Siyahlar olmasaydı beyazın, kötülük olmasaydı iyiliğin, gece olmasaydı gündüzün, nefret olmasaydı sevginin, çirkin olmasaydı güzelliğin, karanlık olmasaydı aydınlığın kıymetini nereden bilecektin ey insan...iyiki zıtlar var, terazi var, idrak tartısı var, tefrik edecek akıl var... şükredecek ne çok şey var, değil mi ?...
Derin ve insanı kendi içine döndüren bu tespit, evrenin en temel yasalarından biri olan, "dualitenin (zıtların birliğinin)" zarif bir özeti...
Aslında hayatı yaşanır ve anlamlı kılan da tam olarak bu denge. Zıtlıklar olmasaydı, dünya tek bir renge boyanmış dümdüz bir tuval gibi olurdu. Ne derinliği kalırdı ne de hikâyesi.
Zıtların idraki bilgeliğe giden yola taş döşer. İnsan beyni kıyaslayarak öğrenir. Sıcağı bilmeden soğuğu, acıyı çekmeden huzuru tanımlayamazsınız. Gölgeler olmasa, ışığın nereden vurduğunu asla anlayamazdık.
"İdrak tartısı", kalbin ve aklın en büyük pusulasıdır. Kötülüğün varlığı bize iyiliği seçme şansı verir; yani iradeyi doğurur. Seçim şansının olmadığı yerde erdemden de bahsedilemez.
Şükrün kaynağıdır farkındalık,ayırdına varmak şükrü getirir. Karanlık bir gecenin ardından gelen sabah güneşi, sadece bir doğa olayı değil; aynı zamanda umudun ve yeniden başlamanın görsel bir kanıtıdır.
Madem idrak tartısını koyduk ortaya, hece vezninin ritmiyle, zıtların o muazzam dengesini anlatan bir şiir gelsin o zaman:
Zıtların Mirası
Gündüz döner geceye, biri ak biri kara
Gözsüzler karadan akı seçemez.
Yarasa gibi ışıktan kaçanlar
Bu bilmeceyi "Ben" ile çözemez
Şer ile hayır, kötü ve iyi
Vicdan terazisinde her an tartılır?
Güzel ve çirkin iç içe durur
Bedenler anca ruh ile hayat bulur