• @hlsktp
    Bu kitapta Memed'i biraz durgun görürüz. Ama yaptıklarıyla o artık halk kahramanıdır. Dilden dile yayılan kahramanlıklarıyla zihinlere kazınan Memed köylüler tarafından kurtarıcı olarak görülür. Memed, Abdi Ağa'yı öldürmüştür öldürmesine lakin tek kişinin yokluğu düzenin değişmesine yetmemiştir. O bir yandan devletten kaçarken, bir yandan da bu sistemin nasıl değişeceğini düşünür. Zira "Abdi Ağa gitmiş, Hamza gelmiştir." Ali Safa Bey, Hamza, Arif Saim Bey ve diğerleri... Memed hakkındaki destansı anlatım ile okurken kendinizi kitabın içinde bulmamak , Memed gibi intikam hırsına bürünmemek, değişim düşüncesine girmemek, köylülerle o eziyetleri birlikte yaşamamak elde değildir... İtiraf etmeliyim ki bu duygular içerisinde kitap bittikten sonra bir süre kadar etkisi üzerimde devam etti. Keyifli okumalar...
  • "Dünyada görmek istediğin değişim sen ol."
  • O zamanlar dünya küçüktü ve insanlar
    Kardeşlik kokardı yardım duygularıyla
    Paylaşmak, bir sevinci ya da güçlüğü
    Bir karşı koyup biçimiydi hayata.
    Birbirine benzerdi evler, toprak dam
    Beslenen hayvan, çocuk sayısı, daracık camlar...
    Şükrü Erbaş
    Sayfa 16 - Ümit Yayıncılık 5.baskı
  • Sonuç olarak, 15 Temmuz başarısız darbe teşebbüsünden alınacak hayatî derecede mühim dersler bulunmaktadır:

    Birincisi, cemaat ve tarikatlar, basite alınacak bir olgu değildir. Cemaatler, tarikatlar ve dinî organizasyonlar, kendilerine her ne kadar sivil toplum örgütü görüntüsü vermeye çalışsalar da kişi merkezli olmaları, ortak katılımdan yoksun olmaları, devletten bağımsız olmak yerine, devlete muhalif bir tavır takınmaları, bazılarının iktidarı güç kullanarak ele geçirme gayesi gütmesi, ticarî ortaklıklara dönüşmesi ve dinî-ideolojik kalıplar içerisinde faaliyet göstermeleri onların sivil toplum örgütü sayılabilmelerini imkânsız kılmaktadır.Özellikle Türkiye’de tarikatlar ve cemaatler, önderleri veya liderlerinin otoriteleri ve tasallutu altında faaliyet göstermekte ve varlığını bu kişilerle sürdürmektedirler. Diğer taraftan bazılarının dolaylı veya doğrudan siyasetin içinde oldukları, partileştikleri, partilerin potansiyeli ve uydusu hâline geldikleri bilinmektedir. Ayrıca bazı gruplar, bazen iyi niyetli ve insanlara faydalı olmak üzere kendilerine destek veren mensuplarını, müşteri gibi görerek suiistimal etmektedirler. Bazen de, tevhit, ihlâs, tesettür, tekbir ve benzeri kavram, değer ve sembolleri işyeri, dükkân, şirket adı olarak kullanmak suretiyle, onlar üzerinden rant devşirmeğe çalışmaktadırlar.

    İkincisi, milleti kurtaracak olanın yine milletin kendi iradesi olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Türk milleti, bundan önceki ihtilâl ve yahut ihtilâl teşebbüslerinde göstermediği bir tepki göstermiş, iradesini temsil eden Meclis’e sahip çıkmıştır. Böylece millet, İlahî irade ve cüz’i iradenin yanında millî iradenin de savunucusu olmuştur. Artık çağdaş mütekellimler ve sosyal bilimciler, Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Türk siyaset felsefesinin anahtar terimi olan bu kavramı, tekrar tartışmak ve tanımlamak zorundadırlar.

    Üçüncüsü, demokrasiyi daha önce küfür olarak görenler, demokrasi nöbeti tutarak önemli bir değişim yaşamışlardır. Toplumların kendi kendisini yönetmesi olarak tanımlanan demokrasi sahiplenilmeğe ve korunmaya değer görülmüştür.

    Dördüncüsü, laikliğin tekrar tartışılmasına ve tanımlanmasına yönelik yeni bir süreç başlamıştır. Bu süreci sekteye uğratmadan devam ettirmek ve kendi değerleriyle uyumlu olabilecek hürriyetçi bir laikliğe nasıl ulaşılacağına dair fikir ve öneriler ortaya koymak toplumun yararına olacaktır.

    Beşincisi, dinî inançlarda körü körüne bağlanmanın ve kutsallaştırılan şahıslara sorgulamadan itaat etmenin nelere mal olduğu görülmüş, bundan kurtulmanın yolu olarak akılcılığın, sorgulamanın, ferdiyet şuurunun ve eleştiri geleneğinin güçlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Bu da beraberinde din eğitiminin-öğretiminin sağlıklı zeminlerde yapılması ve programların buna göre düzenlenmesi icap ettiğini göstermiştir.

    Altıncısı ve en önemlisi akla, cüz’i irade ve millî iradeye önem veren Hanefî-Mâturidî anlayış, âdeta yeniden keşfedilmeye başlanmıştır. Bu gelenekten yararlanılacaksa, İmam Ebu Hanife ve İmam Mâturîdî gibi âlimlerin kendi dönemleri için ortaya koydukları fikirler yerine o fikirlere nasıl ve hangi usulle (metodoloji, yöntem) ulaştıklarına yoğunlaşılmalıdır. Böylece “reyci/akılcı” din anlayışı, bireylerin aklını ve zihnini özgürleştirecek, hukukun üstünlüğünü güvence altına alacak, millî iradeyi hâkim kılarak demokrasiyi güçlendirecektir. Aksi takdirde Türkiye Şii-Selefî mezhep çatışması veya Bâtıni-Zâhirî zihniyet kutuplaşması zeminine kayacaktır. Türkiye sahip olduğu toplumsal, dinî ve ahlâkî değerleri güncelleyerek tarihte olduğu gibi bugün de Müslümanlar ve insanlığa umut olacak yeni bir İslâm Medeniyeti’nin inşası için elinden geleni yapmalıdır. Bunun için her şeyden önce dinî ve felsefi alanda toplumsal bir aydınlanma ve yenilenmeye ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.

    Sönmez KUTLU
  • Hız ve değişim, modern insanın ufkunu belirleyen iki pusula.
  • Vardığı ilk sonuç, insanın kendini bilme arayışının abesle iştigalden öte bir şey olmadığıydı; çünkü sürekli değişim geçiren özbenlik, tanımın önüne geçmeye mahkumdu.
  • "Yabancı dil" deyince İngilizce, Almanca ve Rusça'dan önce aklına Çince, Japonca gelen var mı? Varsa ne güzel doğrusu. Bazen kavramların içini biraz da olsa dar bir bakış açısı ile doldurabiliyoruz sanırım.

    Okumak sıkıcı hale gelince, okuma şevkini tekrar kazanmak için romandan hikayeye, hikâyeden şiire, şiirden tiyatroya geçmek kadar, Ülke değiştirmenin de gerekli olduğunu anlamış bulunuyorum. Yoksa bir süre sonra akılda hep aynı sokaklar, aynı tipte iş adamları, aynı tipte ev hanımları, aynı tipte çocuklar, aynı tipte evler canlanıyor insanın hayalinde.

    Mao Yan, bu kitapta bir yayıncının kendisinden Çin'de görülen değişikleri konu alan bir yazı kaleme almasını istemesi üzerine bu uzun öyküyü yazmaya başladığını daha ilk sayfada söylüyor. Ki zaten kitabın içinde de sizi de unutmuyor "Gelin şu anıya dönelim." şeklinde anıları içinde dolandırıyor bizi. Kitap güzeldi, yeni bir kültür görmek ve biraz da olsun Çin Tarihi ve Çin'in toplum yapısı üzerine bilgi edinmek için hoş bir kitap.

    İncelemeyi de yazarın kullandığı takma ad olan Mo Yan'ın ne anlama geldiğini söyleyerek bitirelim: "Sakın Konuşma."