Bugün Paylaşımlardan
Tüketmeye alıştık. Telefonu yenilemezsek olmuyor. Mobilyalar kıyafetler arabayı değistirmek iyi hissettiriyor. Illa o mekanlara gidip illa o markaları kullanmalıyız.
Hiçbir şeyden geri kalmamalıyız asla. Tasarruf etmemeliyiz hic.
Bakalım ne kadar daha böyle gidecek?

Acılar insanı değiştirir
Eğer bir insanı değiştirmek istemiyorsanız
Onu
Kirmayin.

Paulo Coelho

Buse Suci, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okuyor

Çünkü içtimai olarak bu hastalık hemen hepimizde var. Bakın etrafa, hep maziden şikayet ediyoruz, hepimiz onunla meşgulüz. Onu içinden değiştirmek istiyoruz. Bunun manâsı nedir.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar (Sayfa 119 - Dergâh Yayınları)Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar (Sayfa 119 - Dergâh Yayınları)
Selman Akalan, bir alıntı ekledi.
20 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

''Herkes dünyayı değiştirmek istiyor ama kimsenin kendini değiştirmeyi düşündüğü yok.''

Her Şey Seninle Başlar, Mümin Sekman (Sayfa 226 - Alfa yayınları)Her Şey Seninle Başlar, Mümin Sekman (Sayfa 226 - Alfa yayınları)
Ayşe Y., Tatar Çölü'ü inceledi.
 20 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

(İnceleme yeniden yazılmıştır.)
DROGO’YA,
Tatar Çölü’nü yeniden okurken adım adım yaşadığın her ana şahitlik ettim... Sen yaşadığın kenti, anneni, arkadaşlarını ve tüm sevdiklerini “bir eylül sabahı” terk ederken yanındaydım. "Yıllardan beri hep bu anı, gerçek yaşamının başlayacağı bu günü” beklemiştin, sezmiştim bunu. Başlangıçlar her daim heyecan verir insana, heybende güneşli günlerin beklentileri, yeni dostlukların hevesleri, dolu dolu yaşanacak bir hayatın heyecanları vardı, halinden bildim… Gerçi sana hayat veren yazar “terk etmek” fiilini bilinçli mi seçti acaba?” diye bir an tereddüt geçirmedim değil. Sonra senin gidişin için sonbaharın seçilmesi, sonbaharın da ayrılığı, hüznü filan çağrıştırması da kafama takıldı, ama ben yine de umutlarına yoldaşlık etmeyi seçtim, başka türlüsü olamazdı zaten, sen öyle hayat ve heyecan doluydun ki benim başka türlü düşünmeye hakkım yoktu.
Sonra yolculuk başladı, senin kafanın içinden geçenleri duyabiliyordum yazar sayesinde.:) Yolun başında yakın olarak gördüğümüz Bastiani Kalesi’nin aslında zannettiğin kadar yakın olmadığını fark ettiğinde gözlerinde ilk hayal kırıklığını gördüm, ama önemsemedim. "Olsun, uzak olsun, ne çıkar, yollar aşılmak için değil midir?" dedim kendi kendime, sen de öyle düşünüyordun. Sonra Yüzbaşı Ortiz’le karşılaştık. Pek iç açıcı bir sohbet yaptığınızı söyleyemem. Senin heyecanlı hallerine karşın onun donuk bir yüz ifadesi vardı ve sana da pek yardımcı olmadı aslında. Sen Ortiz’e sordun: " Kalede insanın canı sıkılmıyor mu, yüzbaşım?” Ortiz’in kayıtsızca “İnsan alışıyor.” diye cevap vermesi zihninde ilk soru işaretlerinin oluşmasına neden oldu ama heyecandan bunu da çok önemsemedin.
Kaleye ulaştığında hiçbir şey hayal ettiğin gibi değildi, bunu biliyorum. Geri dönmek, bazılarının yaptığı gibi oradan ayrılmak için bir süre mücadele ettin, ama sonra yavaş yavaş alışkanlığın tatlı rehaveti tüm bedenini sardı. Alışkanlıklar ve monoton hayatın kendince ritmi zamanla kanına işledi ve Bastiani Kalesi'ni senin için aşamadığın bir hapishaneye dönüştürdü. Öyle ki “kale”nden biraz uzaklaştığında onu arar, özler hale geldin.
Bir keresinde "odanda hüzünlü ve yitmiş bir biçimde, bir lambanın ışığında yatağının kenarında otururken" görmüştüm seni. "Gerçek yalnızlığın" ne olduğunu o zaman anladım. “Çirkin olmayan, tamamen lambri kaplı bir oda, geniş bir yatak, bir masa, pek rahat olmayan bir divan, bir dolap”tan ibaret odanda kendi dünyana gömülmüş bir şekilde yaşamaya çalışıyordun. Seni “bekleyen yaşamı düşünüyor, kendini bu dünyaya, bu dağlara, bu yalnızlığa yabancı hissediyordun” sanki. "Annene mektup yazmaya başladın sonra, birden kendini çocukluğundaki gibi hissettin. Yapayalnız bir fenerin ışığında, artık kimsenin seni görmediği bir anda, tanımadığın bir kalenin ortasında, evinden uzakta, bildik ve güzel şeylerin hepsinden uzakta, en azından yüreğini tamamen açabilmenin bir teselli olacağını" düşünüyordun. Olmadı, yazmak da, "saatleri unutacak kadar okumak" da, dostların da, kasabadaki küçük eğlenceler de teselli olmadı yalnızlığına. Geri dönmek de mümkün olmadı, kabullendin ve “Bastiani Kale”nin duvarlarını aşamadın, kendine yabancılaştın, hüzün, yalnızlık ve melankoli seni esir aldı. Gidenler vardı oysa, sen kalmayı seçtin. Seçim senin seçimindi. Ben yanında sessiz sedasız seni izlerken, tüm hayal kırıklıklarına teker teker şahitlik ederken, senden çok şey öğrendim. Yazarına ve sana çok teşekkür ediyorum...

Benim senden öğrendiklerime gelince: Ömrümüz aslında hep bir şeyleri beklemekle geçiyor, taa çocukluk yıllarımızdan itibaren mutlulukları beklemeye şartlandırılıyoruz adeta. Ânı fark etmek, ânın tadını çıkarmak yerine hep belirsiz olan bir şeyleri bekliyoruz ve mutluluğun o beklenilen şey gerçekleştiğinde yaşanılacağına inanıyor, bu şekilde kendimizi teselli ediyoruz. Oysaki zamanımız sınırlı ve geçen her saniye aleyhimize işliyor, hayat kaçıyor, yaşanmadan, yaşanamadan, bekleyerek geçip gidiyor. Yazar romanda metaforik bir anlatımı tercih ediyor. İnsanın hayatta heyecanını yitirmesiyle birlikte sıradanlaşan, monotonlaşan, birbirinin aynı haline gelen günlerinin onu nasıl yavaş yavaş tükettiğini, ruhunu nasıl boşalttığını anlatıyor bize. İnsana, insanlığa bir uyarı yapıyor aslında. Monotonluk bir zehir gibi girer insanın kanına. İnsan, rahatlığa, alışkanlığa esir düştüğünde bu durum onun içine kapanıp kaldığı bir kaleye dönüşür adeta. Aslında bu kalenin surlarını aşmak başlangıçta kolay gibi görünür, ama zaman geçtikçe insan daha da gömülür kendi kalesine ve sonunda içinden çıkamaz hale gelir.
Buzzati, insan ruhunu iyi tanıyan bir yazar ve romanıyla bizleri alışkanlık tuzağına düsmememiz konusunda nazik bir şekilde uyarıyor. Etrafımızda bizi bundan alıkoyan onca engel varken hayatın anlamını keşfedip kendimizi aşmak, beklemek yerine faaliyete geçip şartları değiştirmek hiç kolay değil. Ama her şeye rağmen harekete geçmek ve makus talihimizi yenmek "bizim elimizde" yeter ki bu farkındalıkla yaşamayı öğrenelim. Anahtarlar içimizde...

Not: Yazıda yer yer kitaptan alıntıları kullandım, bu alıntıları tırnak içinde verdim. Akışı bozmamak adina sayfa numaralarını belirtmedim, ancak yaptığım tüm alıntılar sayfamda mevcuttur.



BU KİTAP HAKKINDA YAZDIĞIM DİĞER İNCELEMEMİ ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIMLA BLOGUMDAN OKUMAK ISTERSENİZ:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...-uzerine-dusunceler/

Gözde, bir alıntı ekledi.
22 saat önce · Kitabı okudu · 10/10 puan

"Erkeklerden nefret ettiğimin farkındaydım; fakat bu sırrı uzun yıllar başarıyla sakladım. En çok nefret ettiğim erkekler bana öğüt vermeye kalkışanlar ya da beni yaşadığım hayattan kurtarmak istediğini söyleyenlerdi. Onlardan daha çok nefret etmem, benden daha iyi olduklarını ve yaşamımı değiştirmek için bana yardımcı olabileceklerini sanmalarındandı. Şövalye gibi görürlerdi kendilerini; başka koşullarda oynayamadıkları bir roldü bu. Benim düşük bir insan olduğumu anımsatarak, kendilerini soylu ve üstün hissetmek isterlerdi. Onlara bu rolü oynama fırsatını vermezdim."

Sıfır Noktasındaki Kadın, Nevâl es-Saadavi (Sayfa 93 - Metis)Sıfır Noktasındaki Kadın, Nevâl es-Saadavi (Sayfa 93 - Metis)

W. SHAKSPEARE
"İyi ol fakat çok iyi olma.

Birazcık huysuz ol fakat çok değil.

İçinden geliyorsa dua et.

Eğer sana rahatlık veriyorsa arada bir küfür de et.

Etrafındakilere mümkün olduğunca dostça davran, müşfik ol.

Eğer bir gün kötü davranmanı gerektirecek bir durum karşısında kalırsan;

bağır, çağır, kır, dök ve unut!

Her zaman ve her yerde eline geçen bütün saadeti yakala,

en ufak bir parçanın bile kaçmasına izin verme.

Yaşa, herşeyden önce! yaşa ve sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun

için, laf olsun diye günlerini geçirme.

Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan;

bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev!

Hayatını o şekilde yaşa ki;

her an kendi elini sıkabilesin ve her gün faydalı olan,

hiç olmazsa bir şey yap ki;

gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine

"Ben elimden geleni yaptım" diyebilesin.

Düşüncelerin neyse hayatında odur.

Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan düşüncelerini değiştir."

Beybûn, bir alıntı ekledi.
 Dün 20:18 · Kitabı okuyor

Fazla teferruata girmeden şurasını da işaret edeyim ki, saat kadar derin şekilde olmasa bile bu benimseme ve uyma keyfiyeti bütün eşyamızda vardır. Eski şapkalarımız, ayakkabılarımız, elbiselerimiz gün geçtikçe bizden bir parça olmazlar mı? Onları sık sık değiştirmek isteyişimiz de bundan değil midir? Yeni bir elbise giyen adam az çok benliğinin dışına çıkmışa benzer : Kendinden uzaklaşmak, ona bir değişikliğin arasından bakmak ihtiyacı, yahut “Ben artık bir başkasıyım!” diyebilmek saadeti.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi TanpınarSaatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar
Janmajör, bir alıntı ekledi.
Dün 17:19 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Yakmak için koca koca Fırınlar yapacaklarına, Yahudiler'le Çingeneler'in göz ve saç rengini değiştirmek daha kolay olmaz mıydı?

Boyalı Kuş, Jerzy KosinskiBoyalı Kuş, Jerzy Kosinski
Muhammed Karakaya, Pireyi Nasıl Deve Yapıyoruz?'u inceledi.
Dün 15:28 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Annem babam beni niye sevmiyor?
Herkes neden arkamdan konuşuyor?
Her şey üstüme üstüme geliyor. Niye?
Yoksa bana büyü mü yaptılar?
Hatasız olmalıyım. Ama nasıl?
Sorunlarımı unutmak istiyorum. Ne yapmalıyım?
Bu ve buna benzer pek çok sorun yaşıyoruz… Kimimiz bu sorunların üstesinden geliyor kimimiz her geçen gün daha da büyüyen problemler yumağı içinde kıvranıyoruz.
Oysa bu sorunların çözümü çok basit: Bakış açımızı değiştirmek!Hayatı olmasını istediğimiz gibi değil de olduğu gibi görebilmek.İşte o zaman deve sandığımız problemlerimizin aslında pireden de küçük olduğunu fark edebileceğiz.Ergenlikten yetişkinliğe pek çok kişinin sorunlarına cevap bulacağı bu eserle, hayatınıza yeni bir pencere açabilir, büyüttüğünüz sorunların üstesinden kolayca gelebilirsiniz; hem de bir terapistten yardım alırcasına.Problemleri yaşayan veya yaşadığını iddia edenlerle birebir yapılan görüşmelerden hareketle kaleme alınan bu kitap aslında problemlere çözüm sunmuyor. Pireyi nasıl deve yaptığımızın resmini çiziyor ve çözümün altın anahtarını elimize sunuyor gerçekten de öyle