her insan, her izan ve vicdan sahibi hatta en önemsiz bir hayvan bile bu fark(alem-i fark; dünya) ve yaratılış aleminde ihtiyaçları hissettiği andan itibaren saadet aramaya başlar.
..acaba saadet nedir? işte bunu bilen yoktur.
kalıcı ve ebedi olmadıktan sonra bu güzellikler ne işe yarar? bu kadar güzelliği gören insan hem de insanların belki binde biriyken, insanda ebedilik var mı? yerküre dediğimiz bu geçici ikametgâhı derin bir hüzne kapılmadan seyretmek acaba mümkün mü? nereden geldik? nereye gidiyoruz? temiz bir inancın pek güzel cevap verdiği bu soruya akıl ve fen cevap veremiyordu.
..insanların cahillik ve vahşilik devirlerinde bulduğu kelimelere ruh vere vere, bunları hayalleriyle süsleye süsleye bir duygular zinciri getirmişlerdir ki bunlar binlerce asırdır gelişerek kalıtım yoluyla bize kadar gelmiştir. biz de asılları “varlık bakımından hiç”, “bilgi bakımından hayal”den ibaret olan bu silsiliye hiçbir meziyeti, hiçbir mahiyeti olmayan eşyalar topluluğuna bin türlü aldatıcı renkler veriyor ve kendimizi tatlı tatlı aldatarak hayatta bir mana görüyoruz. işte bütün iğrençliğiyle hayatın iğrençliği.