Karşınızdaki insanın size verdiği değeri anlamak isterseniz size ayırdığı zamana bakın.. Bir önceliğiniz yoksa bir değeriniz de yoktur...
Duygu ve Düşünce
"Güneşli günler, bulutlu anılarla değer kazanır."
Reklam
2025 mayıstan kalan bir his
Ardımda kalıyor, bir zamanlar ardında kaldığım. Bu yolları kaç defa uğurlayıp da uğurlanmayayım gözüyle baktığım. Gözü yaşlı, bir çift elin gökyüzüne uzanıp rüzgârı selamlamasıyla oturduğum koltuğa içleniyorum. Ne vardı beni alıp götürecek? İçimde yükselen nidaya da karşı duruyorum. Hâlbuki bu telkinlere ne kadar aşinayım. "Durdur bu abes iştiyakı!" diyen içimden bir dil. Fakat sözlerin şiirselliği anlamı heba ediyor. Çünkü insan, gerçeği kulağıyla bulamayacak kadar çok duyuyor. Hem zaten giden gidiyor bir kere. Ben kalıyorum, etime zırhlanıyor keder. Tek başınalık, kalbimde barınmaktan çok hapsediliyor ve ben bu zoraki hükme razıyım. Ağlasam anlarlardı. Biliyorum. Kızıyorum kendime. İnsan evvela insan olduğunun idrakine varmalı. İnsan evvela kendini tutmalı. Kalbimi mühürlüyor bir acı. Ne yana dönsem, öte ucundan bir damla kanın binbir endişenin doluverdiği... Kalbime dövülüyor bir acı. İçinde yaşamaklığı barındıran bir sevda ile. Kızgın alevle, ucu keskince. Ne yapayım? Elimden gelmeyeni bile bile. Daima susuyorum. Sessizleşiyorum sanıyorlar fakat ben farkındayım ruhum nasıl bir mücadelede. Kaçmıyorum, koşamam zaten. Yürüyorum böyle iki elim ikisi de cebimde. Yetişirsem, vakitten alıp biraz dinleniyorum, gecikirsem adımlarım hızlanmıyor. Kabulüm belki de bu kılçıksız acıya. Bu acı ki ölümü sunuyor elime. Durup durup diyorum "Ölüm var diyorlar, söylenti değil." Her yerden dönemezsin. Bir daha yan yana yürüyemezsin. Aynı sofraya uzanmaz bir daha ellerin. Her vedaya "Allah'a ısmarladık" bile zor gelir, hoşçakalla yetinirsin. Adımlarım bir ağırlık gibi her kaldırışımda dinlenmek özlemi seriyor yoluma. Yorgunluk hiç bu kadar ehven gelmemişti bana. İnsan bazen üç saat uyumak için kendini hunharca yorar, gözü hüzünden sıyrılsın diye. Biraz da olsa uzaklaşabilsin
İnsan ve Duygular
Kimi değer gormeyi hak eder kimi gördünü Değeri yok eder hayat iştə
'Bilgeligini tedbirsizce insanlarin uçucu belleklerine emanet ederdi' çok zarif bir cümle, üzerine düşünmeye değer. Bize emanet edilen hikayeler, konuşmalar yaşantılar nelerdir diye düşündüm. Bilge değilseler de sevdiklerimiz de uçucu belleğimize yaşadıklarını , konuştuklarını, biz de biriken hayatlarını emanet ederler. Milyonlar, diğerlerinin anlattıklarını ve hikayelerini hafızasında saklarlar. Ne güzel bir şeydir bize emanet edilen... #DeProfundis #OscarWilde
Kurtçuklar elmaya dadanmışsa...
Kurtçuklar elmaya dadanmışsa...dışarıdan bakıldığında sapasağlam, albenili ve kıpkırmızı görünen o elmayı, gün gelir içi boşalmış bir kabuğa dönüştürürler. Çünkü onların derdi elmanın bütünü, ağacın geleceği ya da meyvenin estetiği değildir; yalnızca anlık iştahları ve kemirme güdüleridir. Bu çarpıcı biyolojik gerçeklik, insan toplumlarına ve kurumlarına uyarlandığında çok daha derin bir anlam kazanır. Bir yapıyı, bir fikri ya da bir kurumu dışarıdan devirmek zordur; asıl büyük yıkım, liyakatten ve şahsiyetten yoksun zihinlerin, o yapıyı "içten içe, sessizce ve oburca" kemirmesiyle başlar. Dış görünüş ne kadar parlak olursa olsun, özü çürüyen her şey ilk güçlü rüzgârda devrilmeye mahkumdur. İşte bu içten içe kemirilme hali, toplumsal yapının ve kolektif bilincin en büyük trajedisidir. Dışarıdan gelen bir tehdit, bünyeyi teyakkuza geçirip bir direnç odağı oluşturabilirken; içerideki çürüme, mukavemet gösterecek zeminin kendisini yok eder. Felsefi ve toplumsal açıdan bu "içten kemirilme" sürecini üç ana sütun üzerinden okuyabiliriz: Liyakat Krizi ve Kurumsal Çürüme Bir kurumu ya da toplumu ayakta tutan şey, onu oluşturan parçaların işlevselliğidir. Elmanın özünü besleyen damarlar gibi, toplumun damarları da liyakattir. Hak edişin ve yetkinliğin yerini sadakat kılıfı altındaki oburluk aldığında, kurumlar tıpkı o elma gibi dışarıdan ihtişamlı birer "kabuk" olarak kalır. İçeride ise ortak ideal değil, sadece bireysel iştahların tatmini döner. Kabuk ne kadar kalın ve boyalı olursa olsun, taşıyıcı kolonlar boşalmıştır. Şahsiyet Aşınması ve "Mış Gibi" Yapmak Bu süreç, bireysel düzlemde şahsiyetin istilasıyla başlar. Kemiren zihniyet, üretemeyen ama tüketen zihniyettir. Estetikten, ahlaktan ve derinlikten yoksundur. En tehlikeli tarafları ise, elmanın kabuğuna zarar
Reklam
Reklam