Veysel Yılmaz, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor

GÜNDE ORTALAMA NE KADAR SU İÇMEMİZ GEREKİYOR ? BUNUN SAĞLIKLI SINIRI NEDİR?
Kısa cevap: Vücut ağırlığınız, yaşınız, sağlık durumunuz ya da beslenme alışkanlıklarınıza göre değişiklik gösterebilir.
İnsan vücudunun ortalama yüzde 60'ı sudan oluşuyor. Beynimiz, kalbimiz, ciğerlerimiz, cildimiz, hatta kas ve kemiklerimiz bile buna dâhil. Su, bildiğimiz faydalarının yanı sıra vücudumuzun iç sıcaklığının korunmasına, besinlerden elde ettiğimiz besleyici öğelerin vücuttaki hedeflerine ulaştırılmasına ve yaşamsal organların korunmasına da yardıma oluyor.
Günde ne kadar su içmemiz gerektiği konusunda birbirinden farklı birçok görüş mevcut. Bazı uzmanlara göre (vücut kütlesine göre değişiklik gösterse de) ortalama 2 litreye yakın su tüketmemiz gerek. Ama bunun herkes için faydalı olacağını söylemek çok yanlış olur. Çünkü her şeyden önce 2 litre kuralını destekleyen bilimsel bir kanıt mevcut değil. Hatta bazı araştırmalar, günde 2 litre su tüketmenin sağlıklı bireylerin çoğu için ihtiyaç duyulandan fazla olduğunu gösterdi. Ayrıca günlük su ihtiyacımızın tamamını içtiğimiz sudan karşılamıyoruz.
Başlıca su kaynaklarımızdan biri besinler. Yediğimiz her şey belli oranda su içerir. Sebze ve meyveler daha fazla su içeriyor. Örneğin çileğin yüzde 90'ından fazlası sudan ibaret. Araştırmalardan bazıları, eğer sağlıklı besleniyorsak zaten günlük su ihtiyacımızın yüzde 20’sini besinlerden karşılayabildiğimizi gösterdi. Uzmanların günlük su ihtiyacınızı sağlıklı oranda karşılayabilmeniz için önerdiği ve üzerinde uzlaşabildikleri tek bir kural var: Susadığınızda mutlaka içmelisiniz. Çünkü susuzluk hissi zaten vücudunuzun su içmeniz gerektiğini belirten sinyallerinden biri. Bir diğeri de terleme. Ne kadar terlediyseniz o kadar çok su tüketmeniz gerekiyor.

Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 95)Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 95)
İllâmânâ, bir alıntı ekledi.
11 saat önce · Kitabı okuyor

Mehmet Akif & Abdülhamid Han
"Prof. Ekrem Buğra Ekinci, Mehmet Akif'in Sultan Abdülhamid'e düşmanlığını: 'Akif dindardı ama fikriyat itibariyle modernistti. Sultan Hamid'e düşmanlığı bundan ileri gelir; siyasî sebeplerden değil.' diyerek açıklamaktadır.

Mehmet Akif, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin faaliyetleri içerisinde de yer almış, Abdülhamid Han'a yönelik düşüncelerinin tamamı bu örgüt içerisinde yer aldığı dönemlerde şekillenmiştir. İttihat ve Terakki'den ayrılması ise enteresan olmuştur. Örgütün 'Ne yaparsak yapalım, kayıtsız şartsız mutabaat edeceksiniz.' anlayışı, Akif'in bu örgütten uzaklaşmasına sebep olmuştur. İttihatçılar içerisinde şekillenen Akif, daha sonra da Teşkilat-ı Mahsusa'nın içerisine girecektir. Prof. Ekinci de bu durumu: 'Mehmet Akif, Talat Paşa vesilesiyle İttihatçılara karışmış ve o yıllarda Teşkilat-ı Mahsusa'da ajan olarak çalışmıştır.' sözleriyle açıklamıştır.

Mehmet Akif, Muhammed Abduh gibi, dönemin büyük masonlarından birine hayranlık duymuştur. Muhammed Abduh'u övmesinin arkasında, Abduh'un reformist bir din adamı olması yatmaktadır. Reform, aslını kaybetmiş şeyler hakkında yapılan değişiklik ve düzeltmeler olmasına rağmen Akif gibi bir insanın dinde reform istemesine anlam verilemez. Çünkü İslam dini, aslını kaybetmemiştir.

93 Harbi ile Balkan Savaşları döneminde gün geçtikçe kan kaybeden Osmanlı Devleti'nin çöküşüne şahit olmanın verdiği üzüntü ve öfkenin dışa yansıması olarak adlandırılabilecek bu ifade ve ithamlardan mütevellit, Milli Şair'imiz Mehmet Akif'i insafsızca yargılamak doğru mudur?"

Şiir Defterinden Kırk Şair, Kolektif (Sayfa 87)Şiir Defterinden Kırk Şair, Kolektif (Sayfa 87)
Gökhan, bir alıntı ekledi.
23 May 23:37 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Selçuklular-Franklar
Selçuklular'ın İslamiyet'in Sünni mezhebini seçmeleri 'beş yüzyıl önce Franklar'ın Clovis'in önderliğinde Hristiyanlığı seçmeleri kadar önemli bir değişiklik' olarak kabul edilmiştir. Bunun sonucunda Bizans İmparatorluğu'nun Asya'da kalan tüm toprakları elden gitmiş ve Hristiyanlığın tehdit altında olduğu gerekçesiyle Haçlı Seferleri başlatılmıştı.

Savaş Sanatı Tarihi, John Keegan (Sayfa 155 - Sabah gazetesi kitapları)Savaş Sanatı Tarihi, John Keegan (Sayfa 155 - Sabah gazetesi kitapları)
Buğlem Öner, bir alıntı ekledi.
23 May 22:11 · Kitabı okuyor

21.31 (yargı gecesine 50 saat, 29 dakika kala)
Ch nın anlamı: hava ya da nefes.
Ama o zaman neden enter the dragon da ch inin kişinin yaşam gücü olduğunu söylüyorlar.?
Çok farklı çeşit ch ı vardır. Yasam gücü gibi olan kişisel ch i var ama evrensel ch i de en az onun kadar önemli. Zihin, beden ve ruh olarak sağlıklı olmak için evrenle uyum içinde yaşamalısın.
Bunu nasıl yapabiliriz ?
Evrenle birlikte kendinin de değişmesine izin vererek. Ama dikkatli olmalisin; çok az yada çok fazla değişiklik dengesizliğe yol açabilir. Bu da seni hasta edebilir yanı evrenle dengede kaldığın sürece sağlıklı mı olursun?
Kendi içinde de dengeli olmalisin. Ying ile yang in mutlaka denk olmalı.
8- 29 Aralık 2007

Empati, Adam Fawer (Sayfa 68)Empati, Adam Fawer (Sayfa 68)
Gökhan, bir alıntı ekledi.
23 May 18:56 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Barış nasıl sağlanır!
Barışa yönelik çabaların ortaya çıkması, uygarlıkların savaşa karşı tutumlarında önemli bir değişiklik olduğunu göstermektedir. Barışı sağlama çabalarının nedeni politik çıkar hesabı değil, savaşın oluşturduklarına duyulan tiksintidir.

Savaş Sanatı Tarihi, John Keegan (Sayfa 48 - Sabah gazetesi kitapları)Savaş Sanatı Tarihi, John Keegan (Sayfa 48 - Sabah gazetesi kitapları)
ANIL AKCAN, Hayvan Çiftliği'yi inceledi.
 23 May 14:39 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

~STALİN ÇİFTLİĞİ~

Sevgili 1K üyeleri, incelememe başlamadan şunu belirtmek isterim ki böylesi önemli bir kitabı değerlendirmek herkes için zor olsa gerek. Sözüm ona kitabın nesnel degerlendirilmesini çok güç bulmaktayım. Çünkü George Orwell' da kitabını yaşadığı talihsiz olaylar sonrası yazması ve onun bir nevî Rusya (Stalin) yüzünden "genel ideoloji" ye taşlamada bulunması yazarın da gayet öznel bir yaklaşım gösterdiğinin kanıtı olduğunu düşünüyorum. Zira o da bunun farkındaymış ki Çapski' nin (Orwell' ın Sovyetler Birliği' ndeki çalışma kampından ve Katin Kıyımı' ndan kurtulmuş, Paris' e gelen bir arkadaşı) anlattıklarından etkilenip kitabında daha sonradan yaptığı bir değişikliktir. Bu değişiklik şudur. Komün rejimini benimseyen çiftlik saldırıya uğrar, hayvanlar korkuya kapılmıştır. [Güvercinler uçuştular, Napoléon (Stalin) da dahil bütün hayvanlar kendilerini karınüstü yere atıp yüzlerini kapattılar]. --> [ Güvercinler havaya uçuştular, +Napoléon dışında+ bütün hayvanlar kendilerini karınüstü yere atıp yüzlerini kapattılar....]

Burdaki değişiklik Sovyetler Birliğinden kaçan ve rejime karşı olan Orwell' ın arkadaşı Çapski' nin onca acılar yaşamasına karşın Rusya' yı Alman boyunduruğundan" Stalin' in kişiliğinin ve büyüklüğünün" kurtardığını söyler.
"Almanlar, Moskova' yı ele geçirmek üzereyken Stalin kentte kaldı. Moskova' yı onun gözü pekliği kurtardı" der.

Tabi bu değişiklik üzerine Orwell' ın da bir çift sözü vardır. "Böylelikle, Alman saldırısı sırasında Moskova' dan ayrılmayan Stalin' e haksızlık etmemiş oldum. "

Sayın 1K üyeleri... Naçizane görüşüm şudur ki bir toplumun rejim değişikliğinin tamamlanması için ciddi bir zaman dilimine ihtiyaç vardır. Hele ki bu rejim komün rejimi ise. Rusya' da komünizm tam manada başarılı olamadıysa bunun sebeplerini yüzlerce belgeyle ispatlamak mümkündür ama benim için özet niteliğinde bir sebep vardır ki Komünizm' e giden yol sosyalizmden geçmektedir. Das Kapital' i okumuş her insanın komünizm' in kötü bir şey olmadığını zaten anlamıştır. Dedelerimizin Komün rejimini bizlere "dinsizlik" ve dolaysıyla "şeytan işi" söylemlerini dikkate almazsak tabi...

Ben bu açıdan da Orwell' ın komünizmi anlamadığını, kötü bir örnek olan Rusya' nın sadece içinde bulunduğu kötü şartların
dünyaya yansıtılmasının ve yine Orwell' ın kitabını yazmasına esin kaynağı olduğunu düşünüyorum. Yani Orwell, bugün Türkiye' de yaşamış olsaydı, Cumhuriyet ile yönetilen Diktatörlük rejimi karşısında ciddi bir Cumhuriyet düşmanı olabilirdi...

(Spoiler) Çiftlik sahibi çiftlikten ilk kovulduğu zaman komün rejimiyle birlikte hayvanların eşit oldukları ile ilgili ilkeler vardı... Napoléon çiftlik başına geçmeden önce her insanın içinde yaşamak istediği bir distopyadan bahseder... Bunun neresi kötüdür anlamıyorum. Yani rejimin tukaka olmasının nedeni Napoléon ise, bence kötü olan rejim değil, kişilerin kendisidir. Stalin' i eleştirmek eğer rejimi eleştirmekse konuşmamın başında olduğu gibi nesnel bir değerlendirmeden söz edilemez.

Stalin 1927’de kolektivizasyon kararı verdiğinde işlerin trajikleşmesindeki nedene bakacak olursak NEP döneminde zenginleşen köylüleri yani kulakları görürüz. NEP dönemi, bir zorunluluk olarak, Savaş Komünizmi sonrası gelmiş, bu dönemde köylülüğün ticaret yapmasının önü açılmıştır. Bir geri adım olan ve köylülüğün önünü açan NEP’i Lenin önermişti ancak Bolşevik Parti içindeki “işçi muhalefetini” oluşturan Şliyapnikov, Kollontay ve Stalin’i eleştirenlerin dillerden düşürmediği Trotsky eleştirmiş ve NEP’e karşı çıkmıştı. Ama kolektivizasyonu başlatan Stalin NEP’i savunmuştu. Yani, köylülüğe savaş açtığı iddia edilen Stalin aynı zamanda köylülüğün önünü açan NEP’in uygulanmasını sağlamıştı.

Yani kısacası (Lenin toprakları herkese dağıttı. Ama herkes tarlayı ekmedi. 10 birim tarladan 3 birim ürün elde edildi. Bu durum Rusya' da açlık ölümlerine yol açtı. Uzun vadede Rusya' nın sefalet içinde dışa bağımlı olmasına neden olacaktı. Stalin bunu fark etti, toprakları geri aldı, sadece topraktan gelen köylüye verdi arazileri. 10 birim tarladan 10 birim ürün elde edildi. Tabi bu geri alımın nasıl olduğu da aşikar...)

Ben yine de haksızlık etmeyeceğim, kitabı çok fazla beğendim. Akıcı dili, lafı dolandırmaması hoşuma gitti. Edebî derinliği olmamasına karşın ciddi bir hayranlık beslediğimi söyleyebilirim yazara karşı. 1984 etkisi olsa gerek.
Ayrıca kitabı 3 ayda yazmış. Teşekkürler George Orwell.

İyi okumalar...

Tuncay YILDIRIM, bir alıntı ekledi.
23 May 09:53 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Sömestrin ilk günü olduğu için birbirlerini tanımıyorlardı. Ama Atena yerinden fırladı, öteki kızın yakasına yapıştı ve, ''ırkçı'' diye bağırmaya başladı.
Kızın gözlerinin dehşetle yuvalarından fırladığını gördüm. Az sonra olacakları görmek için can atan öteki öğrenciler ise heyecanla izliyorlardı. Ben onlardan bir sınıf büyük olduğum için, böyle bir kavganın nereye varacağını kestirebiliyordum. İkisi de kendilerini dekan yardımcısının karşısında bulacak, disiplin kuruluna verilecek, sonunda büyük olasılıkla üniversiteden atılacaklardı. Belki de ırkçılıktan dolayı polis soruşturması açılacaktı, vesaire, vesaire. Sizin anlayacağınız bu kavgadan ikisi de zararlı çıkacaktı.
''Kes sesini!'' diye bağırdım ama ne dediğimin tam olarak farkında değildim.
Kızların ikisini de tanımıyordum. Gerçi bu dünyayı kurtarmak bana kalmamıştı, dünyanın en dürüst insanı olduğum da söylenemezdi, kaldı ki ara sıra kavga etmek gençlere iyi geliyordu ama yine de kendimi tutamadım.işte.
Genç ve güzel kadına, bir kere daha ''Dur!'' diye bağırdım. Güzellikte kendisinden hiç aşağı kalmayan öteki kızın gırtlağına sarılmıştı. İlkin, dönüp öfkeyle bana baktı. Sonra birden bir değişiklik oldu. Arkadaşının boğazını bırakmamıştı ama gülümsedi.
''Sanırım 'lütfen' demeyi unuttun,'' dedi.
Kafeteryada bir kahkaha koptu.
''Dur,'' dedim yeniden. ''Lütfen.''
Kızı bırakıp yanıma geldi.Herkes bize bakıyordu.
''Çok kibarsın. Sigaran var mı?''

Portobello Cadısı, Paulo Coelho (Sayfa 37 - Can)Portobello Cadısı, Paulo Coelho (Sayfa 37 - Can)
Sessizfirtina, bir alıntı ekledi.
23 May 08:06 · Kitabı okumayı düşünüyor

Başınızı dik tutun, yumruklarınızı da indirin. Kim size ne derse desin, sinirlerinize hakim olun. Değişiklik olsun diye, kafanızla mücadele edin... öğrenmeye dirense de kafa denen şey iyi bir şeydir. - Harper Lee - Bülbülü Öldürmek

Bülbülü Öldürmek, Harper LeeBülbülü Öldürmek, Harper Lee