Özgürlük insanlara gelişip aydınlanma için fırsat verirken, izin ise kötülüğe normalde onu yakıp kül edecek güneş ışığının altında büyüme imkânı sunuyor.
Kendini beğenmiş bir diktatör, tebaasının, dünyanın kötülüklerini kendilerini savunamayacak kadar güçsüz olanlara yüklemesine izin verir. Kibirli bir kraliçe, Tanrı adına katliam yapılmasına izin verir. Burnu havada bir devletbaşkanı kendi hırsını körüklediği sürece her türlü nefretin yayılmasına izin verir. Bu meselenin tatsız gerçeği de şu ki insanlar bunu yalayıp yutuyor. Toplum tıka basa karnını doyurup ardından çürümeye yüz tutuyor. İzin, özgürlüğün şişmiş cesedidir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Ne var biliyor musun? Senden nefret ediyorum," diye soludum. Çünkü senden nefret ediyorum demek beni incittin demekten daha kolaydı. Çünkü iki seçenek de kalbimi paramparça edebilirdi ama en azından birisinde gururum kırılmazdı. Ve belki de ben de onu incitmenin getireceği o çarpık hazzı arzuluyordum.
Birinden hoşlanmak böyle bir şey miydi? Çünkü herkesin söylediğinin aksine benim hislerimde içimi ısıtan ya da nazik hiçbir şey yoktu. Bu düpedüz işgaldi, bedenim bana karşı savaş açmıştı. Midemde kelebekler falan uçmuyor, akrepler dolaşıyordu.
Zamanın fiziksel olmasını, iki elimle ortadan ikiye ayırıp, evirip çevirerek her şeyi baştan yapabileceğim elle tutulur bir şey olmasını çok istiyordum.