8/10
·272 syf.··
2026 60. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 17:34
İtiraf etmeliyim ki bu yolculuk hiç kolay başlamadı. Hatta ilk sayfalarda okuduğumu anlamıyor gibi hissettim. Karakterlerin kim olduğunu, hangisinin yazar, hangisinin "gölge" olduğunu anlamaya çalışırken ciddi bir yön kaybı duygusu yaşadım. Agualusa ile ilk tanışmam böyle değildi oysa. Unutmanın Genel Teorisi'ni okuduğumda, Ludo'nun dört duvar arasına sıkışmış yalnızlığında kendimden ve insana dair korkulardan çok şey bulmuştum, o kitap beni ilk satırda evine buyur etmişti. Bu kitapsa içeri girmemem için direndi. Neden böyle hissettiğim üzerine düşündükçe, coğrafya ve evrenselliğin sanatta ne kadar önemli olduğunu bir kez daha fark ettim. Agualusa, okuru alıp Angola'nın yerel mitlerinin ve karmaşık siyasi geçmişinin tam ortasına bırakıveriyor. Hikâyenin doğrudan yerel bir labirentin içinden başlaması ve karakter kalabalığı, kitapla arama mesafe koymama neden oldu. Unutmanın Genel Teorisi ise sınırları aşan ve dünyanın diğer ucuyla köprü kurabilen bir yapıttı. Maalesef Yaşayanlar ve Diğerleri bana göre ilk kitabın gölgesinde kaldı. Ancak metinde yine güçlü bir sistem eleştirisi var. Yazarların toplandığı adanın dış dünyayla bağının tamamen kopması, modern dünyaya ve otoriter rejimlere atılan bir taş niteliğinde. Agualusa, dünyanın geri kalanında ne olup bittiğini bilmeyen, birbirinin çığlığına sağırlaşmış modern dünyayı eleştiriyor aslında. Adadaki izolasyon; egemen güçlerin insanları manipüle etmesini, gerçeği saklamasını ve sansürü sembolize ediyor. Yazar, entelektüellerin ve sanatçıların bile fildişi kulelerinde kapalı kaldıklarında, dışarıdaki gerçek felaketlere ne kadar geç uyandıklarını ve toplumsal hafızanın nasıl kolayca silinebileceğini yüzümüze çarpıyor. Sonlara doğru hikâye benim için de akıcılaşmaya, taşlar yerine oturmaya başladı. Kitabın sonlarına doğru
Yaşayanlar ve DiğerleriJose Eduardo Agualusa · Timaş Yayınları · 2022168 okunma
Masumiyetin Yükü
10/10
·233 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 02:35
Masumiyetin Yükü benim için sadece bir kitap olmadı, okurken içine çekildiğim, düşüncelerimi kurcalayan ve bittikten sonra bile zihnimde yaşamaya devam eden bir yolculuk oldu. Bir leyleğin gözünden anlatılan bu hikayede, aslında yukarıdan bakıyoruz hayata… ama ilginç olan şu ki, yukarıdan bakınca hiçbir şey küçülmüyor, tam tersine duygular daha da büyüyor. Aşk daha kırılgan, pişmanlık daha ağır, sessizlik ise daha derin bir anlam kazanıyor. Sema, Aram ve Nurullah arasında geçen hikaye ilk bakışta bir aşk üçgeni gibi görünse de, ben okurken bunun çok daha fazlası olduğunu hissettim. Bu bir aşk hikayesi değil sadece, seçimlerin, suskunlukların ve geçmişte verilen kararların insan hayatında nasıl derin izler bıraktığının hikayesi.. En çok etkilendiğim nokta ise leyleklerin bu hikayeye tanıklığı oldu. Göç eden leylekler sadece gökyüzünde süzülen kuşlar değil, insanların taşıyamadığı yükleri, acıları ve yarım kalan duyguları sessizce yanlarında götüren birer metafor gibiydi. Her gidiş bir arınma gibi, her dönüş ise yeniden yüzleşme… Okurken kendime sürekli şu soruyu sordum. Gerçekten masum kalmak mümkün mü, yoksa her seçim biraz yük mü bırakır insana? Ve kitap ilerledikçe şunu fark ettim, bazen en büyük yük, yapılan hatalar değil, söylenmeyen sözler ve sessiz kalınan duygular oluyor. Masumiyetin Yükü benim için akıp giden bir hikaye değil, iz bırakan bir deneyim oldu. Bitirdikten sonra bile etkisi geçmeyen, düşündüren ve içimde yankılanmaya devam eden bir kitap… Bu kitabı okurken sadece bir hikayeye değil, insanın kendi iç dünyasına da yolculuk ediyorsunuz. O yüzden gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, gerçekten çok beğendim. Özellikle duygusal derinliği olan, farklı anlatım tekniklerini seven ve okurken sorgulamayı seven herkesin mutlaka okuması gereken bir eser.Herkesin
1000Kitap
Masumiyetin YüküAhmet Haşim Güler · MKB Halk Kütüphanesi Yayınevi · 202613 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
DN Archeron’un kaleminden çıkan o harika eser(spoilersız)
9/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Selam! Öncelikle bunu yazarken UB’yi okumamın üzerinden biraz fazla bir vakit geçmiş olmakta ama şunu söyleyebilirim ki okurken gerçekten de büyülenmiştim. Yazım diliyle ve diğer pek çok yanıyla hoş bir kitaptı. Ruhumu besledi diyebilirim. Benim tüm beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Her öykü birbirinden harikaydı. Karakterlerin her biri çok özeldi. Artık en sevdiğim kitaplar arasında sayacağım bir eser oldu. Ve bence bu kitap hak ettiği kadar konuşulmadı gibi. Biraz konusundan bahsedecek olursak, şöyle ki belirli bir konu net bir şekilde var diyemeyiz. Adından anlayacağınız üzere bu kitap birden fazla harika öyküden oluşuyor. Ama temelde herşey genç bir ozan ile başlıyor. Bu ozan bir takım olaylar sonucu dilsiz kalıyor gibi bir durum var, artık konuşamıyor yani. Ama tekrar konuşması için de doğru öyküyü bulması lazım. Bizim gariban ozan diyar diyar dolaşıp doğru öyküyü ararken bir peri abla ile karşılaşıyor ve bu peri ablamızda ozana ihtiyacı olan öyküyü vermek amacıyla bir anlatmaya başlıyor ve biz de bu öyküleri okuyoruz. Biliyorum biraz garip anlattım ama siz gidin ve okuyun yani. Üzerinizde bıraktığı etkiyi açıklayamam. D. N. Archeron bize harika bir kitap sunuyor. Okurken ağızım açık okudum ve anladığınız üzere bu kadar beklememiştim. Bence hepimizin ruhunun bir parçasının ihtiyacı olan şey bu kitap. Ve Damla bize bu kitabı verdiği için ne kadar şanslı olduğumuzu tahmin bile edemiyorum. Kısacası alın ve okuyun. İşte o zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Unutulmuş Büyüler ve Terk Edilmiş ÖykülerD. N. Archeron · Guardian Yayınları · 2025634 okunma
Heyyttt,var mı bana yan bakan :))))
10/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
SAYILI FIRTINALAR "Eski İstanbul Kabadayıları" REFİ CEVAD ULUNAY Sayılı Fırtınalar Refi Cevad Ulunay'ın Türk edebiyatında ve yakın tarih kitaplığında çok özel bir yere sahip olan, adeta bir "İstanbul folkloru" belgeseli niteliğindeki eseridir. Kitap, tarih kitabı ile roman arasında durur. Olayların önemli bir kısmı hakiki kişiler ve vakalardan beslenir; ancak Ulunay bunları roman tekniğiyle anlatır. Bu yüzden eser, tarihçiler tarafından tek başına belge olarak değil, dönemin sosyal hayatını anlamaya yardımcı bir tanıklık metni olarak değerlendirilir. Bir nostalji sever olarak, eserdeki İstanbul'un mekan hafızası beni en çok etkileyen yönlerden biri oldu.Kahvehaneler, meyhaneler, Direklerarası, arka sokaklar, tulumbacılar, zaptiyeler... Bugün büyük ölçüde kaybolmuş bir şehir kültürü adeta canlı bir dekor gibi anlatılırken ben de adeta içinde yaşadım. ***** Ulunay, bu kitapta Osmanlı'nın son dönemindeki İstanbul kabadayılık müessesesini anlatır.Yazarın bizzat şahit olduğu, dinlediği ya da içinde bulunduğu eski İstanbul sokaklarının yazılı olmayan kanunlarını kayda geçirir. Zincirleme bir hikaye anlatımıyla Abdülhamid döneminin son yılları ile Meşrutiyet İstanbul'unun yeraltı dünyasını ve sosyal hayatını resmeder. Sayılı Fırtınalar, bugün tamamen yok olmuş bir İstanbul alt kültürünü, o kültürün kendine has kodlarını ve insan tiplerini birer belge gibi günümüze taşıyan emsalsiz bir kaynaktır. Üsküdar'da sahafın vitrinde görüp hemen alıp keyifle okuduğum bir eserdir. Yeni basımı var mı bilmiyorum. Merak edersiniz sahaflardan temin edebilirsiniz. Gelelim esere... Kitap, önce kabadayılık, racon gibi kavramları açıklayarak başlıyor. Ardından anlatı, dönemin ünlü kabadayılarından Arap Abdullah'ın karıştığı 'Direklerarası Cinayeti' ile devam ediyor. (Güzel
Tarih
Sayılı FırtınalarRefi Cevad Ulunay · Bolayır Yayınevi · 197361 okunma
10/10
·144 syf.··
2026 101. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 22:28
Aslında bu kitabı okuma sebebim sırf mitoloji merakım değildi. Özellikle Roma-Yunan mitolojisinden gına geldiği için uzun zamandır ilgimi çeken kitap olmamıştı. Kitabın ebatını gördüğümde mitolojide temel giriş gibi göründü gözüme. Ancak kitabın isminin sadece Eros oluşu ve geçmişten günümüze sevme sanatı notu, bana farklı bir bakış olduğunu Düşündürdü. Neyse ki yanılmamışım. Başlangıcı okuduğumda, yani evrenin düzenini, aklımdaki düşünceleri yazarın çok güzel bir şekilde ifade ettiğini okumak beni memnun etti. Aslında tamamen mitoloji diyemeyiz bu kitaba hayır. Burada bir felsefik düşünce ve bu düşünceyi gayet anlaşılır biçimde bir anlatı mevcut. Mitoloji ise bir bahane, anlamak için bir bahane. Sevginin başlangıcı ne olabilir? Nasıl severiz? Başta güzelliği severiz. Sonra güzelliğin altındaki ruha bakmayı keşfederiz. Buna ister karakter deyin ister huy su. Peki sevgiyi ayakta tutan güzellik midir yoksa ruh mu? Evreni dengede tutan da sevgi değil mi aslında? Buna sadece bir kadın ve erkeğin birbirini sevmesi olarak düşünmeyin. Sevmeye bir de Eros kitabından bakın bence. O zaman bana hak vereceksiniz. İtiraf etmem gerekirse hiç bu kadar hoş bir şekilde okumamıştım. Bazı hususların bu kadar derin olduğunun farkına varmamıştım. Ve bu çok hoşuma gitti. O yüzden Epope dehşet ve ibretle tavsiye ediyor!
ErosTuğba Sarıünal · Destek Yayınları · 202613 okunma
Puan vermedi·110 syf.··
2026 20. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 00:00
"...yabancılaşma, aslında özgürleşmenin zıttı değil, önkoşuludur. Yabancılaşma bilinci, insanın kendini ve yaşadığı toplumu dönüştürme motivasyonunun kaynağıdır." Ama maalesef, fazlasıyla bireyci modern toplumlarda, toplumuna yabancılaşan bireyler, bu motivasyonla aksiyona geçmek yerine kendilerini, hazlarının kapısına zincirleyip o zincirin izin verdiği kadar ilerleyebiliyorlar hayatlarında. E hâliyle bu tutumla yaşamak, ister istemez bencilleştiriyor insanı; o yabancılaşmayı toplumla beraber aşabilmek yerine kendini anlamsızca yaşayarak öldürmeyi tercih edebiliyor insan. Meursault da bu bireyci bireylerin uç örneklerinden biri. Bu yüzden kitabın yorumlarını okuduğumda bu kadar çok insanın kendini bu karakterle özdeşleştirdiğini görünce ister istemez şaşırdım ve korktum. Bu kadar kayıtsız ve bencil insanla n'apalım arkadaşlar biz toplum olarak? Madem bizi beğenmiyorsunuz, bari dağa mağa çıkın da şu sıcak yaz günlerinde hava sıcaktı diye bir SSA (Suça Sürüklenen Absürdist) tarafından öldürülmeyeceğimizi bilerek çıkalım dışarıya. Hayır, Adana'da da hava sıcak olduğu için adam öldürüyorlar ama kimse bu adamların iç dünyasından, yabancılaşmasından dem vurmuyor, herkes maganda deyip geçiyor??? Bu herif, çok afedersiniz, Fransız olduğu için mi bu kadar sempati? :p Ayrıca kitabın son kısımlarını okuyup hâlâ bu adamın kayıtsız veya duygusuz olabileceğini savunan insanlar nasıl olabiliyor onu da anlayamıyorum. Kendi düşüncesine göre bir hiçliğe gidecek adamın korkuyla idam gününü beklediğini, kurtulursa yaşayacağı sevinci dizginlemeye çalıştığını veya kurtulamazsa bunun ha yarın olmuş, ha on yıl sonra diye kendini ikna çabalarını okuyoruz. Siz ne dersiniz bilemem ama ben buna duygusuzluk veya kayıtsızlık değil, buz gibi ölüm korkusu ve umut arasında sürüklenmek derim.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,4bin okunma