüncesizlik gibi görmeleri.... anlamsızlığın giderek ucuz tv dizilerine dönüştüğü bir romanı neden okumam gerektigini düşünüyorum!
Doğru dürüst içemeyen, kadını sevemeyen, yaşayamayan, ölemeyenlerin hikayesinin bunca genci etkilemesini anlamakta güçlük çekiyorum! Yozlaşmanın çeviri kokan cümleleri beni raharsız etmeye başladı.... devam etmemin nedeni bunca insanın bu kitapta ne bulabildiğine kafa yormam!
Ya sabır....
Bu herif hayatinda 10 bin dolar çekmemiş anlaşılan! Ulan 800000 doları banka hayatta adamın eline saymaz... hele hele Meksika'da.... bizim köyde 'adam ya sayı saymasını bilmiyor ya da dayak yememiş' derler! Hastir lan.... Beşinci sınıf dizi filmler bile daha mantıklı....
...
Ilk yorum
Herifte laf bol! Sorgula babam sorgula.... böyle biryerlerde çakılı kalmışlara yaşadığım kentte sıkça rastlarım! Bir işe yaramayan, herkesi ve her yeri sorgulayan, kendini bir bok sanan ve bu lağımda yalnız yüdüğünü sanan, sistem dışı insanlar! Benim gibi, karşı olsa da, sistem insanlarının onların amaçsız yalnızlığına, ne kendine ne de topluma sorumsuz yaşamalarına özledigimiz olmuştur ve bu kitabı sevdiren de bu özlemdir! Ötesi laf kalabalığı!
Hakan Gunday bu tiplerin lafkalabaliğinı, dünyalarini en iyi dilen getiren yazar oldugunu kabullenmek gerek!

Salihan, bir alıntı ekledi.
19 May 18:47

“Dayağın tesiri! İnsan dayak yiye yiye öğreniyor kendini korumasını.”

Asılacak Kadın, Pınar Kür (Sayfa 34)Asılacak Kadın, Pınar Kür (Sayfa 34)
Eren, bir alıntı ekledi.
 19 May 13:59 · Kitabı okudu · Puan vermedi

O kadar ıstırap çekmiş, o kadar perişan olmuştu ki aldığı darbeler canını fazla yakmıyordu artık. Hal, ona vurmaya devam ettikçe içindeki hayat ateşi titrek kıvılcımlara dönüşüp küçülüyordu. Neredeyse tamamen sönmüştü. Dayak yediğini ancak çok uzaklardan görüyormuş gibi. Son acı duygusu da onu terk etti. Sopa vücuduna iniyor, o bunu çok uzaktan duyuyor ama hiçbir şey hissetmiyordu. Artık o vücut kendi vücudu değildi, ondan çok uzaklardaydı.

Vahşetin Çağrısı, Jack London (Sayfa 70)Vahşetin Çağrısı, Jack London (Sayfa 70)