Hangi bir millet tasavvur edilebilir ki tarihinde İstanbul fethi gibi şan ve şöhrette eşsiz, muazzam bir iftihar vesilesi bulunsun da ona lâzım gelen ehemmiyeti vermesin? O günü bir bayram saymasın? Sevinç ve saygısını coşkunlukta açığa vurmasın, övünmesin?
Biz İstanbul şehri içinde, denizdeki balıklar gibi gezer, dolaşırız; balıklar denizi, biz şehri bilmeyiz. Hâlâ Moda'nın hangi tarihten beri ve ne için -hatta moda sözü dile geçmeden- böyle bir isim aldığını öğrenmiş değilim. Bu kadar bilgisizce yaşamak benim hoşuma gitmiyor!
Avrupa tarafına dönen Kandilli akıntısından faydalanarak hayvan sırtında Rumelihisarı'na geçmek mümkün olduğunu da tarihler yazar. Gûya Bizans imparatorlarından birinin hizmetinde Anadolu'da askerlik yapan Tunalı bir süvari kuvveti, memleket hasretine dayanamıyarak atları oradan denize sürmüşler, Rumelihisarı önünde karaya ayak basmağa muvaffak olarak çala kamçı ve dolu dizgin yurtlarına kavuşmuşlardır.
Olur mu dersiniz? Vatan ve memleket hasretile her şey, en olamıyacaklar bile olur derim.