Donmuş bir gölün üstünde koşmayı, bisikletimin üstünde dans etmeyi, göğsümü ısıtan ateşin yanında yıldızları seyretmeyi, kulağıma değecek güzel gerdanlı bir kuşun sesini ya da eşsiz bir müziği, yüreğini burktuğu yerde bir kadının bir erkeğe söyleyeceği şeyleri öylesine çok seviyordum ki biriktirip kazandığım ne varsa, para, itibar, aile, iş bir kenara itebiliyordum. O eşsiz hazları tattığınızda yok olmaya aldırmıyorsunuz.
Tüm bunlar olurken dışarıdan sizi izleyen bir insanın yargılarında ne kadar “saçma, dengesiz” geldiğiniz düşüncesi olur. Çünkü bu yargılara sahip insanlar tüm bunları imkansız hayaller olarak görürler. Hiç düşünmezler bir gün öleceklerini. Karşılara geçip en sevdiğim soruyu sorarım onlara ” Hiç ölümü önemsizleştiren bir duygu yaşadınız mı? “
Tüm bu sorumlulukların, soruların üzerinde, karşılığında ömrümü verebileceğim kadar büyük bir haz edinmek için yaşadığım şu zor hayatım.
Söyleyin hadi ! bilmediğiniz, anlamadığınız şeyler sizi mahvetsede yaklaşan bunca cazibeli mutlu şeylerden kaçar mısınız ?