Herkes yaşam koşullarının ağırlığından, karşılaştığı zorluklardan ve hayatın düzensizliğinden bahsedip dert yanıyor, fakat hayatı düzene sokmak ve daha yaşanılır kılmak adına kimsenin bir şeyler yaptığı yok. Sanki bizler hepimiz hayatın dışında bulunan seyircileriz, her birimizi sınırsız yetkilerle donatılmış hakimler olarak görevlendirmişler. Herkes büyük işler, büyük şahsiyetler, büyük sevinçler talep ederken, kendisini ve çevresindeki hayatı alışılmış bayalığın, aptallığın ve hiçliğin hiç olmazsa bir milim üzerine çıkarak yükseltmek çok az kişiyi düşündürüyor. İnsanlar borçlarını ödemekten ne pahasına olursa olsun kaçan kötü niyetli borçluya benziyor.
"Ve bütün bunlar sanki olağan şeylerdir. İnsanların doğuştan öfkeli olmasından değil, sürekli bir şeylere muhtaç ve fakir hayat sürmelerinden doğan öfke duygusunun sonucudur bunlar. İnsanlar doğuştan öfkeli, kötü kalpli ve kusurlu değiller, sadece baskı altında, sindirilmiş durumdadırlar. İhtiyaç ve yoksulluktan, ağır çalışma koşullarından, toplumun diğer kesimleri tarafından hor görülmek ve ihmal edilmekten mustaripler. Kalplerini dolduran kin ve öfkeyi daha zayıf bireylere yöneltmek, hırslarını onlardan çıkarmak için fırsat kollamaktadırlar.
Milyonlarca insan derin, akıllara durgunluk veren bir yoksulluk içinde doğarak yaşamakta ve ölmekte. Bu böyle mi olmalı? Birçoğu doğuştan zeki olan milyonlarca insanın hayatı akılsız hayvanlardan farksız. Milyonlarca kardeşimiz kaba, acımasız ve ahlaksız bir ruha sahip. Bütün bunlar kader midir? Yüzlerce aşağılayıcı ve onur kırıcı "böyle mi olmalı" sorusundan utanç duyuyor musunuz? Toplumun bütün kesimlerine sirayet eden utanç verici aptallık ve umursamazlık da kader olarak mı görülmeli?
Halkın büyük bir bölümünün eğitimsiz olması devlet eliyle yapılan bir kötülüktür. Bu durum kendini talan etme, yıkıma uğratma ve aşağılamadır. İlkel halkların fakirlik ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmalarının nedeni sahip oldukları toprakların zenginliklerinden faydalanmamalarıdır.