Gazali İslam'da Aklı/Bilimi Bitirdi Mi?
Aklî ilimler, dil ilimlerinden üstündür; çünkü hikmet akılla kavranır, dil ise işitme yoluyla öğrenilir. Akıl işitmeden (duyudan) daha değerlidir. Şurası da bilinmez değildir ki ahiret yolunun bilgisi demek olan dinî bilgiler de ancak akıl yetkinliği ve zihin berraklığı sayesinde kavranabilir. Böylece -ileride görüleceği üzere- akıl insanın en değerli yeteneğidir. Nitekim sırf onun sayesindedir ki (insan) Allah'ın emanetine (yükümlülük ve sorumluluk varlığı olmaya) layık kabul edilir ve onun sayesinde Yüce Allah'a yakınlık şerefine ulaşılabilir. Böyle olunca, aklın mahalli (taşıyıcısı) olan insanın da şerefli bir varlık olacağı açıktır. Öğretmen, insanların akılları (kulûp/kalpler) ve ruhları (nüfûs/nefsler) üzerinde tasarrufta bulunan kimsedir. Dünyada en değerli varlık insan türü, insanın en değerli varlığı da aklıdır. İşte öğretmen insanın bu yönünü yetkinleştirmek, zenginleştirmek, arıtmak ve Yüce Allah'a yakınlık mertebesine doğru yönelten kişidir.
Sayfa 22·Kitabı okuyor
Aşk ile, aşk olsun...
Dert, kalbi uyandırır; derman ise o derdin içinde saklı olan ve Allah'a yakınlaştıran ilâhî bir merhemdir. Bu yüzden Yunus'lar Mevlânâ'lar, Mecnun'lar, âşıklar, ermişler
İki Dirhem Bir Çekirdek /İnceleme/
Puan vermedi·212 syf.·
2026 153. kitabı
İskender Pala’nın o her gün hiç düşünmeden ağzımızdan dökülen, pelesenk olmuş deyimlerin arkasındaki acayip hikayeleri gün yüzüne çıkardığı, insanı okurken adeta eski İstanbul’un o canlı, tıkır tıkır
Edebiyat
İki Dirhem Bir Çekirdekİskender Pala · Kapı Yayınları · 202017,7bin okunma
Bilinmelidir ki mülk, mutlak mânâda Allâh'a âittir. İnsanların mülk üzerindeki sâhipliği ise "devre mülk" usûlüne benzer. Yani servet, Allâh'ın kuluna geçici olarak verdiği bir emânettir. Bu yüzden fertlerin onu kullanması, birtakım ilâhî ölçülere bağlanmıştır. O mülkün hakîkî sâhibinin emrettiği istikâmette kullanılmalı ve sarf edilmelidir. Şâyet servet, ilâhî emirlere zıt bir sûrette kullanılırsa, insanları azdırmaya, kibir, zulüm ve haksızlıklara sürüklemeye çok müsâittir. Böyle bir âfete sürüklenenlerde mal sevgisi kalbe yerleşir. Böyle kimseleri Allah Teâlâ şöyle îkâz buyurmaktadır: "... Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azâbı müjdele! O gün cehennem ateşinde (bu biriktirilen altın ve gümüşler) Kızdırılıp bunlarla, onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır. (Ve onlara denilir ki: ) İşte bu, nefisleriniz için yığmış olduğunuz servettir; öyleyse biriktirdiğiniz şeylerin (azâbını) tadın!" (Tevbe, 34,35)
Sayfa 287 - ERKAM YAYINLARI·Kitabı okuyor
Din
Aslında ne yapıyor ne ediyorsak hepsi acı çekmemek ve korkuya uğramamak içindir. Bu duruma bir kere eriştik mi artık ruhumuzdaki bütün fırtınalar diner; çünkü canlı varlık artık ne kendinde eksik olanı, ne de beden ve ruhun rahatını tam bir hale getirecek başka bir şeyi aramak zorundadır. Çünkü hazza karşı, onu ancak acı ile özlersek istek duyarız; yok eğer bu acıyı duymıyacak olursak o zaman hazzın da yokluğunu duymayız. Bu sebeple şunu iddia ederim ki haz, mutlu bir hayatın başı ve sonudur. O bizim en başta gelen ve doğuştan bizim olan iyiliktir. Neyi seçmemiz, neden kaçınmamız gerektiğini bize gösteren odur, karşımıza çıkan bütün iyiliklerin değerlerini kestirebilmek için duyumlarımızı ölçü olarak kullandığımız zaman, onun ölçeğiyle sonuca varırız. İşte o bizim her şeyin üstündeki, tabiattan gelme iyi'miz olduğu içindir ki öyle rasgele her çeşit hazza atılmamalıyız, aksine, kendilerinden aynı derecede büyük sıkıntı gelmesi tehlikesi olanlarla karşılaşırsak onlardan kaçınmalıyız.
Felsefe