Şu herkesin yanlışlıkla Shakespeare'e atfettiği sözü biliyor musun? diye sordu Madison.
Yağmuru sevdiğini söyleyip yine de şemsiye taşımakla ilgili olan mı? diye karşılık verdi Adelaide.
Hayır, dedi Madison. Beni bir kez kandırırsan sen utan. Sana ikinci kez kanarsam ben utanayım.
Adelaide omuz silkip gözlerini hafifçe devirdi. Bu kez aptallık ettiğini biliyordu. Sorun şu ki umurunda değildi. Acınası, zavallıca ve evet, ahmakçaydı ama tek istediği Rory'den bir haber almaktı. Bir onay, bir soru, bir söz, hatta herhangi bir şey.
Hedefine ulaştığında ya da bir hayalin gerçekleştiğinde ama buna gerçekten inanmadığında hissedilen o duyguyu bilirsin, diye fısıldayacaktı. Hani biri çıkıp her şeyin bir hata olduğunu söyleyecekmiş gibi beklersin ya. Sanki bunu kazara başarmışsın gibi?
Adelaide ne hissettiğini tam olarak anlamlandıramadığından uzun uzun ekrana baktı. Bu his rahatlama kadar iyi değildi ama hayal kırıklığı kadar ağır ya da kesin de değildi. Bu duygu, ikisinin ortasında bir yerde, duygusal bir tahterevallinin merkezinde duruyordu.
Nerden başlasam bilmiyorum. Hangi kısma parmak basmalıyım hangi olayın üzerinde durmalıyım seçemiyorum. Ama bir yerden başlamak lazım, boys of tommen serisinin dördüncü kitabını okudum. Zaten oldukça sevdiğim bir seri ve bu kitabı beğeneceğimi biliyordum, joey ve aoife okumaktan çok keyif aldığım bir çift, ilişkilerinin derinliği beni büyülüyor. Altıyı kurtarmak okuduğumda ilişkilerinin en başını okumaktan çok keyif almıştım ve yine beni etkileyen olaylar olmuştu ama altıyı kazanmak okurken çok daha etkileneceğim olaylar olacağını biliyordum (serinin ilk iki kitabını okuduğum için) ve bu olayları Joe'nun perspektifinden okumanın beni sarsacağının da farkındaydım. Düşündüğüm gibi de oldu inanılmaz derecede etkilendim. Joe'nun yaşadıkları omuzlarındaki sorumluluk altında ezilişi aoife'ya karşı olan sonsuz aşkı, hepsine her kelimeyle şahit oldum..
Herkes joe'nun üstüne öyle fazla gitti ki, okurken öfke de üzüntü kadar hissettiğim bir duygu oldu.
Marie ve teddy beni inanılmaz bir karamsarlığa sürükledi, Marie'nin ruh halini hem anladım hem asla anlam veremedim onun hakkında ne düşünmeliyim bir türlü kafamda oturtamadım.
(Spoi: her şeye rağmen sonunun böyle olması kalbimi parçaladı 24sene boyuna istismara uğramış bir kadındı ve hep her şeyin farklı olmasını diledim)
Joe'nun annesinin sevgisine muhtaç oldukça annesinin onu dipsiz bir kuyuya itişi onu çocuğu değil yalnızca sorumluklarını bölüştüğü biri olarak görüşü korkunçtu. Edel'in joe'nun yarasını sarmasına yardım edeceğinden kuşkum yok ama Joe için kimse Marie olamayacak bunu da biliyorum.
Teddy hakkında konuşmak bile istemiyorum şeytanın dünya üzerindeki haliydi adeta, mutfakta geçen sahnede (detay vermeden üstünden geçiyorum çünkü elim yazmaya bile varmıyor.) nutkum tutuldu kanım çekildi onun hakkında konuşmak