MASTURBATING IS TECHNICALLY NEKROPHILIA IF YOU'RE DEAD INSIDE. ❤️
1000Kitap
Mad Girl's Love Song
I shut my eyes and all the world drops dead; I lift my lids and all is born again. (I think I made you up inside my head.) The stars go waltzing out in blue and red, And arbitrary blackness gallops in: I shut my eyes and all the world drops dead. I dreamed that you bewitched me into bed And sung me moon-struck, kissed me quite insane. (I think I made you up inside my head.) God topples from the sky, hell's fires fade: Exit seraphim and Satan's men: I shut my eyes and all the world drops dead. I fancied you'd return the way you said, But I grow old and I forget your name. (I think I made you up inside my head.) I should have loved a thunderbird instead; At least when spring comes they roar back again. I shut my eyes and all the world drops dead. (I think I made you up inside my head.) Sylvia Plath
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
(spoiler dolu, ilk defa izleyeceksen uzak dur.) 🛑 👋 the walking dead / insan doğası !?! bu dizi zombi kıyameti diye başlıyor, sonra yavaş yavaş “asıl zombiler biziz” tokadını atıyor suratına. ilk bölümlerde hayatta kalma gerilimi ağır, sezonlar ilerledikçe insan doğasının en karanlık, iğrenç ve çaresiz yanları ön plana çıkıyor. her sezon yeni bir “güvenli liman”, yeni bir “toplum düzeni” kuruyor; sonra o düzen ya içten çürüyor, ya dışardan eziliyor ya da kendi ağırlığı altında eziliyor. her bölüm bir karakterin veya grubun kırılma anı, her sezon finali bir büyük çöküş. 11 sezon boyunca aynı acımasız döngü: umut doğuyor → düzen kuruluyor → ihanet, güç savaşı, vicdan kaybı → her şey yanıp kül oluyor → yeni umut (ki o da yalan çıkıyor). zombiler sadece dekor. asıl hikaye insanın ne kadar hızlı canavarlaştığı, ötekini yok ettiği ve gücün kime geçtiğine bakılmaksızın kuralların nasıl zalimleştiği. 1. sezon (2010) – şok ve inkar • days gone bye / rick hastaneden uyanır, dünya yok olmuş. atlanta sahneleri, ilk walker’lar. yalnızlığın dibine vurma. • guts / tankın içinde mahsur, glenn’le tanışma, zombi kokusu hayatta kalma taktiği: “kokuyu kapla”. • tell it to the frogs / aileyle kavuşma, kamp hayatı, ilk normal anlar. merle’in rooftop’ta bırakılması. • vatos / yaşlılar evi sandığın şeyin silahlı çete çıkması. insan tehdidi başlıyor. • wildfire / cdc’ye doğru kaçış, jim’in ölümü. herkesin enfekte olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. • ts-19 / cdc binasında son umut. doktor: virüs herkeste var, çıkış yok. umut yalan, sezon finali tam darbe. 2. sezon (2011–2012) – ahlaki pusulanın kaybı • what lies ahead / yolda kalmak, belirsizlik, ilk büyük walker sürüsü. • bloodletting / carl vurulur, hershel çiftliği. hayatta kalma vs tıbbi etik. • save the last one / shane’in
dead inside
"Then you slowly recall all your mind, why your soul's gone cold and all hope has run dry, dead inside." - Decadance (Disturbed)
Müzik
gerilim / suç / aksiyon filmleri shallow grave (1994) danny boyle'un yönettiği filmde ewan mcgregor, kerry fox ve christopher eccleston başrolde. üç ev arkadaşı ölü bir adam ve yanında büyük miktarda para bulur. parayı saklamaya karar verirler ancak güven sorunları ve kıskançlık planı hızla kaosa dönüştürür, hayatları altüst olur. before the devil knows you're dead (2007) sidney lumet'in yönettiği bu suç dramasında philip seymour hoffman, ethan hawke ve marisa tomei oynuyor. iki kardeş küçük bir mücevher soygunu planlar fakat planın basitliği aldatıcıdır, beklenmedik ihanet ve trajik olaylar zinciriyle hayatları çöker. blue ruin (2013) jeremy saulnier'in yönettiği filmde macon blair başroldedir. sıradan bir adam, ailesine yapılan bir saldırının intikamını almak için harekete geçer fakat planı yoktur ve karşılaştığı beklenmedik durumlar onu şiddet ve kaos içinde sürükler. fargo (1996) coen kardeşlerin yönettiği filmde frances mcdormand, william h. macy ve steve buscemi başrolleri paylaşır. küçük bir fidye planı karda geçer, masum gibi başlayan işler kısa sürede suç, ihanet ve trajik komediye dönüşür, kasabanın sakinleri bile bu karmaşaya kapılır. wind river (2017) taylor sheridan'ın yazıp yönettiği bu gerilim filminde jeremy renner ve elizabeth olsen oynuyor. izole bir kış kasabasında işlenen bir cinayetin soruşturmasını konu alır, soğuk atmosfer ve kasabanın sert doğası karakterleri hem fiziksel hem psikolojik olarak zorlar, gerilim yükselir. the gift (2000) sam raimi'nin yönettiği filmde cate blanchett, giovanni ribisi ve hilary swank rol alır. küçük bir kasabada yaşanan gizemli olaylar ve kaybolan insanlarla ilgili gerilim, karakterlerin sırları ve paranoyalarıyla birleşir, basit görünen durumlar hızla karmaşık hale gelir. the killing (1956) stanley kubrick'in
Bring me to life
Beni hayata dödürün Bring me to life İçerisi donmuş (içerisi donmuş) Frozen inside (frozen inside) Dokunuşun olmadan (aşkın olmadan) Without your touch (without your love) Aşkın olmadan sevgilim Without your love, darling Sadece sen (sadece sen) hayatsın (hayat) Only you (only you) are the life (life) Ölüler arasında Among the dead Bunca zaman, göremediğime inanamıyorum All this time, I can't believe I couldn't see Karanlıkta tutuldum ama sen oradaydın önümde Kept in the dark, but you were there in front of me Görünüşe göre bin yıldır uyuyorum I've been sleeping a thousand years, it seems Her şeye gözlerimi açmalıyım Got to open my eyes to everything
Müzik