Birbirini tanımayan birçok toplumda bilgelik tanrılarının ortak özelliklere sahip olması bu toplumların Merkürün hareketleri ve etkileri hakkında özdeş astrolojik dünya görüşlerine dayanmaktadır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Türk mitosunda demircinin fonksiyonu ilk şamanın yaratılışına dek geri çekilebilir. İlk şaman bir kartal yumurtasından
doğmuştur. Bu yumurtadan çıkan ikinci çocuk ise demircilerin atasıdır. Şaman ve demirci arasında fonksiyon ortaklığı ikisinin de ateş kullanarak yaraları iyileştirebildiği düşüncesinden doğmuştur. Şaman ateşle körmösleri kovalayarak bedeni tinsel yönden iyileştirirken demirci korlaşmış demir ile açık yaraları dağlayarak iyileştirir. Bu bakımdan demircinin görevi sadece zanaatkarlık ve savaşçılar için ekipman üretmesi değil aynı zamanda hekimliktir. Demirciler zanaatkarlık, savaşçılık ve hekimlik gibi fonksiyonların tümünü temsil eden tipler olarak aynı zamanda toplum kurucu kahraman olarak görülürler.
Eski Türkler ve Moğollar ateşi kara büyüyü bozan arındırıcı bir güç olarak algıladıklarından gerek Bizans heyetini ağırlayan Göktürkler gerek Batılı elçi heyetlerini davet eden Moğollar yabancıları kağanın huzuruna çıkarmadan önce iki ateş arasından geçirmişlerdir. Aynı arındırma işlevi yüzünden erken dönemde Göktürkler ölülerini yakarak defnetmişlerdir. Yakılan bedendeki tinlerin serbest kalacağına ve dumanlar aracılığıyla üst dünyaya ulaşacağına inanılırdı. Türk kozmolojisinde ölüm sonrasındaki kırk günün ne kadar kritik olduğu düşünüldüğünde bu ritüelin tinlerin körmöslerce yer altına çekilmesini önlemek için geliştirilmiş bir uygulama olduğu açıktır.
Ötüken aynı zamanda Göktürk devletinin karargahının bulunduğu yeşil dağın adıydı. Çorak bozkırın tam ortasında sulak alanlar ve sık ormanlarla kaplı küçük bir bölge olduğu için toprak ananın gücünün yoğunlaştığı kutsal bir mekan kabul ediliyordu. Aşina klanı muhtemelen başlangıçta kendilerine ait bir tanrıça olan Ötükeni iktidarlarını kurmalarının ardından hükmettikleri tüm topraklarla özdeşleştirdiler. Türk kağanları Orhun yazıtlarında halklarını uyarıyor ve her ne pahasına olursa olsun Ötükeni terk etmemelerini haykırıyorlardı. Bu kutsal topraklar terkedilirse Türklerin kanı ırmak gibi akacak ve kemiklerinden dağlar oluşacaktı.
Bilinenin aksine şehvet tanrıçaları tüm kültürlerde insanı merkeze koyarak ortaya çıkmazlar. Greklerin tanrıça Afroditi ve Hintlilerin iki aşk tanrısı olan Kama ve Krişna gibi figürler içinden çıktıkları yerleşik toplumda seks üstüne teorik yazın üretildiği için gelişmişlerdir. Hem Grek hem de Hint doğa filozofları aşk ve seks üstüne bol bol düşündükleri, hatta sevişmenin kişiye verdiği hazzı artırmaya dayalı reçeteler hazırladıkları için aşk tanrıları ikonografide hep haz odaklı sahnelerle sunulur. Brahmanist Hindistanda ikinci yüzyıla tarihlenen ve yazarı bilinmeyen bir seks ve esrime tekniği kitabı olan Kama Sutra bunun en iyi örneğidir. Bununla birlikte Türkler, Moğollar, Keltler, İskandinavlar ve Slavlar gibi toplumlarda teorik düşünce gelişmediğinden şehvet tanrıçaları sadece insanları değil hayvanlar ve tahıllar dahil olmak üzere tüm doğal kaynakların çoğalmasını simgelemiştir. Bu durum söz konusu halkların toplumsal yaşamda sekse bakışlarının Grekler ve Hintliler kadar derinlikli olmadığını göstermektedir.