Bilinmelidir ki mülk, mutlak mânâda Allâh'a âittir. İnsanların mülk üzerindeki sâhipliği ise "devre mülk" usûlüne benzer. Yani servet, Allâh'ın kuluna geçici olarak verdiği bir emânettir. Bu yüzden fertlerin onu kullanması, birtakım ilâhî ölçülere bağlanmıştır. O mülkün hakîkî sâhibinin emrettiği istikâmette kullanılmalı ve sarf edilmelidir. Şâyet servet, ilâhî emirlere zıt bir sûrette kullanılırsa, insanları azdırmaya, kibir, zulüm ve haksızlıklara sürüklemeye çok müsâittir. Böyle bir âfete sürüklenenlerde mal sevgisi kalbe yerleşir. Böyle kimseleri Allah Teâlâ şöyle îkâz buyurmaktadır:
"... Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azâbı müjdele! O gün cehennem ateşinde
(bu biriktirilen altın ve gümüşler) Kızdırılıp bunlarla, onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır.
(Ve onlara denilir ki: ) İşte bu, nefisleriniz için yığmış olduğunuz servettir; öyleyse biriktirdiğiniz şeylerin (azâbını) tadın!" (Tevbe, 34,35)