Hayat, gizliden gizliye, küçük yudumlarla, çatlaklarla canımı acıtıyor. Az önce başım döndü; sendelemeye yol açan türden bir baş dönmesi değil, beyindeki cansız bir boşluğa benzeyen ve bu boşluğun içgüdüsel olarak farkına vardığım bir baş dönmesiydi bu. Çok yalnızım, kalabalıklar tarafından kuşatılmışım. Yazmayalı aylar oldu. O zamandan beri zihinsel bir uyku halindeyim, bir başkasının hayatını yaşıyorum. Temsili bir mutluluk hissediyorum sıklıkla. Hiç var olmamış gibiyim. Sanki bir başkasıyım. Düşünmeden yaşıyorum. Kendimi tanımaya başlıyorum. Bir varlığım yok benim. Olmak istediğim ile başkalarının beni dönüştürdüğü şey arasındaki boşluğum ben. Beni odamda rahat ve tek başıma bırakmanızı istiyorum sadece. Benim için hayat, uçuruma giden otobüs gelene kadar kalmak zorunda bırakıldığım yol kenarındaki bir handır sadece. Bu hani bir hapishane olarak düşünebilirim çünkü içinde beklemeye zorlanıyorum; bir sosyal merkez olarak da görebilirim çünkü burada başkalarıyla karşılaşıyorum. Fakat ne sabırsızım ne sıradan. Hiçbir zaman aktif bir yaşam sürme konusunda becerikli olamadım. Daima hiç kimsenin atmayacağı yanlış adımları attım; diğer insanlara kolay gelen şeyler uğruna daima çaba harcamak zorunda kaldım. Hayatım boyunca attığım her adımı yeniye karşı bir korku duyarak attığıma ve tanıdığım her insanin her gün daldığım korkulu düşünceleri beslemek için önüme sunulan, biilinmeyenin yeni ve canlı bir parçası olduğuna inandığım için her şeyden uzak durmaya, hiçbir yere gitmemeye, eylemlerimi en aza indirmeye, insanlarla ve olaylarla karşılaşmaktan olabildiğince kaçınmaya, vazgeçişte ilerlemeye ve mükemmelleşmeye karar verdim. iste yaşamak bu kadar dehşett ve eziyet verici benim için. Gördüğümü ya da dokunduğumu iddia edemeyeceğim buzlu camdan bir paravan vardı daima hayat