MARKİZ'DEKİ KADIN
AYŞE ÖVÜR
Ayşe Övür’ün daha önce Botter Apartmanı romanını okumuş ve Nilüfer karakteriyle ilk olarak o eserde tanışmıştım. Markiz'deki Kadın ile ise Nilüfer’in gençlik yıllarına, hayatının en başına doğru hüzünlü bir yolculuğa çıktım; 1990’lı yıllardan 70’li yıllara geri dönerek onu bugünkü haline getiren kırılma noktalarına tanıklık ettim.
Botter Apartmanı’nı okurken Nilüfer’in bazı kararlarını kendimce eleştirmiş, “Böyle olmamalıydı, bu yaptığı yanlış değil mi?” diye düşünmüştüm. Fakat bir yandan da onun o derin hüznü yüreğime dokunmuştu. Neden böyle bir hayat yaşadığını, onu bu noktaya getiren asıl sebepleri ancak bu romanda kavrayabildim.
Nilüfer; babası kimya öğretmeni, annesi ise olağanüstü yetenekli bir terzi olan bir ailenin üç çocuğundan en küçüğüdür. Maharetli elbiseler diken annesi Aliye Hanım, zamanla ününü artırarak Mısır Apartmanı’nda kendi terzihanesini açacak kadar rüştünü ispat etmiş bir kadındır. Kızının iyi bir eğitim almasını arzuladığı için de okulunda parmakla gösterilen Nilüfer’i bir Fransız okulunda okutmuştur. Arkeoloji okuma hayalleri kuran Nilüfer, ablası Leyla ile çok iyi anlaşırken, evin uçarı ve ele avuca sığmaz çocuğu Orhan ise bambaşka bir dünyada yaşamaktadır.
******
Romanın asıl kırılma noktası ise tarihi Markiz Pastanesi’nde başlar. Nilüfer, çok sevdiği ve evlilik hayalleri kurduğu Selim’den gözyaşları içinde ayrılmak zorunda kalır. Çünkü abisi Orhan, üniversite yıllarında sol görüşlü arkadaş gruplarına dahil olmuş, siyasi bir olaya karışarak tutuklanmıştır.
Annesi Aliye Hanım, oğlunu kurtarabilmek için sosyete çevresinden tanıdığı nüfuzlu insanlardan çaresizce yardım ister. Dönemin meşhur Sansaryan"dan Orhan’ı çekip almak hiç kolay değildir; zira oraya sağ girenin ölü çıktığı, çıksa bile