Ozan Karakoç, Aldanan Kadın'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Usta Thomas Mann’dan bir eser daha devirdim. Kısa ama yine bir o kadar dolu bir öykü. Özellikle en sevdiğim kitabı olan “Venedik’te Ölüm” de de görülebileceği üzere kişilik analizleri, ana karakterin duygu yüklü birikimleri, kendiyle hesaplaşma ve düşüncelerini karşıdakine aktarma biçimi Mann’ın bu kitabını da okunmaya layık kılıyor.
Her ne kadar tek oturuşta bitirilebilecek bir roman gibi görünse de diyaloglar sırasında yazarın arka planda yatan felsefi düşüncelerini daha iyi kavramak amacıyla kitabı sindirerek okudum. Mann’ın kitaplarından aşina olduğumuz sanat felsefesindeki ‘güzellik’ ve ‘estetik’ kavramlarını bu eserde de görmek mümkün. Yani her okumayla sayısız anlam çıkarılabilecek bir kitap. Venedik’te Ölüm’ deki gibi süslü ve anlaşılması cümleler fazla yok; bu da akıcı bir şekilde okunmayı mümkün kılıyor.
##SPOİLER İÇERİR##
Kitabın başlarında anne-kızın birlikte doğa yürüyüşü yapmasıyla başlayalım. Zaten kitabın ana temasını belli edecek düşünceler bu yürüyüş sırasında geçen diyaloglarda açığa çıkmaya başlıyor. Doğa aşığı bir anne; doğayı olduğu gibi kabul eden ve onun kokusuyla adeta ‘hakiki mutluluğa’ ulaşan, öte tarafta fiziksel engeli yüzünden hayattan kopan ve yaşamak istediği duyguları elde edemeyen, kendini resim yapmaya adamış bir kız. Kızı annesine doğanın kokusunun kendisine hitap etmediğini, adeta şakaklarında bir zonklamaya neden olduğunu söylüyor. Annesi ise koklayarak yaşayamadığı bu kokuları resim yaparken renklere dönüştürerek hissetmesini öğütlüyor. Bu kısımdan çok önemli bir sonuç çıkarabiliriz: ‘Güzellik’ sanata konu olan malzemedir. ‘Estetik’ ise sanat uğraşının bir ürünüdür. Tamamıyla sanatçının doğayı( veya evreni) nasıl gözlemlediği ve bu gözlemlerin sanatı nasıl şekillendirdiğiyle alakalıdır. Yani yazarın vurgulamak istediği şey: Güzellik görecelidir; herkes nasıl bakıyorsa o şekilde algılar ama sanat, olmayanı varmış gibi gösteren, bire bin katan bir platformdur. Dorian Gray’ in hayatını da değiştiren, boyalı bir tuval değil miydi?
Daha sonrasında ana karakterin kendinden yaşça küçük hatta çocuğu sayılabilecek birine karşı beslediği aşkla da kitabın konusu iyice pekişiyor. Bu kısımdan sonra birbirleriyle tam zıt düşüncelere sahip anne ile kızın duygusal hesaplaşması ön plana çıkıyor. Kız her ne kadar yaş farkının böylesi bir aşka yakışmayacağını iddia etse de annesine göre toplumun değer yargıları artık değişmiştir ve ‘aşk’ tabu olmaktan çıkmıştır. Hatta eski yıllardaki kadınların beğendiği erkeğin alması için düşürdüğü mendile de bir vurgu yapıyor yazar. Buradan da dönemin kadına bakış açısının nasıl bir değişimine uğradığını görüyoruz.
Doğayla iç içe olmaktan başka bir mutluluğu olmayan anne, kendisini genç yaşlarında hissetmesine vesile olan bu aşk duygusunun da doğa tarafından kendisine verilen bir ödül olduğunu düşünüyor. Ama kitabın sonunda beklenmedik gelen hastalıkla da hikaye, kadının ani ölümüyle sonuçlanıyor. Sonsuz güvendiği, onun izinden gittiği doğa ona ihanet mi etmiştir? Doğayla iç içe yaşarken birden gelen bu aşk doğaya karşı yapılan bir saygısızlık mıydı? Zaten kitap boyunca kızı annesini vazgeçirmeye çalıştıysa da annesi ona kulak vermeyip hatta yalan bile söyleyebileceği kadar ileri götürerek aşkından vazgeçmemiştir. İkili arasında geçen bir diyalogda kadın şu cümleyi söyler: “Söyle bana, sen mi sanatçısın yoksa ben mi?” Güzelliği algılayıp onu kendi ‘öznel’ yargılarıyla yeni bir biçimde doyasıya yaşayan mı daha sanatçıdır, yoksa hissedemeden olduğu gibi sanata döküp ortaya ‘nesnel’ bir biçim çıkaran mı? Yazarın bize sorgulatmak istediği son nokta da burası diye düşünüyorum.
Her okuyanın çok farklı anlamlar çıkacağını düşündüğüm bir kitap. Keyifle okudum!

Ali, bir alıntı ekledi.
5 saat önce · Kitabı okuyor

Eğer sende biraz insanî duygu olsaydı, Hiroşima ve Nagazaki'deki kadınları, erkekleri ve çocukları önceden uyarırdın. Çünkü insan varlığının yüce ruhuna sahip değilsin!

Dinle Küçük Adam, Wilhelm Reich (Sayfa 116 - Mert Yayıncılık/ çevirici: Hüseyin Portakal)Dinle Küçük Adam, Wilhelm Reich (Sayfa 116 - Mert Yayıncılık/ çevirici: Hüseyin Portakal)
Burcu Kırmızıgül (Yazar), bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Aşk yükleniyor Burcu Kırmızıgül
* OLMAZ *
Görsem seni, yıllardır ayağımın altında gezdirdiğimi san-
dığım dünyam başıma yıkılacak biliyorum.

Ne yerçekimi kalacak ne yağmur yağacak.
Dünyam ters yüz olacak, varlığın içimi acıtacak, yokluğun
yok olacak.
Unutsam keşke seni, arınır gibi günahımdan, huşu gibi
ibadetimde.
Yazısız kaldık sanki kalem oynamıyor,
Aşk kokmuyor odalarım, yalnızım, bir o kadar uyku dolu
hayallerim. Uyandırsan olmaz mı?
Çaresizim, sessiz, yalnız, uykusuz, soğuk yatak, yangın
yürek, karmakarışıklık,
Aşk.
Yoksun, neredesin?
Zor biliyorum, çok zor, olmaz gibiyiz, kısmetim değilsin.
Yakarız be sanki yangınlarda küllerimizi, hı, ne dersin?
Eski aşktan kalma bir acı,

Şimdi sen eski aşk mı oldun? Ya bu taze ateş de ne içim-
deki?

Lüzumsuz bir sürü insan,
Çaresizim, her konunun sonu senden ibaret.
Sıkıldın mı?
Çok mutluyum ben. Peki, sen?

Yüzün yüzüme karışırken, önceden hani, ne vardı içimiz-
de?

Kalsak olmaz, gitsek gebeririz acıdan.
Kal ne olur ya da bırakma gitmeyeyim.

Nasıl bırakayım ılık nefesini, sıcacık yüreğini? Kat kat giy-
mişken yüreğime seni, nasıl çıkarayım?

Üşürüm.
Olmaz.
Ayrılırsak eğer, dostane mi vedalaşacağız?
Elini tutmaya alışmışken, sadece tokalaşarak mı gideceğim
hayatından?
Hadi hoşça kal... Hoşça kalabilir misin gerçekten?
Ben kalamam, “ay ne hoş” mu denir, ayrıldık, nefes alamı-
yorum ama yine de hoşum, kıvranıyorum acıdan ama olsun
mutluyum mu yani?
Boş versene.
Hangi sahte, acı kahkahaları atacağız peki? Kim inansa biz
inanmayız bir kere.

Kaç sene taşırız acıyla içimizde birbirimizi başkalarıyla be-
raberken.

Bitmez ki bitiremeyiz...

Aşk Yükleniyor, Burcu Kırmızıgül (Sayfa 9 - KARİNA YAYINEVİ)Aşk Yükleniyor, Burcu Kırmızıgül (Sayfa 9 - KARİNA YAYINEVİ)
A.deniz, Veronika Ölmek İstiyor'u inceledi.
 Dün 21:00 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Paulo Coelho hakkında iyi ve kötü yorumların uçları mevcut. Ben ise bu kitabı elimden geldiğince iyi bir şekilde incelemeye çalışacağım.İnceleme okumayı düşünenler için ve okuyanlar için iki aşamadan oluşsun dedim.Böylelikle kimseye kitap hakkında ipucu vermemiş olurum diye düşündüm. Şimdi başlayalım.
Okumayı düşünenler için , kitabın karakterlerinin hikayeleri kesinlikle çarpıcı. Bu hikayelere tanık olmak çok ama çok güzel bir hayat vizyonu kazandırabilir. İnsanları anlama çabası içinde iseniz ve bu çabanızın da büyük bir kısmını insanlığın acılarını anlamak oluşturuyor ise bu kitabın karakterleri kesinlikle okumaya değer.
Fakat gelgelelim kitabın dili edebi yönden bana oldukça yavan geldi. Yahu bu kadar güzel bir hikaye nasıl olur da bu kadar yavan anlatılır dedim.Yazar bazı aralarda klişelere takılmış gibi geldi bana.Bu da bazı sayfalarda bitsin diye kitabın gözünün içine bakmama neden oldu. Bazı sayfalarda da ne diyecek şimdi diye merakla devirdim sayfaları zaten bir gece ve bir günümün birkaç saatinde bitmesinin nedenleri de bunlar.
Daha iyi örnekler var mı kesinlikle var.O kadar çok kitap var ki artık elemeye başladım. Şiddetle tavsiye ettiğim bir kitap değil. Bence okumasanız da olur. Tabi bu yaklaşımımın nedeni bir süredir deli gibi okumam da olabilir.
Buradan sonrası da okuyanlar için.Okumamışlara spoiler olacaktır devam etmeyiniz.

Veronica karakterinden başlayalım. Bu karakter bana çok ikircikli geldi açıkçası. Yahu ben bu ''ıssız adam - kadın'' rolunu kendine biçen insanlardan bıktım usandım. Kimseyi hiçbir görüşü yargılamıyorum kesinlikle ama birilerini sevmemeyi tercih etmek demek insanları umursamamak onların hayatında da kendine pay biçmemek demek ki , birileri iyi olmayı deneyen birileri zarar görmesin.Bu yapı beni gerçekten bütün hücrelerime kadar irrite etti.Bu da yazarın başarısı mı kişisel geçmişim mi bilemedim.
Zedka biraz Mrç.Nobody 'deki mavi bence. O mavili kadın.Fakat zaman içinde gerçek sevginin ne olduğunu anladı. O eski sevgili aslında bir tutkudan başka bir şey değildi bence. O ise tutkunun aşk olmadığını anladı.
Mari 'ye diyecek sözüm pek yok.Ama mizahını çok beğendim. Okurken metroda kahkaha attım.
Bizler bu toplumun bireyleri olarak nelere itildik nelere gerdik göğsümüzü bilmiyorum.Ama şu satır aralarında ya birilerini , ya bir sorunun cevabını yada kaybettiğimiz bir şeyleri arıyoruz işte. Ondan Veronica bizi bazen kızdırdı, bazen üzdü çokça da düşündürdü bu nedenle.
Kitap 10 üzerinden 5.5 bence. Buraya kadar sabırla okuyanlar varsa da bir teşekkürü borç bilirim.
NOT: bir doktor adayı olarak belirtmek isterim ki kitap baştan aşağı tıbbi yanlışlar ile dolu.

hbh, bir alıntı ekledi.
Dün 09:43 · Kitabı okuyor

Suriye'deki kardeşlerinize develerin eyerlerinden veya akbabaların kursağından başka eğleşecek bir mekân kalmamışken, bahçe çiçeği gibi uçarı bir hayat sürüp talih eseri başınızı soktuğunuz şu emniyetli kuytuda miskin miskin uyuklamaya nasıl cüret edersiniz? Ne çok kan döküldü! Kimbilir kaç genç kız utanç içinde o tatlı yüzlerini elleriyle gizlemek zorunda kaldı! Değerli Araplar hakarete alışıyor mu, yiğit Acemler şerefsizliği kabul mu ediyor?

Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri, Amin Maalouf (Sayfa 13 - Yapı Kredi Yayınları)Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri, Amin Maalouf (Sayfa 13 - Yapı Kredi Yayınları)

1. İttihad Terakki Cemiyeti'nin gayeleri, icraatleri
2. Osmanlı (Türkiye) -Arap münasebetleri/etkileşimleri/siyaseti

(Konu başlığı; "Araplar bizi arkadan vurdu" yalanı )

Araplar arasındaki huzursuzluğun Sultan Abdülhamid'i (rh.a) tahtan indiren ve devleti yönetme cüretinde bulunan mason güdümlü Ittihat-Terakki Cemiyeti'nden ve tutumlarından kaynaklandığını belirtmiş ve buna dair bir misal vermiştik. Başka bir misal ise Ittihatçıların yaptıkları reformların vazgeçilmez şartı olan merkezi otoritenin mümkün olan en geniş alana ulaştırılması prensibi ve bunun tamamlayıcı unsuru olan devletin dili Türkçe'nin kamu hayatının "her alanında" kullanılması hedefidir. Işte bu reformlar Araplarla gittikçe siyasîleşen bir anlaşmazlığa sebep olmuştur. Ittihatçıların Suriye'deki idarî makamlara adamlarını yerleştirmeleri ve buradaki okullarda, mahkemelerde ve idarî birimlerde "Türkçe kullanımını mecburi" hale getirmeleri "Arapçılık"ı Suriye'de muhaliflerin bir enstrümanı haline getirmiştir.[1]
Balkanlardaki hareketlenmeler ve Araplar arasındaki huzursuzluklar sebebiyle Ittihatçıların Pan-Islamizm'den Pan-Turanizm'e geçiş yapmaları[2] ve bunun yanında sıkı bir merkeziyetçi politika izlemeye başlaması sonucu Araplar arasında bir reaksiyon oluşmuştur.[3]
KAYNAKLAR:
[1] Alexander Schölch (1991), “Der arabische Osten im neunzehnten Jahrhundert, 1800-1914”, Ulrich Haarman (Ed.), Geschichte der arabischen Welt, Verlag C. H. Beck, München, sayfa 426-427.
[2] Pan-Islamizm'den Pan-Turanizm'e geçiş hakkında bakınız; Feroz Ahmad (1986), Ittihat ve Terakki 19081914, Kaynak Yayınları, Istanbul, sayfa 254-255.
[3] Bernard Lewis (1968), The Arabs in History,[Tarihte Araplar, Istanbul: Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1979], Hutchinson and Co. Ltd., London, sayfa 174.

Aslı T., bir alıntı ekledi.
21 Şub 22:44

Kafka ve Dostoyevski'de ''böcek'' olmanın anlamı
Madem Suç ve Ceza'da kendi yasasını kendisi yapmayı başaramadı, "bir böcek değil, bir insan" olayım derken yine yasaya sığınmak zorunda kaldı Raskolnikov, yeraltı kahramanının bir an aklından geçirdiği böcekliğe gerileme bir kurtuluş olabilir mi acaba gerçekten?

Soruyu cevaplayabilmek için Dostoyevski kahramanının tıkandığı ânı bu kez mutlak güçsüzlük açısından yeniden düşünmüş, Golyadkin'in olmaktan korktuğu, Raskolnikov'un kurtulmak için kan döktüğü böcekliği kahramanına baştan giydirmiş gibidir Kafka. Gerçekten de Dostoyevski'deki güç isteğinin yerini Kafka'da katıksız bir güçsüzlük isteği alır. Bir Napolyon, bir Talleyrand, bir Rotchild olma isteğinin, güç karşısında tiksintiyle büyülenmişlik arasında gidip gelmenin, böcekleşirken bile kahramanlaşma arzusunun yerini Kafka'da bile isteye acze gerileme alır. Babayla patronun birlikte hazırladıkları "büyük ve erkeksi gelecek"ten hepten vazgeçme; Babama Mektup'ta sözü edilen "Kafka'lara özgü o yaşam, ticaret ve ele geçirme istemi"ni büsbütün geride bırakma isteği. İnsanlığı askerlik, ticaret ve girişimcilikle, yazarlığı asalaklıkla özdeşleştiren burjuva yasasının hepten geçersiz olacağı yere, hayvanlığa geri çekilme. Dikeylikten, "dik durmanın dehşetinden kurtulma, ama aynı zamanda "bir tür utanç yüzünden insan biçiminden, insan bilgeliğinden vazgeçme" isteği. Dostoyevski'de olduğu gibi bir üst-insana yükselme değil, bir alt-insana gerileme; insani yasanın ithamını ("sen bir haşeresin") grotesk bir güçsüzlük imgesiyle,
ufacık böceği devleştirerek geçersiz kılma, nihayet insanlıktan hepten vazgeçme isteği.

Benden Önce Bir Başkası, Nurdan Gürbilek (Sayfa 40 - Metis Yayınları)Benden Önce Bir Başkası, Nurdan Gürbilek (Sayfa 40 - Metis Yayınları)
Yaprak Onur, Yarının Aşkı'ı inceledi.
21 Şub 13:50 · Kitabı okudu · 4 günde · 7/10 puan

Yarının Aşkı, kişisel asistanlığını yaptığı sahibesine aşık bir yapay zekânın son 24 saatinde tuttuğu bir günlük niteliğinde, olaylı ya da maceralı bir kitap değil, empatik ve duygusal bir yapay zekânın hisleri hakkında. Zaten kısacık.

Kişisel asistan ve onun varlığını neredeyse hiç hissettirmeden sahibesine yardım edişi, onu koruyuşu gerçekten de hayallerimin teknolojisi, tabii kitapta bu durum biraz takıntılı bir hal almış...

Açıkcası aşk kurgusunu çok da etkileyici ya da inandırıcı bulmadım ama yapay zekânın zihnine girme fikri çok hoşuma gitti.

Yapay zekâ gözünden anlatıldığı için noktalama işaretleri kullanılmadan yazılmış, tüm kitap 2312'deki Kuantum Yürüyüşü bölümlerini andırıyor fakat bu hikâyedeki yapay zekânın tek bir görevi olduğundan dili çok daha anlaşılır.

Dili anlaşılır demişken çevirmeni Nilda Taşköprü'nün adını anmamak olmaz, kendisi çok başarılı bir çeviri ortaya koymuş.

Kısacası Yarının Aşkı benim için bir çırpıda okunan, biraz düşündüren, biraz da hayal kurduran sevimli bir kitaptı.

Yorumun aslı ve tamamın --> https://yaprakonur.wordpress.com/...nin-aski-eric-sadin/

Bismillahirrahmanirrahim.

Eeeyyy geceyi karanlık, gündüzü aydınlık, Atiba'yı siyah, Talisca'yı kahverengi,Fabri'yi şirin mi şirin yaratan Yüce Rabbimiz;

Sana Ham-d'ü senalar, yüce peygamberlere ehlibeytine salat ve selam olsun.

Ya Rab, bizlere kereminle lütfet ki, galibiyet 3 puanı yanında bu #BayernMunih denilen takımı #AlianzArena isimli sahadan silip harika bir oyun oynamamızı nasib eyle.

Haşmeti tâaa arşa varan, ey kerîm ve lütufkâr rabbim,Besiktas'lilar olarak sana yalvarıyoruz sağı solu belli olmayan Medel kuluna güç ver, Atiba Hutchinson 'ın neşe saçan oğlu Noah'ın da yüzünü galibiyet ile güldür ve bizleri mutlu et.

Mülkün sahibi ve hâkimi rabbim, sen kartallarımızın rüzgârına rüzgâr kat, #UefaMafia sebebiyle taraftarımız olmadan ve en önemlisi #çArşıBerlin siz sahaya çıkacak takımımıza ettiğimiz dualarımızı kabul eyle, Dünyanın her yerinden yüreği kartal aşkı ile atan Beşiktaşlı kullarına #UCL deki son 16nın ilk maçında avantajlı skorla #VodafoneArena ya dönmeyi nasibeyle.

Ey kerîm ve lütufkâr rabbim, sen bizi son dakika gollerinden, çıkarken kaptırılan toplardan, yenen basit gollerden, hakemin yanlı yönetiminden, gereksiz kırmızı kartlardan Zırt Bırt sakatlanan #GökhanGönül'ün sakarlıklarından koru. #Pepe mize oyunu derinden okuma zihniyetine nail eyle. #RyanBabel ve #Negredo muzun çekeceği şutları direkten döndürme, haksız şekilde lehimize verilen kararlardan da koru. #Fabri ye dengesiz çıkışlarında #Vida ile denge unsuru olmasını nasibeyle.

Lewandovski'li,Riberry'li, Robben'li, Tiago'lu, Kimmich'li, Hummels'li, Boateng'li Bayern ataklarında küffarın ayaklarını kördüğüm et Rabbül Alemin.

Mahkemeü'l-hâkîmîn; ite, köpeğe, yanlı basına, avrupa kamuoyuna, ekranlardaki spor programlarının manipülatif yorumcularına,twitterde profilini Bayern yapan renklilere, kara taşa, kor ateşe, yıldıza, aya, güneşe, dağa, taşa, şampiyon kartal yazmayı nasip eyle!!!
(amin.)

Allah(c.c) yar ve yardımcımız olsun. Haydi göreyim kartallarım! Vurduğumuz gol yediğimiz offside olsun.

Amin.

Alp Kaan Kara, bir alıntı ekledi.
20 Şub 21:41 · İnceledi

İnsanlar hamamdan çıkınca at ve özellikle araba yarışlarına da gidebilirdi. Maviler ve Kırmızılar, Beyazlar ve Yeşiller gibi takımlar, bugünkü bazı futbol taraftarlarının fanatizmini akla getiren bir coşkuyla izlenir ve belki de aynı sonuçlar alınırdı. Romalılar da araba yarışlarında olay çıkartan kavgacı ve saldırgan taraftarlarla (hooliganlar) başetmek zorundaydılar. Diğer taraftan gladyatör oyunları sırasında halkın düzenini sağlamak gibi bir sorunları da vardı: M.Ö. 59'da Pompeii'lilerle komşuları Nuceria'dan gelen taraftarlar arasında Pompeii'deki amfitiyatro çevresinde öyle büyük bir kargaşa çıkmıştı ki, burası İmparator'un emri ile on yıl boyunca kapalı kalmıştı.

Eski Roma Yaşantısında Bir Gün, Hilary J. Deighton (Sayfa 76 - Homer Kitabevi)Eski Roma Yaşantısında Bir Gün, Hilary J. Deighton (Sayfa 76 - Homer Kitabevi)