Ben çocukluğumdan beri, hayatı annemin ölümüne kadar sanmışım, onu anladım ben de. Sanki o ölümce ‘Son’ yazısı çıkacak ve biz de, cennet mi cehennem mi, nereye gideceksek oraya gitmek üzere nakil araçlarına bindirilecektik. Şu ağzı burnu yumruklanası ‘ölenle ölünmüyor’cular olmasa, farkına bile varamayacaktım annem ölünce, hepimizin ölmüş sayılmadığının.
Sadece uyuyor ve özlüyordum. Biraz canım sıkılsa, içim daralsa, tüm enerjimle üzülüyor, kahroluyor, içimi soba kurumu kaplamış gibi nefessiz kalana kadar kederleniyordum.
Ne çok değişiyor dünya, sanki her sabah dünden akılda kaldığı kadarıyla yeniden kuruluyormuş gibi. Her gün biraz daha kendine benzememeye başlıyor her şey o yüzden.