Umut, Madame Bovary'ı inceledi.
25 dk. · Kitabı okudu · 2 günde · 7/10 puan

"İnsan ulaştığı şeyin nankörü ulaşamadığı şeyin delisidir ..." Madam Bovary karakterinin özeti bu cümledir.
Madam Bovary'e değil de Charles bovary'e üzüldüm sinirlendim. Bir insan nasıl bu kadar saf, nasıl bu kadar kör olabilir dedim. Bu körlüğü Eylül'deki Süreyya karakterinde görmüştüm, aklıma o geldi. Betimlemeler bazen haddinden fazla olmuştu, gereksiz uzatıldı gibi. Olan küçük kız Bethe'e oldu, yazık oldu.

Havva Nur Yılmaz, bir alıntı ekledi.
 5 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi · 10/10 puan

Bu kabalaca metin , Tekvin'deki Havva'nın Adem'den çıkarılması sahnesinin bir yorumudur. Benzer bir kavrayış Platon'un Şölen'inde de görülür. Cinsel aşkın bu mistisizmine göre, aşk deneyiminin son aşaması ikilik yanılsamasının altında aynılığın yattığının anlaşılmasıdır: "her biri ikisidir." Bu fark ediş, bizi çevreleyen evrenin -insan, hayvan, bitki, hatta mineral - çoklu bireyselliklerinin altında aynılığın bulunduğu keşfine yönelebilir; aşk deneyimi kozmik olur ve hayali aydınlatan sevgili, yaratılış aynası gibi büyür bu arada. Bu deneyimi bilen erkek ya da kadın, Schopenhauer'in "her yerdeki güzelliğin bilgisi" dediği şeye sahiptir. O "istediğini tüketerek, arzuladığı her biçime girerek dünyalar arasında aşağı yukarı gidip gelir" ve şöyle başlayan evrensel birlik şarkısını söyler durur: "Ne harika! Ne harika! Ne harika!"

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, Joseph Campbell (Sayfa 249 - undefined)Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, Joseph Campbell (Sayfa 249 - undefined)
Ilgaz, bir alıntı ekledi.
17 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi

Tartışmasız, amaçlı ilk ölü gömmeye ilişkin izler, 120.000-90.000 yıl öncesine uzanır ve İsrail'deki Kafzeh ve Skul mağaralarında bulunmuştur.
Amaçlı olarak ölü gömme, öte dünyaya ilişkin erken tarihli bir kaygıyı ve ilkel bir din biçimini gösteriyor olabilir.

Fikirler Tarihi - Ateşten Freud'a, Peter Watson (Sayfa 54)Fikirler Tarihi - Ateşten Freud'a, Peter Watson (Sayfa 54)
Papatya Rayihasi, bir alıntı ekledi.
18 saat önce · Kitabı okuyor

Acıya alışık hayatların yaşandığı bütün coğrafyalarda çaylar tatlı içilir , bayramlarda baklava yenirdi.Ürdün'deki Filistinliler de acıya alışık bir hayat yaşadıklarından çaya şekeri fazla atardı.

Bir Buçuk Günde Seyr-i Alem, Abdulgani Bozkurt (Sayfa 33 - MGV yayınları)Bir Buçuk Günde Seyr-i Alem, Abdulgani Bozkurt (Sayfa 33 - MGV yayınları)
mazlum taş, Şibumi'yi inceledi.
19 saat önce · Kitabı okudu · 14 günde · 7/10 puan

Nicholai Hel'in hapisteki durumuyla Satranç kitabındaki Dr. B'nin durumu çok benzer. Hel kafasında Go oyununun hamlelerini, Dr. B ise santranç hamlelerini çevrelerindeki boş ve yabancı dünyayı bilinçlerinden silmek için kullanıyor.
1984 romanında "Big brother is watching you" ile yine Şibumi deki "Şişko" aynı işlevi görerek herkesi kontrol etmeye çalışıyor.
Roman her ne kadar Amerikan ve Batı kültürü eleştirisi yapsa da yine de kitabın başından sonuna kadar Amerikan aksiyon filmi havası var. Amerikan kültürüne alternatif bir japon kültürü öerisi var ama Japonlar'ın ikinci dünya savaşı öncesinde ve savaş yıllarında yaptıkları görmezden gelinmiş.
Nicholai Hel tıpkı Amerikan aksiyon filmlerindeki karakterler gibi epey abartılmış. Cinsellikte dördüncü seviyede, yedi dili çok kolay bir şekilde öğrenmiş, üstün zekası ve özellikleriyle oldukça yakışıklı bir karakter.
Yukarıda anlattıklarım kitapla ilgili olumsuz gördüğüm noktalar. Yine de kitapta beni etkileyen bir kaç hususa değinecek olursam:
Milletler ile ilgili tespitler.
Filistinliler: Keçi çobanı
Amerikalılar: Tüccar kafalı paraperestler
İngilizler: Beceriksiz Amerikalılar
Avustralyalılar: Stajyer Amerikalılar
Araplar: Sapık, tembel, sonradan görme
Ruslar: İkiyüzlü, kaypak
Japonlar: En büyük kusurları duygularını ifade ederken duydukları rahatsızlık, kendilerine saygı yönleri çok güçlü ama Japon kültürü Batı'nın etkisiyle yozlaşmıştır.
Fransızlar: Sonu gelmeyen kuşaklar halinde soylu yetiştirmiş ama bir tek centilmen yetiştirmemiş bir ulus, Soslarıyla yemekleri yenilmez hale getiren bir millet.
Basklar: Ters insanlar, genleri öteki insanlardan epey farklı. Neandertal soyundan! Dünyanın en eski dilini konuşuyorlar ve hiç bir dile benzemiyor. Kaçakçılık yaparken, normal ticaret yapmaktan daha huzur duyarlar. Bask dili konuşmaktan ziyade hikaye anlatmaya daha uygun.
Son olarak romanda kafama takılan bir nokta Nicholai Hel, kendisinden yardım isteyen Hannah Stern'i neden dağ başındaki bir kulübede tek başına bıraktı? Önce Hannah'ın ölmesini istedi ki kendisinin olaylara dahil olmasının gerçekleşmesi için diye düşündüm. Sonrasında Kara Eylül'cüleri tere yağından kıl çeker gibi öldürdü ve ilk tahminim beni pek tatmin etmedi. Derken aklıma Hannah Stern'nin bir özelliği geldi. Hel'in yıllar önce kaybetmekten korktuğu ve kaybettiği "kısa süreli dinlenme" özelliği. Hani gözü açık ve herhangi bir yerdeyken kendini çiçek bahçesinde bulması ve orada huzur dolu olması. Bir nevi meditasyon. İşte bu özelliğin Hannah Stern'de olduğunu görüp onu kıskandı ve ölmesine göz yumdu! Böylece oyna dahil olmak için bahanesi oldu ve gereken hamleyi yaptı.

Sergenn, bir alıntı ekledi.
20 saat önce · Kitabı okuyor

Karadeniz'deki kapıda kara baht ile mücadeleye girişen ulusal kahraman, Akdeniz'deki kapıda milletine ak bahtı müjdeleyecekti.

Atatürk'ün Sırdaşı Kılıç Ali'nin Anıları, Hulusi Turgut (Sayfa 36)Atatürk'ün Sırdaşı Kılıç Ali'nin Anıları, Hulusi Turgut (Sayfa 36)
Hakan Derin, bir alıntı ekledi.
10 Ara 22:38 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Gerek kendi dilimle (Fransızca) gerekse çeşitli Latin dilleriyle olan yakınlıkları gördükçe mest oluyordum. Fransızca'daki père, mère, frère, fille, İngilizce'deki father, mother, brother, daughter, Farsçada peder, mâder, birader, duhter oluyordu. Hint-Avrupa dil akrabalığını bundan daha iyi yansıtan örnek örnek zor bulunurdu. İranlı müslümanların tanrıyı ifade etmek için kullandıkları 'Hüda' da, Allah'tan çok İngilizce'deki 'God' veya Almanca'daki 'Gott'a yakındı. Bu örneğe karşın Arapça'nın etkisi çok daha egemendi ve kendini tuhaf bir biçimde gösteriyordu.

Semerkant, Amin MaaloufSemerkant, Amin Maalouf

Son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim, hikayelerdeki karakter seçimi ve hikayelerdeki konu son derece başarılı; Eliyé Xemxur 'daki başkasının derdiyle dertlenen ,yemeden içmeden kesilen , kertenkelenin kesik kuyruğuna bile dertlenen Eli karakteri olağanüstüydü, sonra Sofi Xelil hikayesindeki teknolojiye direnen karakter, Felemez'deki cimri ,bencil karaktere de hayran kaldım. Okuduğum Kürtçe hikayeler arasında bu kadar renkli ve aslında hayatın içinde olan tuhaf karakteri ilk kez bir arada gördüm. Aslında bu tarz karakterleri Anadolu'da her yerde bulmak mümkün bulmak ama bir yazarın bu karakterleri bu kadar sade ve ilgi çekici şekilde hikaye kahramanı olarak ele almış olması takdir edici.