Belki acımasız davranan zaman, belki en az zaman kadar acımasız olan anılar, belki dinimizin öğretisi gereği kimi zaman hak etmeyenler ile isyankarların da nasiplendikleri tanrısal bir kayırma, belki de en basitinden salt bugüne dek edindiğim yaşam deneyimi ve yaşlılığın verdiği bir yüreklilik sonucu artık ölümle bu denli rahatça yüzleşebiliyordum. Yaşam tüm güzelliklerini öylesine cömertçe bahşetti, sonra da hepsini birden öylesine ustaca çekip aldı ki elimden... Ondan daha ne bekleyebilirim artık? Ölmem gerek çünkü yasa bunu gerektiriyor, çünkü ben görevimi yerine getirdim.
Sayfa 7
Şövalye bu şiddetli çıkışı sessizce dinledi, istifini bozmadı. Bir an için o ateşli, buyurgan kanı beynine sıçradı, kulakları uğuldadı, bir başkasının ağzından ilk kez duyduğu bu gerçeği soğuk, kısık sesinin çığlığıyla bastırmaya çalıştı. O bunu öteden beri biliyordu. Ama dile getirildiğini duyması gerekiyordu! Utancın yüksek sesle ifade edilişini! Ama o, Friedrich von Hess kimdi ki, gerçeğe tutunmayacaksa? Yüz binlerce Şövalye, ama tek bir tane von Hess. Şu anda tam anlamıyla sadece bir tane. Galiba karşı olanı, farklı olanı, eleştirmeye cüret edeni yok etmek için eski vahşi arzularına kapılmış, aslında hâlâ olduğu yerde durmasına rağmen, zihninde Alfred'i dövdüğünü ya da işkence ettiğini ya da öldürdüğünü hayal etmişti. "Kimse bilmeseydi," diye düşündü, "o ölmüş olsaydı, ben de ölseydim, gerçekler yine de var olacaktı. Dünya yüzünde hiç insan kalmamış olsa da insan davranışı ile ilgili bazı şeyler doğru olmaya devam edecektir. 'Düşünce özgürlüğünün olmadığı yerde onur da yoktur.'"
1000Kitap
Visal
Beni zaman kuşatmış, mekân kelepçelemiş; Ne sanattır ki, her şey, her şeyi peçelemiş... Perde perde verâlar, ışık başka, nur başka; Bir ânlık visal başka, kesiksiz huzur başka. Renk, koku, ses ve şekil, ötelerden haberci; Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan, ezberci? Yoksa göz, görüyorum sanmanın öksesi mi? Fezada dipsiz sükût, duyulmazın sesi mi? Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, âlemlerin Rabbi, sen! Sana yönelsin diye icat eden kalbi, sen! Senden uzaklık ateş, sana yakınlık ateş! Azap var mı âlemde fikir çilesine eş? Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor? Çilesiz suratlara tüküresim geliyor! Evet, ben, bir kapalı hududu aşıyorum; Ölen ölüyor, bense ölümü yaşıyorum! Sonsuzu nasıl bulsun, pösteki sayan deli? Kendini kaybetmek mi, visalin son bedeli? Mahrem çizgilerine baktıkça örtünen sır; Belki de benliğinden kaçabilene hazır. Hâtıra küpü, devril, sen de ey hayal, gömül! Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç, gönül! O visal, can sendeyken canını etmek feda; Elveda toprak, güneş, anne ve yâr elveda! (1982)
Sayfa 233 - BÜYÜK DOĞU YAYINLARI·Kitabı okuyor
Arka planda kalmak Britt-Marie için hiçbir zaman sorun olmamıştı. Zaten hiçbir zaman fazla bir şey istememişti. Bazen gerçekten de bir şeyler istemek isterdi, o kadar çok isterdi ki buna katlanamazdı. Bir şeyler istemek hayati bir meseleymiş gibi gelirdi lakin bu his zamanla geçerdi..
Sayfa 80 - Kairos Kitap·Kitabı okuyor
Roman
Elbette Kent hep Britt-Marie'nin "inanılmaz negatif" olduğunu söyler durur. Bu da onun sosyal beceriksizliğinin bir parçası. "Lanet olsun! Biraz mutlu olsan ya!" Kent puroları getirip konuklarla ilgilenirken Britt-Marie de çamaşırları yıkar ve evi çekip çevirir. Hayatları böyle bölünmüştür. Kent, lanet olsun ki biraz mutludur ve Britt-Marie inanılmaz negatiftir. Belki de bu işler böyledir. Sonrasındaki dağınıklığı toplamak zorunda kalmadıysanız iyimser olmak daha kolaydır..
Sayfa 80 - Kairos Kitap·Kitabı okuyor
Roman