"Kendime sürekli hatırlatmaya çalıştığım seylerden biri, herkesin yaraları olduğu," diyor. "Hatta çoğunun ki benimkinden de kötü. Tek fark benimkiler görünürken, çoğu insanin ki görünmüyor."
Tıp öğrencisi Amy, en büyük korkusuyla yüzleşmek zorunda: Psikiyatri ünitesi D Koğuşu’nda gece nöbeti. Ancak bu izole ve ürkütücü bölümden özel bir kod olmadan çıkış mümkün değil. Daha kötüsü, Amy’nin bilmediği bir gerçek var: Kaçmaya çalıştığı geçmişiyle bu karanlık gecede yüzleşmek zorunda kalacak. Peki, sabaha sağ çıkabilecek mi?
Gece başlar… Saatler ilerledikçe D Koğuşu’nda her şey kontrolden çıkar. Tuhaf olaylar birbirini izlerken hastalar ve personel birer birer ortadan kaybolmaya başlar. Amy için tek hedef hayatta kalmak ve bu kilitli koğuştan bir an önce kurtulmaktır. Ancak her geçen dakika, işler daha karmaşık ve korkutucu bir hal alır.
#freidamcfadden, kitabı şimdiki zaman ve sekiz yıl öncesi arasında gidip gelen bir anlatımla kurgulamış. En etkileyici yanı, yalnızca bir geceyi anlatmasına rağmen olayları öylesine canlı ve detaylı betimlemesi ki kitabı okurken kendinizi gerçekten D Koğuşu’nun soğuk, karanlık koridorlarında hissetmeniz mümkün. Gözümün önünden hâlâ o sahneler gitmiyor.
Gerilimi iliklerinize kadar hissedeceğiniz, bir solukta okuyup elinizden bırakamayacağınız bu kitap, sizi uykusuz bırakmaya hazır! Eğer çarpıcı bir psikolojik gerilim arıyorsanız, #dkoğuşu tam size göre.
Bu yazarın kitapları neden bu kadar güzel?
D KoğuşuFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20243,583 okunma
Millicent ve eşi, dışarıdan bakıldığında sıradan bir aile gibi görünebilir: uzun yıllardır evli, iki çocukları (Jenna ve Rory) ile mutlu bir hayat sürüyor gibi. Ama bu “kusursuz” aile tablosunun altında yatan karanlık sırlar, kitabın ilk sayfasından itibaren bizi ürpertici bir dünyaya çekiyor.
Millicent ve eşinin evliliklerine heyecan katmak için seçtikleri yöntem, tüyler ürpertici: cinayet. Kendi kurallarını koydukları ölümcül bir oyun oynayan bu çiftin, “kusursuz” suç ortaklığı ne kadar devam edebilir? Ancak cinayetler sadece başlangıç. Her şey kontrolden çıkmaya başladığında, bu sırlar birer birer gün yüzüne çıkıyor ve aslında birbirlerinden sakladıkları gerçeklerin çok daha korkutucu olduğunu keşfediyoruz.
Kitap boyunca, bir kadının ne kadar ileri gidebileceğine, zekasını ve sabrını nasıl bir intikam aracına dönüştürebileceğine şahit oluyoruz. Her detayı ince ince düşünülmüş planlar ve ürkütücü bir soğukkanlılıkla Millicent, sadece evliliğin sınırlarını değil, okurun tahammül sınırlarını da zorlamayı başarıyor. Ama kusursuz planlar gerçekten kusursuz olabilir mi? Peki ya Millicent… Gerçekten tanıdığımız bir kadın mı? Yoksa tüm bunlar sadece bir başlangıç mı?
Kitap başından sonuna kadar gerilim dozunu yüksek tutmayı başarıyor, ama sonu biraz daha güçlü bağlansa çok daha etkileyici olabilirdi diye düşünüyorum. Yine de sizi koltuğunuza mıhlayacak bu hikâye, aklınızda uzun süre yer edecek türden.