nefes kelam

nefes kelam
@nefeskelam
8 okur puanı
Kasım 2024 tarihinde katıldı
Zıtlar ve hayatın kıymeti...
Siyahlar olmasaydı beyazın, kötülük olmasaydı iyiliğin, gece olmasaydı gündüzün, nefret olmasaydı sevginin, çirkin olmasaydı güzelliğin, karanlık olmasaydı aydınlığın kıymetini nereden bilecektin ey insan...iyiki zıtlar var, terazi var, idrak tartısı var, tefrik edecek akıl var... şükredecek ne çok şey var, değil mi ?... Derin ve insanı kendi içine döndüren bu tespit, evrenin en temel yasalarından biri olan, "dualitenin (zıtların birliğinin)" zarif bir özeti... Aslında hayatı yaşanır ve anlamlı kılan da tam olarak bu denge. Zıtlıklar olmasaydı, dünya tek bir renge boyanmış dümdüz bir tuval gibi olurdu. Ne derinliği kalırdı ne de hikâyesi. Zıtların idraki bilgeliğe giden yola taş döşer. İnsan beyni kıyaslayarak öğrenir. Sıcağı bilmeden soğuğu, acıyı çekmeden huzuru tanımlayamazsınız. Gölgeler olmasa, ışığın nereden vurduğunu asla anlayamazdık. "İdrak tartısı", kalbin ve aklın en büyük pusulasıdır. Kötülüğün varlığı bize iyiliği seçme şansı verir; yani iradeyi doğurur. Seçim şansının olmadığı yerde erdemden de bahsedilemez. Şükrün kaynağıdır farkındalık,ayırdına varmak şükrü getirir. Karanlık bir gecenin ardından gelen sabah güneşi, sadece bir doğa olayı değil; aynı zamanda umudun ve yeniden başlamanın görsel bir kanıtıdır. Madem idrak tartısını koyduk ortaya, hece vezninin ritmiyle, zıtların o muazzam dengesini anlatan bir şiir gelsin o zaman: Zıtların Mirası Gündüz döner geceye, biri ak biri kara Gözsüzler karadan akı seçemez. Yarasa gibi ışıktan kaçanlar Bu bilmeceyi "Ben" ile çözemez Şer ile hayır, kötü ve iyi Vicdan terazisinde her an tartılır? Güzel ve çirkin iç içe durur Bedenler anca ruh ile hayat bulur
Reklam
Bu dünyanın cilvesine kanıp...
Bu dünyanın ahvali bu Gâh yağmur yağar gâh dolu Kar yağar kapatır yolu Belli olmaz sağı solu Bu dünyanın cilvesine Kanıp boşa yanma gönül. Gül solduran bahçesine Güvenip de kanma gönül Bu dünyanın cefâsı çok, Gidecek bir kapısı yok, Gözü açtır, gönlüyse tok, Belli olmaz sağı solu. Dünya bir han, biz yolcuyuz, Gâh aşağı, gâh yüceyiz, Karanlık bir tek geceyiz, Güvenip de kanma gönül. Nefes tüketip yorulma, Bulanıp boşa durulma, Gidip engine kurulma, Yalan söyler dili yolu.
Fildişi kuleden hikmete yol çıkmaz
"Bilgi (ilim), bilgeliğe giden yolun taşlarını döşer; ham maddedir. Bilgelik (hikmet) ise o taştan inşâ edilen saraydır" diyerek mevzuya girelim... Günümüz dünyasında sıkça rastladığımız bir durum "bilmenin kibri"dir, bu kibirlilik zihni ne yazık ki yeni fikirlere, kalbi ise esnekliğe tamamen kapatan konforlu bir hapishane inşa eder... Çokça rastlanılan "Burnundan kıl aldırmayan uzman" tipleri, bilgisinin büyüklüğü altında ezilen ve o bilgiyi bir kalkan gibi kullanan ezik insanlardır aslında... Bu durum, tam da bilgeliğe giden yoldaki en büyük paradoksu doğurur: Ego kördür, bilgiyi sahibini yüceltecek bir "güç unsuru" olarak görür. Oysa bilgi paylaşıldıkça ve hayata karıştıkça güzelleşir. Egonun beslediği kibir, insanı kendi doğrularının mutlak olduğuna inandırarak tefekkürün önünü keser. Bilge insan, bildikçe ne kadar az şey bildiğini fark eden ve bu sayede sürekli bir hayret ve arayış içinde olan kimsedir. Kibirli uzman ise "ben zaten oldum" dediği an, öğrenmeyi ve dolayısıyla derinleşmeyi durdurur. Akmayan suyun yosun tutması gibi, onun bilgisi de bir süre sonra statik bir yüke dönüşür. Bilgi, insanları birleştirmek ve hayata değer katmak için bir köprü olmalıdır. Ancak kibrin beslediği o "fildişi kule" yaklaşımı, uzmanı toplumdan ve hayatın yalın gerçeklerinden koparır. Manadan yoksun, sadece teknik detaylarda boğulan bir üstten bakış üretir. Hakiki bilgelik, cehaletin farkındalığıyla başlar. İnsan zihni, uçsuz bucaksız bir evrende ne kadar küçük bir yer kapladığını idrak ettiğinde, bilmenin getirdiği o ağır yük yerini derin bir saygıya, nezakete ve içsel bir sessizliğe bırakır. Egoyu hikmet yolundaki keskin virajda bırakamadığımızda, yolun başındaki o değerli bilgi, menzile ulaşmamızı engelleyen en büyük prangaya dönüşüyor. Etrafta rastlarız hani,
Kıldan tüyden...
Deni dünyaya ezelden geldik bir kerre ! Dünyaya kıl düzeltmeye gelmedik elbet ! Kıldan tüyden mesellerle uğraşmayalım ! Güzel huylarla bezenmek asıl marifet... Gönül çıfıt çarşısıysa kılın suçu ne ! Kıl tüy gibi mevzularla ömrü tüketme ! İçteki o kebahiri, o putları göm ! Güzel ahlâklı olmak asıl marifet... nefes-kelam.blogspot.com/2026/05/kldan-t...
Liyakat taşlaması...
Çürümenin arttığı bir devranda toplumsal aksaklıkları ve liyakatsizliği eleştiren bir taşlamaya ne dersiniz: Liyakat Taşlaması Üşüşmüşler, sülale boyu, ballara, Doldurmuşlar heybeleri, talan mallarla. Oturmuşlar tevarüsle, tâc u tahtlara, Doğarken sahip gibi, böyle bahtlara. Haramı, mekruhu severek yerler, Kul hakkını torpil ile gasp ederler. Üstüne üstlük ipe un sererken, Adaletten, hukuktan bahsederler. Amip gibi çoğaldı ikbalci zevat, Ehliyet yok, liyakat yok, temel yok. Nevzuhur siyasaya demeli heyhat, Beşik kertmesi ikbal mi? kitapta yok. Eş dost ahbap çavuş bugün dört köşe Dün gece kondudaydı bugünse köşkte Rüşvet iltimas torpil mi ? hak getire ! Okuduğumuz kitapta bunun yeri yok Millete sabır der, kendisi doymaz,
Reklam