MAHZA, Aşk-ı Sükun'u inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · 6/10 puan

Allah’ın Halil’i,ölüm haline gelince kolay kolay Azrail’e can vermedi.
Dedi ki:Yürü git,padişaha arz et,de ki:
Halil’inden can isteme gayri!
Allah,Hz.İbrahim’e buyurdu:
“Eğer Halil’imsen Haliline canını feda et!”

Birisi Halil’e sordu:
“Ey alemi aydınlatan,neden Azrail’e can vermiyorsun?Aşıklar,yolda canlarıyla başlarıyla oynarlar;sen neden canını gözetmektesin?”
Halil dedi ki:
“Ben az önce can verecektim ama araya Azrail girdi.Halbuki ben ateşe atılırken Cebrail gelip,”Ey Halil,demişti.Benden bir şey iste!”
O zamn ben Cebrail’e bakmadım.Çünkü o,benim yolumu kesiyor,Beni Allah’tan alıkoyuyordu.
Cebrail’e bile baş eğmemişken nasıl olur da Azrail’e can veririm?Allah’tan ‘Canını feda et!’sesini duymadıkça can vermem.Fakat o can vermemi emrederse bütün can ülkesi gözümde arpaya bile değmez bence.
O emretmedikçe iki alemde de canımı,başka birine teslim etmem...”
Mantıku’t Tayr’dan

Aykut ÖZCAN, bir alıntı ekledi.
 6 saat önce · Kitabı okudu · 7/10 puan

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.

William Shakespeare 66.Sone

Soneler, William Shakespeare (Sayfa 72)Soneler, William Shakespeare (Sayfa 72)
Reşit Berkay Kocaaslan, bir alıntı ekledi.
8 saat önce

Kaderinin şoförü sensin. Emin ol. Onu dram istikametinde sürme. Biraz gül, yahu! Değmez vallahi bu dünya.

Yalnızız, Peyami SafaYalnızız, Peyami Safa
T A N S U, Küçük Prens'i inceledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · 9/10 puan

Sizler de güzelsiniz, ancak bir şey ifade etmiyorsunuz. Sizin için ölmeye değmez. Yoldan geçen biri, benim gülümün sizlere benzediğini sanabilir, ama benim gülüm sizden farklıdır ve hepinizden daha değerlidir. Ben onu suladım, rüzgardan korumak için fanusun altına sakladim... Tırtılları, ona zarar vermesinler diye öldürdüm. Onun sızlanmalarını, övünmelerini, hatta kimi zaman da suskunluğunu dinledim. Çünkü o, benim biricik gülümdür.

Medine T., Mutlu Bir Son'u inceledi.
 14 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde

Memduh Şevket Esendal kimdir?

Memduh Şevket Esendal, 29 Mart 1883'te Çorlu'da doğdu. Aile çiftçilikle uğraşıyordu. Birbirini izleyen savaşlar yüzünden, düzenli bir öğrenim yapamadı; kendi kendine Fransızca, Rusça, Farsça öğrendi. Girdiği (1906) İttihat ve Terakki Cemiyeti'nde 1908'den sonra müfettiş olarak çalıştı. Birçok yeri bu görevle dolaştı. Balkan Savaşı patlayınca (1912), aile Çorlu'dan İstanbul'a göçtü. Büyük Millet Meclisi kurulunca Anadolu'ya geçti. Atatürk'ün yanında yer aldı. Azerbaycan'da (Baku'da) elçilik görevinde bulundu (1920-1924). Sovyet Rusya'nın bu cumhuriyeti kaldırması üzerine İstanbul'a döndü. Galatasaray ve Kabataş liselerinde tarih-coğrafya öğretmenliği yaptı. Tahran Elçisi (1925-1930), Elazığ Milletvekili (1931-1933), Kabil Elçisi oldu (1933-1941). Bilecik Milletvekili (1941) seçildi, aynı yıl CHP Genel Sekreterliğine getirildi. Bilecik Milletvekilliğine yeniden seçildi (1946). 1945 yılında CHP Genel Sekreterliğinden ayrıldı. 16 Mayıs 1952 tarihinde, Ankara'da dünyamızdan ayrıldı. (http://www.bilgiyayinevi.com.tr/memduh-sevket-esendal)

Türk edebiyatında Çehov tarzı öykünün ilk temsilcisidir.
Kişilerin günlük yaşamda dikkat çekmeyen yönlerini anlattığı öyküleri ile tanınır.
Durum öyküsünün ilk temsilcisi olan yazarın son derece güçlü bir gözlem yeteneği vardır.
Kendi ifadesiyle “topluma ayna tutan” bir sanatçıdır. Toplumun aksayan yanlarını, insanların psikolojik sorunlarını ruhsal durumlarını ele almıştır.
Öyküyü gereksiz süslemelerden kurtarmıştır. Dili, konuşma dilidir.
Yapıtlarında sıradan insanların gündelik yaşamlarını anlatmıştır.
Hayatı ve olayları nesnel bir şekilde yansıtmıştır. Edebiyatsız edebiyat yapmaktan yanadır.
Kişilerini daha çok İstanbul Aksaray’daki orta tabakadan seçmiştir.

(https://www.edebiyatogretmeni.org/memduh-sevket-esendal/)

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Durum (Kesit) Hikâyesi Nedir?
Bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.
Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için "Çehov Tarzı Hikâye" de denir.
Bizdeki en güçlü temsilcileri: Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra'dır.

(https://www.turkedebiyati.org/...llikleri-ve-ornekler)

------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İlk kez bir Esendal kitabı okudum. Kitapta çok tanıdık onlarca hikâye var. Neden tanıdık? Çünkü yazar bizi yazmış. Nasıl mı? İşte şöyle;

Günün birinde yaşlı adamlardan bazılarının başına geldiği gibi buna da bir evlenmek hastalığı geldi. Yapmacıktan ağlayıp sızlıyor;
“ Bu ev, oğlum, kadınsız olmayacak” diyordu.
Sonra anlaşıldı ki, meğer kendi evlenmek istiyormuş! (83)

“ Ne var? ” dedim.
“ Beni evden kovuyor” dedi.
“ Niçin? ” dedim.
“ Hiç canım,” dedi, “çamaşırları yokmuş, buna bakılmıyormuş. ”
O değil, karıyı alacak ya… Karı, “Gelirim ama evdekileri çıkarırsın” demiş. (85)

… babam bütün nesi varsa yeni karısının üstüne ediyormuş. (87)

“Hiç sarhoş değilim. Kendi iyi adam, ağzı çirkin” dedi, “yüzüne bakamıyorum.” (90)

Birkaç kuruş aylıkla bir köşeye atmışlar, yüzüne bile bakan olmuyor. Niçin? Çünkü bozuk bir suratı var. Kötü değil, çirkin, bozuk ve sevimsiz! Çırpınıyor, kendini anlatmaya uğraşıyor, ancak bilmiyor ki dili, kalemi, kafası ile yaptığını suratı, kılığı bozuyor. (91)

Birine varılmak istenince başkaları göze küçük görünür. Kestirmeden işi bitirmek, söylenecek sözü söylemek de hoştur. (105)

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Pekiyi, biz, neden bizi anlatan birini tanımayız? Yoksa kendimizden mi, gerçeklerden mi kaçarız? Yoksa bu hikâyeler sıradan mı gelir, tıpkı kendimizi sıradan bulduğumuz gibi? Ne de olsa hikâyeler de anlatılan bizizdir, değil mi? Kitaplarda illa ki farklı bir dünyayla mı karşılaşmalıyız?

Neden yazarın eserleri az okunur? Hatta neden bazılarımız yazarın varlığından bile bihaberizdir? Yazarın eserlerinin telif hakkının Bilgi Yayınevinde ve “Mutlu Bir Son” adlı kitabın sadece bir kez 2005’te basıldığını biliyor musunuz? Pekiyi, bu ne demek? Koskoca 13 senede bu kitap çook az okunmuş demek. Baskı âdetini de unutmamak lazım tabii (kitapta nedense yazmıyor). Ama kaç adet basılmış olursa olsun, şu bir gerçek ki; Esendal’ı tanımıyoruz.

Bir Esendal kitabının piyasa fiyatı 24 lira (sitelerden daha indirimli alınabilir). Evet, pahalı. Ama değmez mi? Yazarın sadece bir kitabını almaya değmez mi?

Yabancı yazarları da okuyacağız elbet ama kendi yazarlarımızı da unutmayalım. Çünkü onlar “bizi” anlatıyor.

Aşağıda yazarın beş hikâyesi var. Yazarı tanımak için bu öyküleri okuyabilirsiniz.

1. https://ertugrulharman.com/...mduh-sevket-esendal/
2. https://www.aymavisi.org/...evket%20Esendal.html
3. https://www.liseedebiyat.com/...-sevket-esendal.html
4. https://okumagunlugu.com/...sendal-hikaye-metni/
5. https://www.liseedebiyat.com/...14-mse-47326032.html

Keyifli okumalar dilerim.

* Kitabı "Esendal Okuma Etkinliği" ( #29773088) sebebiyle okudum. Etkinliğimize herkesi bekleriz. :)

Gültekin Özdemir, bir alıntı ekledi.
 16 saat önce · Kitabı okuyor · İnceledi

Felsefe Nedir?
"Soruşturulmayan üzerinde düşünülmeyen bir hayat yaşanmaya değmez" Sokrates. İnsan kendi hayatını inceleme kabiliyetine sahiptir. Bu olmaksızın o hiçtir. Felsefe, insanı insan yapan ve bir hiç olmaktan kurtaran araştırma, soruşturma ruhunun, anlamlandırma, yorumlama ve değerlendirme etkinliğinin, önemli sorular sorma ve onlara ciddi olarak cevaplar verme özelliğinin, erdemli olma ve mutlu yaşama talebinin, kısaca bilgeliğe ulaşma özleminin en hakiki ve belki tek ifadesidir.

Felsefeye Giriş, Ahmet Arslan (Sayfa 37)Felsefeye Giriş, Ahmet Arslan (Sayfa 37)
GamzeHakan, bir alıntı ekledi.
26 May 23:46 · Kitabı okuyor · Beğendi

"...Sana teşekkür borçluyum evlat... Bana dünyanın hakikaten suratına tükürülmeye bile değmez olduğunu ve bu dünyada suratına tükürülmeyecek bir tek, ama bir tek insan bile bulunmadığını sağlam bir şekilde ispat ettin..."

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali (Sayfa 184)İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali (Sayfa 184)

DOSTUMA...
Güzel geçecek hayat yarınların yanında
Sen gül,sen mutlu ol!
Boş ver değmeyecek insanlara
Üzülme!
Değmez bu hayat göz yaşlarına
Sen özelsin bir mucizesin seni sevenlerin yanında
Takma seni sevmeyeni,seni bilmeyeni
Sen kendini biliyorsun ya takma değmez insanlara